Hz. Osman’ı Farklı Okumak

Muaz Ergü yazdı…

 

İnsanlar genel olarak kafa konforlarının bozulmasını istemezler. Aynı zamanda ezberlerinin bozulmasını da…  Kafa konforunu bozacak, doğru bildikleri yanlışları düzeltecek bilgilerden, kitaplardan, sohbetlerden mümkün olduğunca uzak dururlar. Ezber bozacak her şeyden de… Gerçeklerden ziyade efsaneler, abartılar daha çok ilgi çeker. Tarihin üzerini yoğun bir sis perdesiyle örtmek ve buradan gizemli anlatılar devşirmek, hakikati aramak yerine bu gizemlerin peşine düşmek her zaman insanın daha çok hoşuna gider. Tarihte ya dokunulmaz, günahsız kahramanlar vardır ya da her türlü pisliğe boğazına kadar batmış düşmanlar… İşte bu nedenler dolayısıyla tarihten yeterince ders alınmaz ve vakıalar sürekli tekerrür eder durur.

Mehmet Azimli ‘Dört Halifeyi Farklı Okumak’ üst başlığı altında Peygamberimizin vefatından sonraki dört halife dönemini ele alıyor. Azimli’nin kitapları genel olarak kafa konforumuzu, ezberlerimizi bozacak cinsten. Geleneksel tortularla üzeri örtülmüş gerçeklerin peşinde… Dört Halife Dönemi serisinin III. kitabı III. Halife Hz. Osman’ı ve dönemini anlatıyor. Yazar bu serinin en zor yazılan kitabının Hz. Osman’ı anlatan kitap olduğunu belirtiyor. Evet, gerçekten zor bir dönem. Bu zor dönemi tahlil etmek, anlamlandırmak daha da zor. İslam dünyasındaki ideolojik ayrışmalara, siyasi taraftarlıklara zemin teşkil eden vakıalar bu dönemde su yüzüne çıkıyor. İnsanların içinde birikmiş olan öfke patlaması bu döneme denk geliyor. Bir yanda Müslümanların maddi alanda güçlendikleri, zenginleştikleri gerçeği varken diğer yanda ana ilkelerden, peygamberin örnekliğinden uzaklaşıldığı, dünyevileşmenin arttığı, statükocu bir yapının oluşmaya başladığı görülür. Bu dönemdeki tartışmaların uzantısı olarak birçok siyasi/ideolojik grup ortaya çıkıyor. İnançtan daha ziyade siyaset insanların hayatını yönlendirir hale geliyor. Siyasi, ekonomik her türlü plan piyasaya sürülüyor. Bu dönemdeki tartışmaların uzantısı olarak ortaya çıkan Şii ve Sunni literatür kendi düşünce dünyalarına göre bir Hz. Osman imgesi oluşturuyorlar ve bunu gerçek kabul ediyorlar. Şiiler Hz. Osman dönemine ve bu dönemin uzantısı Emevilere karşı çok olumsuz bir bakışa sahipler. Bütün vakıalar fanatik bir zihinle Hz. Osman ve Emeviler aleyhine değerlendiriyor. Gayet olumsuz bir algı söz konusu. Olumsuz algıya abartılı yorumlar da eşlik ediyor. Hz. Osman ve dönemini ayaklar altına alıp çiğneyen Şii anlayışın karşısında yer alan Sunni anlayış canla, başla Hz. Osman’ı savunma derdinde. Sahabeyi eleştirme ve o dönemlerin tenkit edilmesi neredeyse dinden çıkmakla eş değer tutuluyor. Mehmet Azimli Sunni dünyanın sahabeyi kollama amacıyla İbn Sebe adında bir şahıs üreterek bütün dümenleri bu şahsın çevirdiği görüşünü ortaya attığını, Hz. Peygamber’in dilinden rivayetler uydurulduğunu belirtiyor. Yani sanal bir kişilik günah keçisi olarak tedavüle sürülüyor ve böylelikle gerçek sorumluluk sahipleri kurtarılmış oluyor.

osmannnn

Yeri geldiğinde peygamberi bile eleştiren, Hz. Ömer’e yanlış yaptığında seni kılıcımızla düzeltiriz diyen insanlar sonrasında koşulsuz bir teslimiyet halinde. Gerçeklerin üzerine gidilmesi gerekirken farklı kurgularla gerçeklikten uzaklaşılıyor. Sahabenin yanlışlarını görüp ders almak yerine Onlara kutsiyet atfediliyor. Peygamberimizin ve Onun arkadaşlarının hayatlarını öğrenmek ve ibret almak niyetiyle yapılmıyor yapılanlar. Peygamberimizin hayatı etrafında öyle bir esrar perdesi ve büyü üretiliyor ki Muhammed’ül Emin ortalarda yok. Sanki öyle biri yaşamamış bir mitoloji kahramanı üretilmiş. Yani o hayatlar öylesine kutsanıyor ki Onlar gibi yaşamak umutsuz bir vakıa gibi sunuluyor insanlara.

Hz. Ömer gibi karizmatik bir liderden, ilkeli ve ilkelerinden ödün vermeyen bir önderden sonra Hz. Osman gibi çevresinin etkisinde çok kalan, kuralları adamına göre uygulayan, kendisinin ve yönetimin faydasına olacak uyarılara, tavsiyelere kulak kapatan, yaşı da çok ileri olan bir halife döneminde toplumun her yerinden sıkıntı, sorun yükselmeye başladı. Halife seçildiği ilk dönemler sükûn içinde geçerken bir süre sonra karmaşa ve kaos egemen oldu. Hz. Ömer’in kurduğu devlet çarkı gidişata fazla dayanamadı. Azimli’nin de belirttiği gibi aslında karmaşanın kökeninde ekonomik nedenler vardı. Zaten tarihteki birçok vakıa da inançtan ziyade ekonomik nedenlerle ortaya çıkmıştı. Hz. Osman döneminin en büyük sıkıntılarından biri savaşta kazanılan ganimetlerin dağıtılmasındaki adaletsizlikti. Kureyşliler İslam toplumunun ayrıcalıklı sınıfını oluşturmaya başladılar. Oturdukları yerden para kazanıyorlar ve zenginlik içinde yaşıyorlardı. Kureyşliler aynı zamanda kendilerini diğer Müslümanlardan üstün görmeye başladılar. Hem savaş ganimetleri hem de diğer eyaletlerden toplanan zekât gelirleri Mekke ve Medine’de oturanlara pay ediliyordu. Savaşan, sefere çıkan ve sınırlardaki eyaletlerde yaşayan insanlar gelirden, ganimetten yeterince pay alamıyorlardı. Bütün bunların yanında bir de Kureyşlilerce aşağılanıyorlardı.

tel

Hz. Osman’ın etrafına toplanan, Onu markaja alan grup Mekke’nin fethi esnasında zorunlu olarak Müslüman olan, İslami hassasiyetleri olmayan kişilerdi. Aynı zamanda bunların arasında Mekke’nin fethiyle ekonomik güçlerini yitiren, seçkinci, aristokrat Ümeyyeoğulları da vardı. Bunlar her daim eski güçlerine kavuşmak için pusuda bekliyorlardı. Ümeyyeoğulları aynı zamanda Hz. Osman’ın akrabalarıydı. Hz. Osman’ın kabilesini kollaması geçmişteki kavgaları yeniden ateşledi. Toplumsal dengeler alt üst oldu. Mehmet Azimli’nin çok yerinde yorumuyla Hz. Osman’ın hilm ve şefkat gibi hasletleri yoğun suiistimallere sebep oldu. Akrabalarının kararları belirleyici oldu. Valileri seçmesinde bile temel norm akrabalıktı.

Bu dönemde İslam tarihini derinden etkileyen siyasi/ekonomik karalar alındı. Devlet yönetiminde uygulanan şura dağılarak yerini aile meclisine bıraktı. Devlet Ümeyyeoğullarının malı haline geldi. Hz. Osman kamuoyunda tepki çeken biri haline gelirken Muaviye’nin yıldızı parlamaya başladı. Peygamber’in vahiy kâtibi olduğu yalanı dillendirilmeye başlandı. Azimli, Muaviye’den tüccar ve aristokrat ailenin bütün özelliklerini kapmış biri olarak bahsediyor. Ayrıca Şam’da içki ticareti yaptığını da belirtiyor. Muaviye Şam’da vali iken iktidarını kuruyor, saray yaptırıyor, Bizans benzeri bir yönetim sistemini hayata geçiriyor. Tabi halifeden herhangi bir uyarı gelmiyor.

ebuzeeerrr
Ebu Zer Gıffari’nin Rebeze’de Issız Mezarı

Hz. Osman dönemindeki uygulamalara karşı çıkan insanlar da mevcut. Hz. Ali, Abdullah İbn Mes’ud, Ammar Bin Yasir ve Ebu Zer Gıffari bu muhaliflerin başlıcaları. Ebu Zer sistem eleştirilerinden dolayı Rebeze’ye sürgün edildi. Abdullah İbn Mes’ud Beyt’ül Malı Ümeyyeoğullarına yağmalatmadı diye görevden alındı, maaşı kesildi. Sefalete terk edildi. Halifeye eleştirilerinden dolayı Ammar Bin Yasir’e dayak atıldı.   Bunların yanında toplumun büyük bir kesimi ve refahtan pay alamayanlar da Halifeye karşılar. Ayrıca Halifenin valilerinden rahatsız olan Kufe, Şam, Mısır, Basra halkı da gidişattan memnun değiller. Hz. Osman uygulamalarıyla, olan biten karşısındaki tepkilere kulak tıkamasıyla, devlet hazinesini akrabalarının yağmalamasına göz yummasıyla kendi sonunu hazırlıyordu aslında. Acı olan bir şey daha var ki katledilmesi esnasında özellikle Muaviye ve diğer akrabaları kıllarını kıpırdatmadılar. Hatta Muaviye Onu korumak için ordu göndermedi ve katledilene kadar orduyu bekletti. Çünkü kendi saltanatı İçin Hz. Osman’ın öldürülmesi bir basamak olacaktı. Nitekim bu durumu kendi lehine çevirdi ve hilafette hak iddia etti. Hz. Osman katledilmese halife olması bu kadar kolay olmayacaktı. Nitekim uzun bir muhasaradan sonra Hz. Osman katledilir, cenaze birkaç gün kaldırılmaz. Ceset bozulmaya başlar. Aynı zamanda Cennetü’l Baki mezarlığına gömülmesi engellenir. Eskiden Yahudi mezarı olan yere defnedilir. Sonra Cennetü’l Baki Mezarlığı bu mezarlıkla birleştirilir.

mushaf

Bu acı ve trajik vakıadan çıkarılması gereken çok ders var. Yine Azimli’nin dediği gibi halifenin azledilmesi kurumsallaşsaydı ve Hz. Osman azledilseydi saltanat diye bir yönetim biçimi olmayacaktı. Böyle bir mekanizma işletilmeyince halife katledildi, başımıza saltanat belası sarıldı. Sahabelerin karizmatik yapısı sona erdi. Üretimden ziyade ganimet ekonomisiyle ayakta duran ekonomik yapı son buldu. Sultanların sultası başladı. Seçimle iş başına gelen yöneticilerin yerine hanedanlık tesis edildi.

Bundan binlerce yıl yaşanmış olan vakıalara baktığımızda aslında bugün de aynı şeylerin yaşandığını görebiliriz. İslam dünyasında saltanat sahipleri, hanedanlar mutlu, mesut yaşıyor. Müslüman halklar yokluğun, yoksulluğun, ölümün, savaşın kıskacında. Bürokrasiye çöreklenenler aynı Hz. Osman dönemindeki gibi makam mevki peşindeler. Ekonomik kavgalar dini söylemlerle perdeleniyor. Aslında kimsenin dinle devletle ilgilendiği yok, herkes kendi şahsi ikbali peşinde. ikbal-ü istikbal için nice yalanlar söyleniyor. İlkeler, öğretiler önemli değil şimdilerde, ilkelerin, öğretilerin sisteme intibak değeri önemli. İddialarınız size ne kadar çok menfaat kapısı aralıyorsa o kadar değerli. Aynı III. Halife dönemindeki gibi kendimizi gelişme, zenginleşme masallarıyla oyalıyoruz. Her geçen gün siyasi, ekonomik, kültürel ahlakımız biraz daha azalıyoruz. Hızla yozlaşıyoruz. Hızla hiçleşiyoruz aslında kendimizi çok güçlü ve dokunulmaz gördüğümüz bu demlerde…

çöllll

Muaz ERGÜ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: