Biraz Sinema… Biraz Tiyatro…

Prof. Dr. Nilgün Çelebi’den sinema ve tiyatro değerlendirmeleri…

5bf5254418c77315e4e20e31

Bizi Hatırla

Notu:6… Ne için 6?

Eee Foça‘yı özlemişim. Ne güzel olmuş Foça öyle? Küçücük bir balıkçı ilçesiydi. Oralarda arsa almışlığım bile olmuştu, gelecekte petrol fışkıracak umuduyla. Tabii sonra konut kooperatifi kuruldu ve ben de ona para yetiştiremeyince satmıştım. Ha bir de evin naif küçük kızını tuttum; gerçek adı Su imiş sanırım. Oğulun, onun gerçek adı da Tolga sanırım, bilekliği çok şıktı.

Şimdi; Çağan Irmak hem senaryo yazıp hem film yönetmesin. (Aynısını Yılmaz Erdoğan için de yazmıştım). Yetti bu “ben ben ben” tripleri. Olmuyor. Çağan oğlumuz yönetmen olarak kalsın. Kamera, konu akışı, kareler filan gayet iyi. Bir acemilik yok. Ama senaryo? Herkese mavi boncuk: Kanal sahibi ne babacan. Senaryo ekibi ne kadar genç dürüstlüğü içinde. Oğul ne kadar hayırlı evlat. Baba doğuştan koruma kalkanı, anlayış abidesi. Sumru zaten evimizin “ne güzel komşumuzdun sen Fahriye Ablası. Ece karakterindeki Özge kızımızın istismar anısı ne kadar yama; sanki dede-torun ilişkisindeki titizlenmesine özür bulmak gibi. Yani “kentli, steril, titiz, modern kadınlara kafadan ukala demeyin, bakın bakalım onların da ne kadar dip sorunları var” der gibi. Babada Altan Erkekli‘nin fizyonomisi zaten insana bu senaryoyu yazdırır. Sumru Yavrucuk ve Binnur Kaya da keza:

Fiziklerinin çağrışımlarını oynamışlar. Bunu ne kendilerinin ne de yönetmenin başarı hanesine yazabiliriz. Oynamaya çalışan sadece Özge Özberk ve oynayan Su adlı ergen kızımız. Ah ah son dakika notu olarak ekliyorum. (Kusura bakmayın, müsvettesiz yazınca böyle oluyor). Filmde bir de NAZAN vardı. Nazan Öncel. Muhteşemdi…


sucveceza-2b-300x188

Suç ve Ceza

Notu: 7…

O da elbette Dostoyevski‘nin hatırına. Ankara DT.

Romanı Altın Kitaplar yayımlamıştı sanırım, okuma yaşım 13 olmalı. Ama problematiği kapmıştım. Bir insanı öldürme hakkımız var mıdır, ne kadar nefret edilesi olsa da?

Oyuncuların tipi uygundu, orada bir sorun yok. Dekor elbette steril olmalı, zira konu zaten çok dolu. Ama yine de ben biraz daha özen gösterildiğini yansıtan bir düzenleme görmeyi beklerdim. Aynı kanepe, aynı masa bir sağa bir sola çekildi; eee modern sanat ya. Ama işte ben yine de çok soğuk hissettim sahneyi, çok boş. İşin alt tarafı tiyatrodayız. Kitap okumuyoruz.

Ha bir de yetti artık o devlet tiyatrosu tarzı konuşmalar. Uzun bir cümleyi iyi alınmış bir nefes eşliğinde sonuna kadar hep aynı tempolama içinde söyleme tarzı. Bunu yabancılaştırıcı etken olarak mı kullanıyorlar ki diye düşünmedim de değil. Sonya tam hayalimdeki gibiydi. Ama “iyi bir Hıristiyan” yönü traşlanmak istenirken Rodya‘yı inanmışlığıyla iknası da pek bir paldır küldür işlenmiş gibi geldi.

Gidilmeli mi? Elbette gidilmeli. Dosto nerede ise orada olunmalı. Bir kez daha bile gidebilirim.

sinema.jpg

Prof. Dr. Nilgün ÇELEBİ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: