Hakikate Götüren Bir Yorum Üretmenin İmkânı

Gürgün Karaman yazdı…

yol.jpg

Hakikat, insani açıdan insanın dış dünya ile sağladığı mutabakattır. Mutlak Hakikat’i konuşmadan önce onun dünyalı mı, dünyalı değil mi oduğu belirlenmeden onu konuşmak sadece zihni bir fantazi olacaktır. Platon’a göre hakikat bu dünyalı değildir. O halde biz onun hakkında ne kadar yorum yaparsak yapalım ya beyhude kalacaktır, ya da hiçbir zaman ona ulaşamayacağız. Çünkü dünya dışıdır ve bizim deneyim, duyum, akli alanımızın ötesindedir. Seyyid Nesimi’ye göre o bu dünyalıdır ve bu dünyanın içindedir. Şeyhul İşrak Sühreverdi’ye göre de Platon yanılmıştır. Yani bir şey aynı anda hem beyaz hem de siyah olamayacaksa, Mutlak Hakikat ya dünyalıdır ya da dünyalı değildir gibi keskin bir kategoriden mi hareket edeceğiz? Ya da Hegel diyalektiğinden hareketle “hem o, hem o” ilkesinden mi hareket edeceğiz? İbn-i Arabi’ye göre “alem zıtlıklıkların cem’idir” ve Mutlak Hakikati ancak bu zıtlıkları çakıştırarak mı anlayabiliriz? Bu çakıştırmayı nasıl gerçekleştireceğiz? Ve en radikal biçimde “Giz”in üzerindeki perdeyi ne kadar aralarsak arayalım, o hep giz olarak kalacaktır. Bu nedenle “Giz”e saygı duymalıyız.” diyen J. Derrida’nın durduğu yerde mi duracağız?

Bir yorum yapmanın imkanını elde etmek için öncelikle yorumlanacak olanı ve onun konumunu/mekânını tespit etmek gerekir. Mahiyet ve eylemi ancak ondan sonra yorumlanabilir. Çünkü yorum, yorumlanacak olan şeyin mahiyet ve eylemine dairdir. Ancak bundan sonra onun varlık olarak ne olduğunu anlayabiliriz. Burada “anlam nedir?” sorusu da kendini dayatacaktır. Anlam, varlığın özü hakkında aklın onu tanıması ve onun bilgisiyle mutabakat halinde olmasıdır. Burada “giz” olan anlam değil, “Mutlak Hakikat”tir. Dolayısıyla bizim temel sorumuz varlığa dair değil, varılığın da muhtaç olduğu Mutlak Hakikattir. İşraki hikmette “varlık, anlamın konusu değildir.” “Varlık nedir?” sorusu varlığa yöneltilemez çünkü varlık bedihidir yani apaçıktır. Apaçık olan bir şey tarif ve tanım gerektirmez, çünkü o zahir olandır. Tüm cihetiyle (boyu, eni, derinliği, rengi) zahirdir. Varlıktan daha zahir/apaçık olan bir şey yoktur. Tam da bu açıdan Martin Heidegger “varlık nedir?” sorusunu değil “neden varlık var da hiçlik değil?” sorusunu sorar. Temel soru “var” olması bakımından “var olan bir şey” muhtaçlık gerektirdiğinden, bu muhtaçlığın Mutlak Hakikat’le olan ilişkisidir. Biz Mutlak Hakikat’i yoruma tabi tutabilir miyiz? Evet. Peygamberlik geleneği, tasavvuf ve İşraki gelenek tam da buradan hareket eder. Varlığın Mutlak Hakikat ile olan ilişkisi bakımından Mutlak Hakikat de yoruma tabi tutulur. Çünkü yorum iki şeyi insan açısından var kılar. Yoruma tabi tutan insan, yorumladığı için kendisini ve yorumladığı şeyi var kılar ve ikisini de yaşatır. Yani yorum “yaşam”dır. Sadece “inanıyorum” demek dahi bu açıdan bir yorumdur ve iki yönden, iki şeyi de yaşatır.

gürgün

İnsan özü itibariyle “hüsran”dır. Çünkü o, Mutlak Hakikat’ten kopandır. O’na doğru yol almak ister. Anne rahmine düşen özüyle hem hayata hem de ölüme başlamıştır. Yaşam ve ölüm zıtlığı onun “hüsran”ıdır. Bu hüsranı giderebilecek tek şey onun Mutlak Hakikat ile temasıdır. İşte yorum, bir anlam keşfetme faaliyeti olarak onu var eder. Yani yorum, yorumlayan özne için bir tür Mutlak Hakikat’e yakınlaşma ve temas etme imkanıdır. Bu cihetle yorumcu, dış dünya karşısında nesne olmamak için, kendisini idrak edebilmek için yoruma başvurmaktadır. Bu, onun kendisini var oluşa katmasıdır.

Kuantum fizikçisi R. Feyman’a göre evren, maddeden çok bir düşünceye benzemektedir. Buradan hareket edecek olursak yorum tükenmeyecek bir şey olup aklın anlama yakınlaşma, temas etme, ulaşma faaliyetidir, gayretidir. Amaç bir düşünceye benzeyen bu “evrenle/kainatla” aklın mutabakatını sağlamak, bununla akla sınırlarına hatırlatarak onu dizginlemek, onu ahlaki bir zemine çekmek ve kalbi itminan derecesine ulaştırmaktır. Mutabakatın olduğu yer, aklın sınırlarıdır ve aynı zamanda akıl ile evren (düşünce) arasındaki sınırdır. Burada sınır, akıl ile evren arasındaki bir özdeşleşme değil, temasın ve aynı zaman hududun olduğu noktadır. Bu açıdan akıl kendinden menkul bir cevher olma durumundan vazgeçecek, evrenle bir etkileşim halinde ve bir sınırının olduğunu kabul edip, dünyayı pazarlanacak olan bir meta olarak ele almaktan vazgeçecektir.

Hakikate götürecek bir yorum üretmenin imkanı her daim mevcut olacaktır. Buradaki asıl sorun aklın, düşünce olan “evreni” yorum işlemine tabi tutmadaki ahlakiliği ve haddinin farkındalığıdır. Kainat daim bir oluş ve bozuluş halindeyse -ki öyledir- bu oluş ve bozuluş içinde Hakk’ın daim, kesintisiz bir tecellisi vardır. Ve İşraki düşüncede yaratmada, tecellide tekrara yer yoktur. Çünkü Cenab-ı Hakk daim bir şe’ndedir. (O her daim yeni bir yaratmadadır.) O halde yorum, bu kesintisiz süreci ve anlamı kuşatamayacak olan bir gayrettir. Yani bu oluş ve bozuluşa katılmaktır. Katıldığımız yer yorum olandır ve aynı zamanda anlamın sınırıdır.

anlamak.jpg

Anlamın tükendiği, tüm ideolojilerin tarihin çöplüğüne atıldığı, medeniyetler çatışmasında artık medeniyetlerin can çekiştiğinin ilanıyla gelinen bilişim ve hologfarik dünyada “kurbanların başkaldırısından beklenenler, cellatlarının karikatüründen bekleyebileceklerimizden çok daha fazladır.” (Roland Barthes, Yazı ve Yorum) İşte burası tam da yorumlanacak ve yıkılacak olan yerdir. Kapitalist ve emperyalist bir dayatmaya maruz kalmak bir açıdan onun seçildiği anlamına gelir. Dolayısıyla Mutlak Hakikat ile olan bağını koparan genel insanlık durumu yorumu terk ettiği için yorgun, çürümeye başlamış, yaşamı ve ölümü büyük oranda unutmuştur. Tükenen anlam değil, yorumdur.

Yorum, anlama ulaşma gayreti olarak bir yoğunlaşmayı gerektirir. Peki burada yoğunlaşma faaliyetini akıl mı, duyular mı, kalp mi yapacaktır? Kategorik ayrımlardan hareket eden gerek klasik gerekse modern düşünürlerden kimisi akıl, kimisi kalp, kimisi de duyular demektedir. İşraki gelenekte insan kendisini bir bütün olak idrak eder. Yani zatını/kendisini, bir bütün olarak “ben-insan” farkındalığını parça olarak değil bir bütün olarak idrak eder. İnsan, kendi zatını bir bütün olarak idrak ettiği için anlama ulaşma noktasındaki yorumlama faaliyetini de kategorik olarak değil, aklın, duyuların ve kalbin bir bütün olarak devreye girmesiyle başarabilir. Bunun için gerekli olan şartlar akli, duyusal ve kalbi arınmadır. Aklı bağlarından, hesap etme, ölçme biçme, tartma; duyuları zevk ve şehvetten; kalbi, vehim ve vesveselerden arındırmadan sağlıklı bir yorum faaliyeti gerçekleşmeyecektir. Buna “riyazet/arınma” denir. Yani içsel ve dışsal bir arınma olmadan, varlık aleminin anlamına da nüfuz etmek mümkün değildir. “Hakikate Götüren Bir Yorum Üretmenin İmkanı” ancak buradan zuhur edebilir.

Varlık alemiyle olan mutabakatını yitiren modern birey, varlıkla olan sözleşmesini yitirdiği için anlamın tükendiğini, felsefi, dini vb. inançların da tükendiği vehmine kapılmaktadır. Bu tükenişi iddia etmek, varlık alemiyle olan mutabakatın ve sözleşmenin de bittiğini ilan etmek olup artık tek bir gerçek itikad olarak ortaya konulacaktır: sömürme. O halde bu mutabakatın ve sözleşmenin yeniden sağlanabilmesinin imkanı da yine varlıkla sağlanacak bir mutabakat ve sözleşme olacaktır. Temel sorun, bu mutabakatın ve sözleşmenin nasıl yapılacağıdır. Varlık aleminin, insanın ve modern toplumların yeni bir nebevi yoruma ihtiyacı, tarihin hiçbir döneminde bu kadar acil ve zorunlu bir mesele olmamıştır belki de. Dolayısıyla bu nebevi yorumlama faaliyetinin kadimden hareketle yapılması, modern olanı ahlaki bir zemine çekerek tekrar barışı sağlayacak imkanların üretilmesi gerekir. Yorum, kendisiyle birlikte yeni bir dil yaratmanın da zorunluluğunu dayatacaktır. Bu dil, kadim olanı, modern olanla da sentezleyerek; modern olanı da dışlamadan kurulmak zorundadır. Tüketim ve popülizme kurban edilmeyecek bir dil ve yorum ancak insanlarda içsel bir sarsıntı meydana getirebilir ve bunun neticesinde ancak bir mutabakat ve sözleşme sağlayabilir.

Bu açıdan, hasta olan modern toplum ve bireyi, sağlığına kavuşturacak olan din ve onun yorumu mudur, felsefe ve soru mudur? Bir sonraki yazıda bu konuyu ele alacağız.

Devam edecek

gürügün

Gürgün KARAMAN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s