Hallâc-ı Mansur

 

ef79d178ecda5d55e5d0e5d533cbe6b0

Hallâc-ı Mansur zindanda iken bir derviş sordu: “Aşk nedir?” Hallâc-ı Mansur şöyle buyurdu: “Aşkın ne olduğunu bugün, yarın ve öbür gün göreceksin.” O gün Hallâc-ı Mansur’u astılar, ertesi gün ateşte yaktılar ve üçüncü gün külünü göğe savurdular.

&&&&&&&&&&

Mansur’ u asmaya götürürlerdi. Eli ayağı on üç yerden bağlı idi. Gülerdi. Sordular: “Bu halde gülmenin vakti midir?” “Kurban yerine giderim diye gülerim” dedi. Andan nara urup bu şiiri söyledi.

Ol Âşık’ı sermesti darağacına irişdirdiler. Evvel merdiveni öptü. Sonra ayağını bastı. “Merdiveni niçin öpersin?” dediler. “Erenler miracı asılmaktır.” dedi Başının tülbendini, tırsanını giderdi. İki elini kaldırdı ve yüzünü kıbleye yöneltti. Münacaatla meşgul oldu. Şibli karşısına geldi. Sure-i Hicr’in 70. Ayetini okudu. Ve: “Ya Hallâc tasavvuf nedir?” dedi. “Kemter makamı budur ki görürsün. “Âlâ makamı nedir?” “Sana ondan sormaya yol yoktur.” Her bir kişi taşlar attılar. Şibli dahi şer’a muvafakat için gül attı: Hallâc: “Aah!” etti. Dediler: “Halk bu kadar taşlar attılar ah etmezsin de Şibli bir gül atınca ah edersin.” “Taş atanlar bilmeden atarlar, mazurdurlar ama Şibli bilip atar, onun için ah eyledim.” dedi. Mübarek elini kestiler. Hallâc güldü: “Neye güldün?” dediler. “Bu kez sıfat eli kesilmesin ki onunla himmet üsküfünü (bir çeşit sarık) arş altından aldım, başıma giydim.” Ayağını kestiler, tebessüm eyledi ve dedi ki: “Bu ayakla dünya seferini eylerdim, kesilirse gam değil. Himmet ayağım dursun. Onunla ahret seferini ederim. Elinizden gelirse onu da kesin” dedi. İki ellerini dirseklerine kadar kana buladı ve kanı yüzüne sürdü.

“Niçin böyle yaparsın?” dediler. “Kan benden gitti. Bilirim ki benzim sarardı. Korktu sanmayasınız diye kanı yüzüme sürdüm ta ki kızıl benizli görüneyim” dedi. “Dirseklerine kadar niçin süründün?” dediler. “Aşk abdesti aldım ki, aşk namazının iki rekatı dürüst değildir ta ki aşık-ı biçare, kendi kanıyla abdest almayınca.” Bu kez dilini kesmek istediler. “Bir dem sabr eyleyin ki münacat edeyim” dedi ve: “İlahi! Bu bana ettikleri rahmeti, senin şer’in ve buyruğun yerine gelsin diye yaparlar. İlahi! Bunların suçu yoktur, kendilerini yarlığa ve ümitlerine eriştir. Padişaha! Perverdiğara! Benim elimi ve ayağımı kestilerse senin rızan için ve senin yolunda keserler. İlahi bunları bînasib ve mahrum kılma” dedi.

Bu kez iki gözlerini çıkardılar. Bir niceler bu tesir etti ağlaştılar. Sonra iki kulağını kestiler. Ve taş yağdırdılar. Son nefeste sure-i Şuara’nın 18. Ayetini okudu. Akşam namazı vaktinde, kaza gününde, rıza meydanında Hüseyn Mansur can verdi. Onu pare pare eylediler. Her bir endamından avaz işitirlerdi.”Hak! Hak! Enelhak!.” Meydan içinde parelerini koyup gittiler. Ertesi gün geldiler. Gördüler ki meydanın içi ” Enelhak” sadası ile dolmuş idi. Diri iken bir yerden gelen “Enelhak” avazı bu kez her paresinden işitiliyordu. Halk: “Bunun fitnesi evvelkinden fazla geldi.” dediler. Bu gece parçalarını bir yere toplayıp ateşe yaktılar, külünü göğe savurdular. Külünden de “Enelhak” avazı gelirdi. Külünün birazını Dicle Irmağı’na saçtılar. Dicle üstünde dahi “enelhak” sadası dolaştı. Aciz ve hayran kaldılar.

a3f321d9dd830ef747725789d8da3d66_1271229082

Feridüddin-i Attar   (Tezkiret-ul Evliya)

Hallâc-ı Mansur” için bir yorum

Kendininkini ekle

  1. Çok hüzünlü çok derin bir hikaye. Bu hikayenin kıssası da çok uzun ve tabii ki yazı oldukça güzel ve az rastlanır tarzda. Kaleminize kuvvet. Sağol.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: