Çin-i Maçin Gezisi -VII-

Mustafa Everdi Çin’i yazıyor. Serinin son yazısı…

çin

Çin Tıbbı/Pazarlama Şahikası

Bugün Pekin ve Çin’de son günümüz. Sabah erkenden “valizler otobüse, otele elveda” demişiz. Hesabı kesmişiz. Şu Marriot Oteline bu kadar para ödenmiş, ilkinde 3 saat son gün altı saat uyumak dışında bir nimetini görememişiz. Bir koşuşturma içinde turun programını gerçekleştirmeye aday gönüllüler olarak yarış atı gibi pistler-de/kulvarlarda/alanlarda sınanıyoruz.

Bugün üstelik hepsinden zorlu. Şimdi erken saat uyanmışız ancak ertesi günün öğlesine doğru ulaşacağımız evimizde yatağa girebilirsek sona erecek uzun bir gün. Bunun on/on bir saati daracık koltuklarda uçak yolculuğu. Günü 24 saatten fazla ayakta geçirmek ne demek, yaşayanlar anlatsın. Uğradığımız zulmü tahayyül ediyorsunuzdur umarım.

Bu nedenle bizi önce Çin tıbbı uygulayan Devlet Geleneksel Tıp Merkezi’ne gö-türüyorlar. Hakkında kitaplar okumuş, iyi kötü bir şeyler duymuş biri olarak Çin tıbbı hakkında yetkili ve ehil uzmanlardan bilgi edinmek hevesindeyim. Geleli sadece Çin Ayak ve Vücut Masajı ile ilgili yarım yamalak bilgiler ve kafile arkadaşlarımıza uygu-lananlar konusunda izlenimler edinmişim.

Bize Brifing Veren Çin Geleneksel Tıp doktoru(!).

Bizim gördüğümüzü şu an siz de görüyorsunuz. Bu müessese devlet kuruluşudur. Çin Geleneksel Tıbbının 5 bin yıllık bir geçmişi var. Dünyada ise Çin Tıbbı çok genç. Türkiye’den gelen ve bu işi öğrenen doktorlar(!) var. Çin tıbbı doğal tedavi anla-yışı üzerine kuruludur. Akupunktur; Çin tıbbının geleneksel konusudur. Tedavi şeklidir. Masaj akupunkturun iğne batırmadan parmak basılarak uygulamasıdır. Nefes egzersizi üzerine kurulu geleneksel tıp. Çin’deki nefes egzersizi Hindistan’daki yoga-nın adaptasyonu bir yönüyle. Hindistan’daki “çakra” Çin’de “Çi-yu” oluyor. Bu nefes alanlarını açarak tedavi uygulama yöntemidir.

Batı tıbbı kriz ortaya çıktığında sağlıkta bir sorun olduğunu kabul eder ve tedaviye başlar. Çin tıbbı (daha doğrusu eski doğu) ise kriz ortaya çıkmadan vücudun bütününü güçlendirmeyi amaçlar. Batı tıbbı “susayınca kuyu kazmaya başlamak”. Çin tıbbı ise, susama ihtimaline karşı kuyuyu hazır etmektir. Batı tıbbı hastalıktan kurtarmayı amaçlar. Çin tıbbı ise hasta olmamak üzere bina edilmiş bir hayat tarzı. Batı tıp doktoru, yangın çıktığında olaya müdahale eden itfaiyeci. Çin tıbbı evi temizleyen, tedbir alan sürekli ilgilenen “ev hanımı”. 5000 yıldan fazla sürmesi bu hamaratlığa bağlıdır.

Batı tıbbının ileri bir tekniği vardır ancak hastalığı kimyasallarla tedavi ediyor. Sağlık sorununun bir kısmını çözerken yeni sorunlara yol açabiliyor. Sadece belli bir hastalığa yönelik olduğu için lokal kalır. Oysa Çin tıbbı genel bir sağlık politikası ve vücut bütünlüğü için. Batı tıbbı bir bahçede sadece bir ağacın sorununa yoğunlaşırken Çin bahçenin bütününe yöneliktir. Kronik ve karmaşık bir sorun ortaya çıkınca artık genel politika değil lokal tedavi gündeme gelir. Bu nedenle Batı tıbbına ihtiyaç vardır bugün için. Çin tıbbı laboratuvara girip bilimsel sonuçlar her defasında aynı şekilde seyretmediği için Batı tıbbını da kabul edip uygular. Bir yerde yangın çıkınca itfaiyeci çağırmak zorunda kalırsınız. Batı tıbbı –mesela- böbreği tedavi eder; Çin tıbbı insanı tedavi eder. Batı ilaçları tedavi ederken bahçe duvarını yıkar; Çin tıbbı ise bağışıklık gücünü artırarak koruma duvarlarını yükseltir.”

çin tıbbıbıbıb

Doktorumuzun tıp konusundaki brifingi bu mealde yani.

Herkes sorularla merakını gidermeye çalışıyor. Ben doktora bilgilendirmesinin neden “savunmacı bir dil” üzerine kurulu olduğunu sordum. Ortodoks (batı) tıbbına karşı bütünüyle alternatif olamadıkları için, cevabını verdi. Çin eksiğinin fazlasının müthiş farkında olduğunu gösterdi böylece.

Sorular üzerine Çin’de eskiden insan ömrü daha uzundu. Bugün şehirleşme, çalışma şartları, Çinlilerin çoğunun ikinci bir işte çalışma zorlukları, kirlenme gibi faktörler nedeniyle kısaldı, dedi. Gerçekten çalışanların çoğunu esnerken görürsünüz. Bu ikinci bir işte çalıştıklarının ve uykuyu tam almadıklarının sonucudur. Gel de Çehov’u hatırlama. Öykülerinde patrona tabii ‘kölelerin’ ilk tezahürü yeterince uykusunu alamayan dramları anlatır.

Kapitalist tüketim yapabilmek, zamanın dayattığı ihtiyaçları edinebilmek için çoğu Çinli mutlaka ikinci bir işte çalışıyor. İşportacılık dahil. Bugün ortalama insan ömrü Çin’de erkeklerde 78-79 kadınlarda 83 iken eskiden bu daha uzunmuş. Çin’de sadece şehirler modernleşmiyor, aşiret ve kavimler halindeki Çinliler de şehirleşme ile bireyselleşip atomize olmanın bedellerini ödüyorlar yani. Dünya hiçbir millet için kolay bir dönemde değiliz anlayacağınız.

Placenta Yiyelim; Gençleşelim Güzelleşelim

Bu bilgilendirmeden sonra kafilemiz sınıf sıralarında üç grup oldu. Üç uzman doktor(!) geldi. Önce bileklerden nabız ölçüp fizyonomi sendromlarına (insan yüzün-den anlayabildikleri kadarıyla) göre hastalık teşhisi ve tedavi için bitkisel ilaçlar yazmaya başladı. Kafilemiz şişman ve zenginlerden oluşuyor, genel hastalığımız şişmanlık. Ardından karaciğer yağlanması ve benzeri teşhisler. İlaçların en ucuzu 71 dolar. Her hasta 174-267 dolar arasında reçeteye muhatap oldu. Karı koca tartışması aldı yürüdü. Şimdi Çin’de bu kadar masrafa girilmiş, insanın kendi sağlığı için bu bedeli ödemekten kaçınması olacak iş değil. Haydi, pamuk eller cebe. Elbette çoğu aldı. Bana teşhisi mide ağrısı. Ben “yok öyle bir şey” deyince “hiçbir hastalığı yok turp” gibi diyerek bir an önce başından savıp kurtulmak istedi. Midem biraz rahatsız ama bakalım bende daha önemli bir hastalık bulacak mı merakı içindeydim. Çok şükür böyle bir gaflete kapılmadı. Ben de ısrar etmedim. Zorla hasta mı olayım?

çin tıbbı

Çin tıbbına, en azından Türkiye’de bir furyaya dönüşen bitkisel ve vitamin destek kapsülleri en ucuzundan Çin’den ithal ediliyor. Kafilemiz bari kaynağından özgün ilaçlar almak istedi. Albenili küçük kavanozlardaki tabletler; çoğunlukla adamotu/ginseng. Üzerinde “Regulate immunity” yani “bağışıklığı düzenler” yazıyor. İçindekiler; Soybean oil (soya yağı) Adamotu tozu, Arı poleni, vs. Derken bir bakıyorsunuz; Placenta. Bu ne ki diye araştırınca doğumda bebeği saran son’un/eşin ta kendisi. Zaten Devlet İşletmesi burası. Doğumhanelerden placenta toplaması sorun olmuyordur. Sorun, Çin imalatı ilaçlarda “bağışıklığı güçlendiren” hammadde insan kanı ve placenta çıkabilir. Bu yaştan sonra vampir olacaksanız buna ben bir şey diyemem. Ancak Kur’an-ı Kerim’in kanı yasaklamasını hatırlatırım.

Bu işin ciddiyetini merak eden olursa firmanın adı; Tianjing Winning Healt Product Co. Ltd. Tianjing için kendinizi yormayın bulunduğu mahalin adı. Kalanı da zaten “Sağlık Kazandıran” gibi bir şey. Ya da “Sağlığını Kazan” Artık etkisini ve faydasını açıklamam etik olmaz. Bağışıklığı güçlendirmek için kan ve placenta yer misiniz? Ben bir kaç kere zorla içtim. Entelektüel enerjim varsa ona bağlı. Arada çen çen konuşuyorsam o ilacın etkisi. Çin’in dünyanın genetiği ile oynama gücü yok. Çinli kadınla-rın placentasını yedirerek dünyayı Çinofil yapmak istiyordur. O zaman bu tıbbı ve bitkisel ilaçları desteklemesini anlarsınız. Benim yazı serisinde bu etki varsa tama-men placenta ifsadının sonucudur.

“Yamyam tıbbı, tamamen geçmişe ait olmayabilir. Kaskatı: İnsan Kadavracılarının Tuhaf Hayatları adlı kitabında Mary Roach, sadece cesetleri değil öğütülmüş plasenta ve kürtaj ceninleri içeren Tai Bao Kapsülleri adı verilen bir tedavinin kaydından bahseder. Bu hapların, canlılık, astım tedavisi ve cilt güzelliğini artırdığı söylenir. Öğütülmüş ceninin bir tedavi olarak kullanılıp kullanılmadığını öğrenmek için Roach, arkadaşları vasıtasıyla Shenzen Halk Hastanesi’ndeki bu kapsüllerin cenin dokusu içerdiğini öne süren doktorlara ulaşmayı başarmış. Ancak başka bir doktor (bu arada cenin dokusu yenmesinin sağlık yararına inanan biridir), haberlerin abartıldığına inandığını söylemiş. Yine de bu kapsüllere dair haberler yok değil. Güney Kore gümrüğü içinde öğütülmüş insan dokusu bulunan Çin‘den gelen haplara el koymasının ardından, Çin Sağlık Bakanlığı konuyla ilgili bir araştırma başlattı. Bu ay başında Güney Kore gümrüğü, geçen sene bu tarz 17 bin 500 hapa el konulduğunu açıkladı.”

Geleneksel Çin Tıbbı; akupunktur ve masajdır. Bitkisel ilaç konusu nevzuhur bir durumdur ve aydınlatılmamış karanlık çok yönü vardır. Bu konuda ben ilaç kullanmak yerine “kötüye bi şey olmaz” gerçeğine daha çok inanıyorum. En azından kendi adıma.

akupunktur.jpg

Nihayet Çin Seddine Bir Kala

Son gün hızlandırılmış program sürüyor. Burada kültür ziyaretleri on beş yirmi dakika; pazarlama seansları iki saattir. Bir koyundan kaç post çıktığını tahmin edin bakalım. Bizi götüren tur şirketi, THY, Çin devleti, oteller, lokantalar mallarını bize satanlar ve nihayet işletmeler-rehber işbirliği ile en az iki saat olması sağlanan pazarlama seanslarını tabiyiz.

Nihayet Çin seddine doğru gidiyoruz. Turistler de acıkır her normal insan gibi. Onlara öğle yemeği verilecektir ama sadece lokanta olan yerde değil. Dedim ya bu Çinliler kapitalizmin kitabını yeniden yazıyorlar. Lokanta sadece lokanta değildir; alt katı bakır el sanatları merkezi. Burada geleneksel Çin bakır işlemeciliği üzerine brifing ve bakır boyama sanatı uygulamalı olarak gösterilir. Sonra mağazaya girince yok yoktur. Yeter ki para getirsin. Her mal vardır. Boydan boya mağaza parlak ışıklarla aydınlatılmıştır. Bu ışık ve aydınlık turiste olumlu düşünceler aşılar; umut verir ve alışveriş için teşvik eder durur, psikolojik ve bilimsel etkiler. Yemeğe gidene kadar epey paradan olmuşuzdur.

Hele bakır vazolar yok mu? Biz de köy pazarlarında elden düşmeler bile daha değerli olabilir ama burada turist için son gün diye Çin Hatırası olacaktır. Yuanları bitirmek de gerekir ceplerde kalan son banknotları. Zaten işletmenin bahçesi tur otobüsleri ile İstanbul Esenler Otogarını andırmaktadır. Çin hatırası için dolar saçar, özel araçlar, otomobiller içinde her milletten insan. Bari ben de bir işe yarayayım; kenardan izleyip bunları yazayım çabası gerçek bir turist ruhuna bürünmemi engelledi. Bu yazı için ödenen bedelleri inşallah anlamışsınızdır. Yine de 1 yuan Türkiye’ye getirdim. Bu yazıda söylediklerim havada kalmasın. İspatı cebimde hazır olsun diye. Üstelik Mao ihtişamı ile bana bakıp tebessüm ediyor.

mao.jpg
Bir Yuan’ın Ön Yüzü.

Arka yüzündeki 5 Alfabedeki yazılara dikkat. Çin, Latin, Arap, Hint, Tibet, bir alfabe daha var gibi. Onu da uzmanlarına bırakıyorum.

mao 2
Bir Yuan’ın Arka Yüzü.

Bu fotomontaj olabilir diyorsunuz değil mi?

everd

Peki buna ne dersiniz?

everd 3

Hâlâ ikna olmadınız mı? Bulutlar veya sisler içinde gerçekten muhteşem bir görünüş. Brifinglere iki saat ayrılırken burada bir saat serbest zaman verildi. Yorgun ve hantal kafilemizin çoğu üyesi giriş alanında kalırken, ilk görünen kuleye kadar tırmanma kararı verdim ve uyguladım. Sonunda nefes nefese kalsam da. Kulede bol bol resim çektirmek dinleneyim amacıyla. Bir daha ya geliriz ya gelemeyiz. Kendimi manzaraya ait kılayım da anısı bana güç versin, diye bir umutla. Çin seddini tırmanmış ve “aşmış” biriyim görüldüğü gibi.

everd 4

Çin seddine nihayet ulaşmıştık ya başım göğe erdi; kafilemizdeki herkes gibi. Çin’e gelen her turist, hatta iç turizme hayat veren Çinliler. Bu kadar yıldır bütün dünyada tartışılan, uzaydan görülen, yok dışarıdan gelenleri içeri almamak, ya da içeridekileri dışarı salmamak için yapıldı denen. Seddi görmek herkeste istek oluşturmuşsa Çin zaten dünyayı bir şekilde ikna etmiş demektir.

Çinliler güvenlik ihtiyacını bütün benliklerinde duymuş, adeta genlerine işlemiş bir millet. Aslında her insan da bu vardır. Lüks otellerden, en güzel yerlerden dönüşte evinize girdiğinizde birden kendinizi güvenlikte hisseder, sizi bazen bunaltan eviniz gözünüze cennet görünür. Bazı insanlar için dışarı çıkmak, âlemlere katılmak bu duyguyu arka plana atabilir. Göçebelerin, romanların yıldızlı gökyüzü altında yaşadığı özgürlük romantizmi binlerce yıldır kaybolmuyor. Çinliler de “ev” “yuva” “ülke” çevresi duvarla çevrilmiş, yaşam alanı olduğu somut bir şekilde ortaya konmuş, güvenlik duygusu ile hayatını idame ettireceği bir alan. Bütün bir Çin, İmparatorlar bu duyguyu derinden hissetmese bu kadar uzun, kuleleri, merdivenleri, haberleşme sistemleri ile “Dünyanın harikası” bir duvarı inşa edemezlerdi. Dağlardan, tepelerden ovalardan vadilerden aşarak burası bizim “güvenlik ve hayat alanı”mız; buradan içeri bir saldırı olmasa biz de dışarı yayılmacı bir saldırı içinde olmayız, demek istediler. Bu güvenlik arayışı, Türk-Moğol, Japon, İngilizler tarafından binlerce yıl içinde yaralandı. Barbar bir kavim, Çinlileri nasıl ezip geçebilir anlamaya çalıştılar. Bu kadar medeni bir millet nasıl barbarlara yenilir sorusu binlerce yıldır cevap arıyor. Çin seddi bunun bir arayışı.

everd 5

En zor cevabı ise İngiliz Afyon Savaşlarında aradılar. Bir felaketti çünkü. Ti-an-ni; Oh my God, Allah’ım dediler. Bu nasıl iş?

Ülkesinden binlerce mil uzakta Çin’in nüfusuna bakınca bir evi doldurmayan sayıda İngiliz gelip topraklarını işgal etmiş. Bütün zenginliği sömürüyor. Çin’den hangi malı ülkesine taşısın, şaşırıyor İngiliz. Böyle zenginlik görmemiş. Yalnız Çin’e satacak bir malı yok İngilizlerin. Baktılar tek taraflı ticaret olmaz. Satacak mal olmayınca alışveriş de olmaz. Hep alış nereye kadar? O zaman dayan afyon’a. Üstelik en acımasız bir şekilde. Bütün Çinlileri esrarkeş yapmayı göze alarak. Afyon müptelası kitleler ser sefil bir hayata mahkum.

Aynı şekilde olmasa da o zamanlar Hindistan’da aynı kaderi yaşıyor. Kim bu İngiliz denen millet? Bu siyaseti, fetihleri nasıl başarıyor?

İngiltere’yi araştırınca Çinlilerin buldukları; dünyanın öbür ucunda, küçücük bir ada ülkesi. Üstelik İrlanda, İskoçya, Galler ile kaç parça. Galler, Saksonlar, Britonlar, İrlandalılar, İskoçlar. İngilizler neredeyse birbirini boğazlamaya azmetmiş bir sürü etnik grup. Dünyanın en kalabalık nüfusunu, Rusya’dan sonra en geniş topraklara sahip bir ülkeyi haraca bağlamış, nefes aldırmıyor. Nasıl bir kader bu dedi Çinliler? Yenilgi haysiyetlerine dokunduğu için isyan ettiler. İlkinde olduğu gibi II. Boksör İsyanında da yenildiler. (Boksör; bir tür Çinli savaşçı- Elde yalın kılıç İngilizleri keserek sürdürdükleri için bu sıfatla anıldı isyanları) Baktılar bir avuç İngiliz’i yenemiyorlar; Hong-Kong’u rüşvet vererek ve haracı düzenli ödeyerek alttan almayı da bildiler. Şimdi de resmi devlet rüşveti ile (ABD şirketlerinden hisse alarak-ekonomisi zorda olanları destekleyerek, mesela Türkiye’ye 100 milyon turist gönderecekleri vaadinde bulunarak) ABD dahil bir çok ülkeyi kendilerine örtülü bir şekilde bağlamış haldeler.

Hong-Kong yüzyıllık anlaşma sonrası tekrar Çin’e devredildi. Yine de benim gördüğüm Şangay dahil İngiliz ruhu ve pozitivist batı anlayışı Çin’e hakim olsa da bu ülkede devlet aklı diye bir gerçek var hakkaten. Bir-buçuk milyar insanı doyur, güvenlik ve yönetim anlayışı içinde milletleri, İngilizlerden öğrendikleri kadarıyla yönetme-ye çalış. Dünya’da etkili bir devlet olmak için gerekli kıvraklığı göster. Bütün bunlar Çin’i daha ciddiye almayı gerekiyor.

Çin Seddi, anlamaya çalıştığımız Çinlilerin bu güvenlik için göze almayacakları çılgınlık olmadığının tarihî bir kanıtı. Orada bunun ispatı olarak öylece duruyor. Bir rivayete göre uzaydan bile görünüyor. Hangi milletin tarihinde milattan önceden zamanımıza ulaşmış böyle çılgın bir anıt var.

Bunu ispatlamak için seddin en ihtişamlı göründüğü yerleri turistik yapmışlar. Turistler buradan temaşa eyliyorlar. Şimdi bir ovaya götürüp seddi gösterseler; fazla anlamlı olmaz. Böyle ovada düz bir duvar çok heybetli görünmez. En ihtişamlı görün-düğü yer, Pekin yakınındaki alan. Biz gittiğimizde sis vardı. Dağların vadinin, tepelerin üzerinde set gözünüze daha bir görkemli görünüyor.

everd 6

Farklı Bir Görüş

“Çin Seddi’nin Çince adı, “On Bin Li Uzunluğundaki Duvar” dır. Kilometre olarak ifade edilirse, yaklaşık 6.700 kilometre uzunluktadır. Temeldeki genişliği 6.5 metre olan duvarın üst kısımdaki genişliği ise 5.7 metredir. Duvarın yerden yüksek-liği genelde 8.5 metre olup, önemli geçitlerin ve büyük kapıların bulunduğu yerlerde 12 metreye ulaşmaktadır. Dağların yüksek zirvelerinde ise bu yüksekliğin 1.5-2 met-reye kadar düştüğü de olmaktadır. Burçların yüksekliği 1-1.7 metre dolayındadır. Bazı bölümleri taştan ve bazı bölümleri de kerpiçten yapılmış bu yapının, uzaydan çıplak gözle görüldüğü ileri sürülmektedir.

Genelde Çin Seddi’nin, Ch’in Shih Huang döneminde M.Ö. 215 yılında yapıldığı kabul edilmektedir. Gerçekte ise, Çin Seddi’nin yapılışı daha eskiye dayanmaktadır. Savaşan Beylikler Döneminde, M.Ö. 7. yüzyılda birbirleriyle kıyasıya savaşan yedi derebeylik vardır. Bu derebeylikler, dağ ve ırmak gibi doğal sınırların olmadığı yerlere yüksek duvarlar yaptırarak, sınırlarını belirlerlerdi. İlk duvar, M.Ö. 657 yı-lında Ch‘u derebeyliği tarafından yaptırılmıştır. Daha sonraları, M.Ö. 6. ve 5. yüzyıllarda, başta Ch‘in derebeyliği olmak üzere diğer derebeylikler de sınırlarını belirleyen duvarlar yaptırmışlardır. Böylece, Çin Seddi’nin bir bölümü daha o zamanlarda ortaya çıkmış oluyordu. Bu dönemlerde yapılan duvarlara “iç duvar”; sonradan M.Ö. 4. yüzyılda, Hunlar (Çince (Hsiung Nu) ile sınır komşusu olan kuzeydeki Yen, Chao, Ch’in, Wei ve Han derebeylikleri tarafından yaptırılan duvarlara ise “dış duvar” adı verilmektedir

M.Ö. 221 tarihinde Chin derebeyliği, diğer 6 derebeyliği yenerek ülkede siyasi birliği sağlamış ve Chin Hanedanlığı’nı bütün ülkede egemen hale getirmiştir. Ülkede siyasi birliğin sağlanmasından sonra, general Meng T’ien komutasındaki 300.000 kişilik bir ordu M.Ö. 215 yılında Hunların üzerine yürümüş ve onları kuzeye çekilmeye zorlamıştır. San Irmağının kuzeye doğru yaptığı kıvrımın içinde kalan verimli He Nan bölgesi Çinlilerin eline geçmiş ve bu bölgeye, “Chin Devletinin Yeni Toprağı” an-lamına gelen Hsin Chin Chung adı verilmiştir.”

Kolayca ulaşabileceğiniz yukarıdaki bilgiler Çin Seddinin Yapılış Nedeni Hakkında Değişik Bir Görüş” adı altında makale yazan Yrd. Doç Dr. Bülent OKAY’ın yazısından. Bu akademisyenimiz; Çin seddinin dışarıdan gelen saldırılar için değil, Çinlilerin ül-kedeki zulümden kaçmasını önlemek için yapıldığı iddiasında. Tabii o zaman, sed üzerindeki haberleşme sisteminin ne işe yaradığının cevabını da vermesi gerekir.

Artık hangi düşünce size yakın gelirse ona katılırsınız.

Yazlık Saray

Çin seddi dönüşünde tekrar Pekin’e geldik. Bu şehre uzun yüzyıllar “Hanbalık” den-diğini, bu ismin Türkler tarafından konduğunu, Türklerde şehre “balık” dendiğini hatırlatmalıyım. Belh şehrinin de bu kelimeden türediğini. Marco Polo “Hanbalık”a geldiğinde imparator Moğol hanedanına mensuptu.

everd 8

Artık vedaları oynuyorduk. Geldiğimiz Yazlık Saray Kraliçe tarafından yaptırılmış 700.000 hektar üzerine kurulu; Yasak Şehir’den tekne ile de ulaşılabilen, uzun kapalı koridorları ile saraylıların gezinme alanı. Yapay bir göl. Çin’in tarihte gerçekleştirdiği büyük projelerden. En çok da kraliçenin her bir bölümü farklı desen ve resimlerle süslenmiş yürüme alanları ile gemi şeklinde mermerden yaptırdığı “balo salonu” ile dikkati çeken.

everd 7

Burada tekne ile tur düzenlendi. Gölü boydan boya geçerek mermerden yapılan kabul ve tören salonuna ulaştık. Burada kısa bir alış-verişten sonra kapalı yürüme alanları boyunca yürüyerek çıktık Yazlık Saray’dan. Artık akşam yemeğine ve Türkiye’ye dönmek üzere uçak yolculuğuna hazırlanabilirdik.

Pekin Havaalanı

Otobüsle geldiğimiz Pekin Havaalanı bizi tekrar Türkiye Çin kıyaslamasına götürdü. İstanbul Yeşilköy, Pekin Havaalanı yanında küçücük kalır. Dünyanın ikinci büyük havaalanı imiş. Valizleri teslim, uçuş kartı derken gidiyoruz kimse bize engel olmuyor. Güvenlik kontrolü, pasaport işlemi yok. Yanlış mı geldim duygusuna kapılıyorsunuz. Daha bu işleme tabi olmak ve kapıyı bulmak için metro ile uzun bir yolculuk yapacakmışız. Kapılara giden tramvay, metro hattı gibi.

Burada da Çin hatırası çakmağıma el konuldu. Her ne kadar “China gift” dedimse de görevli kız Nuh dedi peygamber demedi. Pasaport kuyruğu iki üç hat üzerinden bitecek gibi değil. Demir bölümler arasında tek sıra yürüyüş, yerinde saymaktan bile yavaş ilerliyor. Nihayet kapıya ulaştık. Uçağımız Çin saati ile 23.55’de kalkacak. Biz on saatlik uçuştan sonra yine gece bitmemiş olacak. Türkiye’den 5 saat ileri olduğu için Türkiye’ye 5 saatte gelmiş gibi olacağız. Sabah 4.30’da geldiğimiz İstanbul’dan Ankara’ya gidecek 07.00 uçağını bekliyoruz şimdi. Olsun, artık kendi ülkemizdeyiz. Herkesle Türkçe anlaşabiliyoruz. Dünyanın en havadar sigara odasında sigara içiyoruz. Gazetelerle Türkiye gündemine dahil olduk.

Ankara; güzel Ankara. Valizlere kavuşmak ve evimizdeyiz. Bizim evimiz Çin seddi ile çevrelenmese de iyi kötü duvarları var. Bundan âlâ mutluluk olur mu? Şimdi notlarımı ve fotoğraflarımı karıştırıyorum. Çin Gezisinden eksik kalan konu var mı diye. Daha anlatacağım çok şey var ama adam 10 günlük geziden bir kitap çıkaracak diye tezvirat yapılmasını göze alamadım. Bu nedenle kısa kestim ki aydın havası olsun.

everd 9

Böyle bakınca Çin dünyanın ortasında görünüyor gerçekten. (Chine Eastern Hava Yolları Dergisi’nden) Çin kendisini dünyanın tam ortası görüyor çünkü. Merkezinde diyelim.

Bitti

çinnnnnn.jpg

Mustafa EVERDİ

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: