Kültlerin Hükümranlığı, Gerçeğin Yokluğu

Muaz Ergü yazdı…

mb13aGerçek olan, hakikat olan ne ise hepsinin derin bir trajediyle kuşatılmış olduğu zamanlardayız. Artık gerçeğin, hakikatin kendisi değil insanları meşgul eden; bunların görüntüleri. Görünebilir olmaları. Gerçeğin, hakikatin aranışı değildir insanlığın gayesi. Üstü örtülmüş hakikatlerin gün yüzüne çıkarılması cehdi değil var olan. Gerçeğin, hakikatin üzerinin biraz daha örtülmesi. Gerçeğin gerçeklikten, hakikatin hakikatten arındırılmasıdır bütün mesele. İnsanlığı ilgilendiren, insanlığın merakını uyandıran yanı başında olmakta olan değil. Olan bitenin bir ekrandan yansıması. Gerçek hayatın ekranlara düşmesidir dikkat çekici olan, dikkati çeken.

Modern toplumlarda bütün gerçeklerin, bütün hakikatlerin üzerinde yükselişe geçen, kendi dışındaki bütün alanları silikleştiren birkaç vakıadan bahsedilebilir. Bunlardan ilki yaşamın bütün alanlarında yoğunluğunu hissettiğimiz, beynimizin bütün kıvrımlarına kadar girebilmeyi başarmış medya, diğeri ise geçerliliği her gün biraz daha artan tüketim çılgınlığı, tüketim köleliği. Zaten kapitalizmin küresel hegemonyasında başka bir şeyden bahsetmek olası mı?

Her yaşam biçimi belli sistematiklerle yürütülür. Dağınık parçaların bir paradigma etrafında birleşmesiyle, bütünlük kazanmasıyla işlevselleştirilir. Bizim dağınık, birbirinden bağımsız olarak gördüğümüz olgular gizli bir bağla birbirine bağlanmıştır. Biz modern paradigmanın gerçekle, hakikatle sağlıklı bir bağ kuramadığını düşünüyoruz. İnsanoğlunun yeryüzüne gönderiliş maksadı, beşerlikten âdemliğe oradan eşref-i mahlûkata doğru yapılacak bir yolculuktur. Bu yolculukta bize kılavuzluk edecek bilgi ve bilgi kaynağının modern zamanlarda yok sayıldığını tecrübe ediyoruz. İşte bundan dolayı kadim hakikatlerin yerine medya gerçekleri, ihtiyaçlarımızı sınırlandırarak yaşamanın yerine çılgınca tüketmek ikame ediliyor. Medya bize var olan gerçekliği var olduğu gibi aktarmıyor. Tüketmek ise bizatihi tüketmek değil. Günümüzde tüketim malzemelerini, nesneleri, objeleri tüketirken aynı zamanda kendi kendimizi yani duygularımızı, hayallerimizi, ideallerimizi, bütün bir insanlığımızı tüketiyoruz.

capital

Modern dünya insanları bir arada tutmak bir takım değerler dizgesi yaratmıştır. Bu dizgeler aşırılaştırma, abartma, tarihi hadiselere bir takım gizemli ve astrolojik yorumlarla yaklaşma ve kitleselleştirme gibi olgulara dayanarak var olur. Aynı zamanda medyanın sanal krallığı kendini gösterir. Gerçekliğin karşısında ikame edilen sanal gerçeklik… Biz bütün bunlara insanın, bireyin paramparça edilmiş bir hale getirilmesi de diyebiliriz. Bu dizge sahicilikten yoksun olması dolayısıyla kendini insanoğlunun yükselişini sağlayacak değerlere dayandırmak yerine, insanoğlunu sıradanlaştıran, basitleştiren paganist geleneklere, popilist imgelere, reklamlara, kültlere yaslamıştır. Artık insanın anlam kazandığı yerler dev organizasyonlar, yüz binlerin katılıp kendinden geçtiği büyük konserler, devasa stadyumlarda adeta bir ibadet haliyle izlenen maçlar, her türlü eğlence ve kültürel gösteriler…

Tarihin bütün dönemlerinde görüleceği üzere medeniyetin bütün canlılığıyla yaşatıldığı, şehirlerin etrafında oluşturulduğu, şehirlere kimlik kazandıran, yaşamın merkezi olan dini ve tarihi özelliğe sahip yapılar vardır. Bu yapılar şehirlerin kalbidir adeta. Kadim zamanlarda buralarda mutlaka bir mabet, bir mezar vb. bulunurdu. Modern zamanlarda şehirlerin kimliğini oluşturan, şehirlerin sembolleri olan yapılar alış veriş merkezleri ve dev kuleler olacaktır. Aynı zamanda bunlar stadyumlarla ve konser alanlarıyla da tahkim edilecektir. Yaşam, kadim mabetlerin etrafından yenidünyanın mabetleri olan bu yerlere taşınacaktır. Alış veriş yapmak bir ihtiyacı gidermekten öte anlama sahip olacaktır. Modern zamanların kutsal metinleri ve görüntüleri olan reklamlar bizi günümüzün pagan tanrıları markalara yönlendirecek. Bir pantolon, gömlek ya da deterjan almış olmayacağız; markanın sağlamış olduğu prestiji de almış olacağız. Marka bizi yükseltecek, yüceltecek. Adeta dini bir ritüel…

Medyanın reklamlar üzerinden üstümüze saldığı imgeler, simgeler, öncü şahsiyetler, kitlelerin kutsadığı pagan saçmalıklar tek gerçeklik haline gelmiştir. Gerçek ve hakikat hayatın dışına sürülmüştür…

kap

**********

Günümüzün egemen kapitalist, fırsatçı piyasa söyleminin eline geçen, diline düşen, tezgâhına konan her türlü değer, düşünce, kişi, hatıra, mücadele tüketim paradigmasının dışında kendilerine yer bulamazlar. Bunlar tüketim değeri olduğu oranda, kullanılabilirlik katsayısının yüksekliğine göre tedavüle çıkarılır. Kapitalizme düşman ideoloji ve simgeler bile bu tüketim mantığından kurtulamaz. Kapitalizm kendine tehlike olarak gördüğü bütün hareketleri daha piyasaya çıkmadan boğmakta pek mahirdir. Bunu yaparken de özellikle medyadan faydalanır. Bir muhalif hareket ya da söylem ortaya çıktığında bunları daha olgunlaşmadan ekranlara çıkartılarak popüler hale getirilir ve içi boşaltılır. Medya zaten içi boşaltılmış, içerikten yoksunlaşmış her türlü enstrümanının piyasaya sürülerek kafaların bulandırılmasından başka amaca hizmet etmez. Geçmişte yaşanmış ideolojik çatışma ve mücadeleler bile günümüzün tüketim dünyasına malzeme temin eder. Küresel emperyalizme karşı yapılmış hareketler bile kapitalizmi destekleyen, kapitalizme sermaye olan nesneye dönüştürülür. En basitinden bunlar televizyonda belgesellere, gazetelerde dizi yazılarına malzeme olurlar ve bir köşede bütün aykırı yönleri törpülenmiş olarak bekletilirler. Vakti zamanı geldiğinde köpürtülmüş bir nostaljik duyguyla piyasaya sürülür. Yani günümüzdeki medya ve tüketim dilini merkez alan, buradan yükseltilen hiçbir ses bu yapıya muhalefet edebilecek kıvama erişemez. Kendini enformasyon malzemesi olmaktan kurtaramaz. Dediğimiz gibi modern paradigmanın bir gerçeği ya da hakikati yok. Var olan gerçek ve hakikatlerde içi boşaltılmış bir hale getirilerek kullanıma sunulur.

Modern paradigmanın kitle-iletişim imkânlarıyla gerçekleştirilen bütün faaliyetler bir tüketim nesnesi olmaktan kendini kurtaramayacaktır. Mesela İslam’la ilgili herhangi bir meseleyi televizyonda tartıştığınızda o meseleyi çözüme kavuşturmuş olmayacaksınız. Sonuçta o mesele bir enformasyon nesnesine indirgenmiş olacak ve belli bir saat sonra belki hatırlanmayacak bile. Ya da ekranlarda şiir konuştuğunuzda, edebiyat söyleştiğinizde maksadınız hâsıl olmayacak. Aynı şekilde bir banka reklamının işlevi neyse sizin şiirinizin de işlevi o olacaktır. Geriye bir tek yayıncının ve o programı yapanların kazandıkları ceplerinde kalacaktır.

mev

Yaşadığımız zamanlara egemen olan tüketim kültürü kendini paganist ayinlerle, kitlesel halüsinasyonlarla, sanat ve düşünce alanındaki kültleştirmelerle geçerli kılar. Nerede bir kültleştirme söz konusu ise orada kültleştirilen değerin, kişinin, tarihin ölümünden bahsedebiliriz. Nitekim yaşadığı dönemlerde genel geçer toplumsal kalıplara eleştiri getiren, kitlesel olmaktan ziyade daha seçkin olan tarihi şahsiyetler mesela Mevlana, Nietczhe bugün tüketim toplumunun piri konumundadırlar. Nietchzce modern çılgınlığın kafasını bulandırdığı gençler için bir sığınak olarak piyasaya sürülür. Köküne kibrit suyu döktüğü sistem nietchzenin varlığıyla daha da güçlenir. Mevlana ha keza, mübarek sanki bir darphane. Mevlana ve Nietchze olmasaydı facebook ve twitter ne halde olurdu acaba? Dünyada sol siyasetin ve özellikle gençlerin büyük sempatisini kazanmış Che Guvera neredeyse kapitalizmin, serbest piyasa ekonomisinin can damarı haline getirilmiştir. Kapitalizm Che Guvera’nın yarattığı büyüden dibine kadar kazanç elde etmektedir. Adına düzenlenen kitaplar, posterler, tişörtler para basan matbaa gibidir.

Evet, insanlar için farklı ideolojik ya da siyasal paradigmalara inananlar için asıl tehlike Mevlana‘nın mutasavvıf, bilge, mü’min olmasında değil aynı şekilde  Che’nin “Kahraman” ya da “Terörist” olmasında değil, kapitalizmin Mevlana‘yı, Che Guevara’yı bir tüketim nesnesine çevirmiş olmasında. Finans kapital, liberal faşizm adamları çok fena kullanır, içini boşaltır da görmeyiz, duymayız. Size, Coca Cola ve Marlboro eşliğinde devrimcilik oynatır… Ya da sizi digital seccadelerle cennete gönderir…

semaaaaa

Yani bu saatten sonra piyasadaki Mevlana gerçek Mevlana, Yunus gerçek Yunus, Nietczhe gerçek Nietczhe, Che gerçek Che değil. Tüketim kültürüne lojistik destek sağlayan kapitalist birer simgeler birer imge… Boşuna yormayalım kendimizi. Herkes piyasası kadar değere sahip. Nasıl ki Mevlana Demokrasi havarisi, herkesi çağıran bir cazgır, Yunus Emre aylak bir yalvaç, rüzgâra şiir söyleyen romantik olarak piyasada değer buluyorsa Che’de uluslar arası bir marka olarak sattığı tşört, kolye, çakmak, şapka kadar değerli ve anlamlı. Yani gerçek Che Guevara yok azizler! Sadece pazarlanan bir imaj var… İmajlar… İsyankar, romantik, gezgin…

Alış veriş merkezlerinde semazenlerle dansözleri aynı karede görebiliriz. Kadim medeniyetleri yağmalayan modern vahşileri bir sosyal sorumluluk projesinde gözyaşı dökerken de seyredebiliriz. Dediğimiz gibi bu çevrimin bir hakikati yoktur. Tek şey daima tüketmektir. Tüketecek bir malzeme bulmaktır. Bu bazen Hz. Muhammed’e AVM’lerde doğum günü partisi düzenlemek olur bazen de Noel’de çam satmak…

Demek ki modern zamanlarda kültleştirilen, kitleselleştirilen, kahramanlaştırılan bütün tarihi şahsiyetler, öğretiler kendi gerçekliklerinden kopartılıyorlar ve hormonlu birer modern zamanlar aktörü haline getiriliyorlar. Tabiî ki hayatları boyunca verdikleri mesajlar da bugünü meşrulaştırıcı bir yöne doğru evriliyor. Piyasa bu insanların ruhları üzerinden bile kazanç sağlıyor.

che

Son dönemlerde bu piyasa durumlarını ülkemizde de bedihi bir şekilde görebiliyoruz. Televizyon dizlerinde, gazetelerde, panellerde, her yerde… Geçmiş kuşakların mücadeleleri, sağ sol çatışmaları, öğrenci hareketlerinin önderleri bu tüketim canavarından paylarını alıyorlar. Süleyman Seyfi Öğün Yeni Şafak Gazetesinde yazdığı bir yazıda Deniz Gezmiş’in bir kapitalist kült haline getirildiğini, yalnızlaştırıldığını ve bu kültleştirmeden kazanç elde edildiğini söylüyordu. Evet, Deniz Gezmiş’in genç olması, gösterişli olması onun her dem tedavülde kalmasını sağlıyor. Ölümüne sebep olan sistem bugün ölümü üzerinden korkunç bir rant elde ediyor. Deniz efsanesi Deniz Geçmiş’in önünde yer alıyor. Bu efsane bir tarihin yok edilmesine yarıyor sanki.

Yaşadığımız zamanların ele alınacak, göze görünecek bir gerçeği, hakikati yok maalesef. Bir şey ancak tüketime dâhil olduğu oranda değere sahip. Piyasa bütün farklılıkları törpüleyerek önüne çıkan her şeyi tekleştiriyor ve tüketime hazır hale getiriyor. Korkunç bir iştihayla her şey tüketilmeye üzerinden para kazanılmaya müsaitleştiriliyor. Bedelinde anlaşıldığı sürece piyasanın tezgahına düşmeyecek hiçbir şey kalmadı. Yeter ki fiyatta anlaşılsın. Her yanda kültleşme, paganizm…

kapiiti

Muaz ERGÜ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: