Zeytin Ağaçlarının Gölgesinde & Filistin Edebiyatından Portreler

Peren Birsaygılı Mut yeni çıkan “Zeytin Ağaçlarının Gölgesinde” kitabıyla ilgili yazdı. Bir toplumun mücadelesini anlamak için, sadece politik bakışın yetmeyeceğini vurguluyor. Filisitin mücadelesini kalemiyle, şiiriyle, sanatıyla, çizgisiyle sürdürmüş portreleri hatırlatıyor. 

zeytin.jpg

Bir akşam, Naci el-Ali’nin yakın arkadaşı Irak asıllı ressam Hani Mazhar ve eşi Selam Hanım’la buluştuk. Mayıs ayı ortalarıydı, İstanbul’a gelmişlerdi, dışarıda şahane bir hava vardı ve ben uzun uzun sohbet edeceğimiz için heyecandan ölebilirdim. Filistin direniş edebiyatı hakkında bir kitap hazırladığımdan haberdardılar. Sohbetimiz de ağırlıklı olarak bu konu üzerineydi. Onlar da en az bizim kadar heyecanlıydılar ve zamanın nasıl geçtiğini anlamadan saatlerce konuştuk. Naci el-Ali’nin yaşadıklarının en yakın tanıklarından birisiydi Hani Mazhar. Hanzala’yı çizerken yanındaydı hatta onu kaybettikten sonra bir derginin isteği üzerine birkaç Hanzala karikatürü dahi çizmişti. Hatırasını yaşatmak ve Hanzala’nın ölmediğini göstermek istemişlerdi böyle yaparak. Dünyaya sırtını dönmüş olan bu çocuk, her ne olursa olsun yaşamaya devam ediyordu.

Devamını oku

Leylek Ve Yavrusu

Prof. Dr. Aliye Çınar Köysüren yazdı… 

Adsız.png

Leyleğin biri yavrusunu kaybetti ama onu bulma ümidini asla yitirmedi…

Yanında duran kargaya, “eğer ki bir şeyi çok istersek, bütün dünya onun gerçekleşmesi için yardımımıza koşarBen de yavruma kavuşmayı çok istiyorum, bunun gerçek olacağına da yürekten inanıyorum.” dedi.

Karga, güldü, “siz dünyanın bir ucundan öteki ucuna gidiyorsunuz. Göçmen kuşlarsınız. Küçücük yavrun kim bilir nereye uçmuştur, nereye düşmüştür” dedi.

Leylek, hemen itiraz etti; “sen akıllı olabilirsin… Kargalar akıllı diye biliyorum, ama dostum sen, sen sevgiyi önemsemiyorsun galiba”… Çünkü “dünya sevgiyi bilmeyenler (kalpsizler) için epeyce büyük/uzak, sevenler için ise çok küçüktür”, diyerek yavrusunu aramak üzere yola koyuldu. Biraz uçunca, bir martının kendisine doğru geldiğini, gagasında da bir simit getirdiğini fark etti.

Devamını oku

Çin: Merkezi ‘Liberal’ Krallık

Cengiz Sözübek yazdı…

çin (2)

Çin’in daima uluslar birliğinin dışında kalmasını, böylece hayallerini beslemesini, nefretini artırmasını ve komşularını tehdit etmesini göze alamayız. Bu küçük gezegende kızgın bir tecrit ediliş içinde yaşayacak, kabiliyetli bir milyar insan için yer yoktur.” (ABD Eski Başkanı Richard Nixon, 1967)

Çin’in barışçıl gelişimi, hegemonya peşinde koşan geleneksel kalıbın dışına çıkmıştır. Birleşik Devletler Çin’in, milletler topluluğunun güçlü, müreffeh ve başarılı bir üyesi olarak yükselişini memnuniyetle karşılamaktadır.” (ABD Eski Başkanı Barack Obama, 2011)

Amerika’nın kurucularından Püritenler “Tüm dünyanın gözü üzerimizde, bir tepe üzerindeki şehir gibi olacağız” demişlerdi. Özellikle II. Dünya Savaşı ve sonrasındaki Soğuk Savaş döneminde Batı için “kurtarıcı” olarak görülen Amerika hep bu eşsiz olma hissiyatına sahip oldu. Çincede Çin kelimesinin anlamının “Orta/Merkezi Krallık” olduğunu düşündüğümüzde, benzer bir hissiyatın Çin devletinin ve ulusunun genetik kodlarında bulunduğunu söyleyebiliriz. Çin’in kendisini dünyanın merkezinde tanımladığı bu politik duruşun, Çin devlet ricalinden ortalama bir Çinliye uzanan keskin bir milliyetçiliği, kesif bir ulusal gururu ve beraberinde de kendisini dışarıya kapatan kibri de getirdiği söylenebilir. Öyle ki, Sovyetlerle birlikte anılmaya başlandığı Soğuk Savaş’ın son dönemecinde kısa süreli “enternasyonal” ütopyalar bile ulus devletine halel getirmedi. Çin tarihinin büyük bölümünde bir ulus devlet olarak kaldı, kendileri açısından ise belki de kalmayı başardı.

Devamını oku

Derrida Bizim Neyimiz Olur?

Hasan Boynukara yazdı… 

Derida

Başlığa itirazı olan var mı? Klişe kokuyor değil mi? Neyimiz Olur’la biten bir sürü başlık var. Zaten ben de bunun farkında olduğum için sadece ödünç aldım. Kullanıp iade edeceğim. İfadeyi uydurandan helallik dilerim. Haklısınız son zamanlarda çok fazla intihal var. Kopyala yapıştırla, şipşak bitiyor yazı. Sadece yazı mı? İlim dünyamızda da benzer menfur işler oluyor. Bir ara, ünlü bir Üniversitemizde onlarca insan hakkında intihal/çalıntı soruşturması açılmıştı, sonra unutuldu gitti. Diğer üniversitelerimizde de zaman zaman benzer şeyler  oluyor sanırım. Sanırım kelimesini ağız alışkanlığıyla söyledim. Fiilen öyledir. Tarihçi Erhan Afyoncu bir ara, bir ulusal kanalda bağıra bağıra bir intihal ihbarında bulunmuştu. O kadar işte. Alıştık galiba, bize pek dokunmuyor. Hatta Murat Bardakçı tez diye yapılanları bırakın intihal olmakla suçlamayı, bütünüyle süpürüp atmayı ünledi. Bu konu uzar gider. Ama bir örnek daha vermem gerekir. Bir zaman yine ünlü bir üniversitemizin hatırı sayılır bir bilim insanı Amerika’da yayınlanan bir kitabı, resimlerine kadar kopyalamış, ama kitabın üzerine “yazan” diye imza atmıştı. Sonuçta bu da bir hizmettir. Faydalı şeyleri kopyalamak, çoğaltmak ve okuyucuyla buluşturmak bir nevi  hayırdır.

Devamını oku

Kahramanlık Saati

Taylan Kara yazdı…

antlaşma.jpg

8 Mayıs 1945 gününün akşamı şehrin bilinmeyen bir sığınağında çok gizli bir toplantı yapılmaktaydı. Altı yıldır süren savaşın artık sonu gelmişti. Savaşın bütün taraflarının üst düzey generalleri bir sığınakta yarınki ateşkesin koşullarını konuşuyorlardı. Aslında savaşın kazananı ve kaybedeni zaten belli olduğundan tartışılanlar işin ayrıntılarıydı: Yenilen tarafın silahlarını nerede teslim edeceği, şehrin ne zaman teslim alınacağı, şehirdeki sivillere yiyecek ve su yardımının nasıl yapılacağı, sonraki barış antlaşmasının koşullarını konuşmak için oluşturulacak komisyon üyelerinin seçimi vs.

Devamını oku