Fazıl Say Geçti Konya’dan…

Nilgün Çelebi yazdı…

fazıl say

Fazıl Say dünya çapında bir besteci ve icracı, piyanist… Doğuştan müzik alanında üstün yetenekli. Onu canlı dinlemeyi hep isterdim. Vardır böyle bir huyum. Aynı zaman dilimini paylaştığım çeşitli alanlardaki üstün yetenekli insanlara ve/veya eserlerine üstelik aynı, yakın mekânlarda ulaşma imkânım olduğunda gitmemeyi o yeteneğe karşı saygısızlık gibi hissederim. Kendimi de yürürken basıp geçilen çakıl taşı gibi… Konya‘ya Fazıl Say‘ın geleceğini öğrenince küçük bir hesap yapıp o tarihte Konya‘da olabileceğime karar verdim. Biletimi aldım. O ara hâlâ da tam geçmeyen gribe yakalandım. Hastalığın peak yaptığı zamanlarda içimden: “inşallah Fazıl Say‘a kadar iyileşirim” diye dua bile ettim.

konya f

Nihayet konser günü geldi. Kar yağmadı, yollar buz tutmadı, sarılıp sarmalanıp konser salonuna gittim. En kenar da olsa, 2. sıradayım. Vee Perde. Önce Yekta Kopan çıktı sahneye. Konser hakkında kısa bir tanıtım yaptı. Yekta Kopan‘ın Fazıl Say‘a tanıtım yapması başlı başına önemli zira kendisi de önemli bir ad. Bu tavrı onun Say‘a duyduğu saygıya işaret eder. Salonu tıklım tıklım dolduran Konyalıları saygıyla selamladı. Konser esnasında ekranda Mustafa Toygun Özdemir‘in eserlerle bağlantılı illüstrasyonlarının akacağını muştuladı. Çekildi. Sonra sahneye o küçük adam çıktı. Karşımda o küçük ama büyük adamı canlı görünce gözlerim kendiliğinden yaşardı. Saygıyla eğilmesi gerçekti. Konseri için yaptığı açıklama gerçekti. Gerçek derken kastım Say‘ın her hareketinin ve sözünün, ses tonunun, vurgulamalarının içtenlikle dolu olmasıydı. Say bir beden değil müzikle yıkanmış bir temiz, saf ruh idi.

İlk eser Veysel‘den Kara Toprak idi. Ekrandaki Türkçe ve İngilizce sunumda Toprak icin earth kelimesinin seçilmesini takdirle karşıladım. Soil değil de earth denmesi bir özen işareti idi. Özen burada bitmedi. Troya ve Truva açıklaması yapıldı. Say “Truva Atı”nın yerleştiği için öyle kalacağını ama TDK’nın Troya’yı önerdiğini söyledi. Üçüncü bir özen de yine ekranda Türkçe ve İngilizce kelimelerin yazımında ı ve i’de gösterilen özen idi. Say son olarak Troya’ nın leitmitivelerinden örnekler verdi. Agamemnon, Aşil, Helen ve diğerlerini nasıl notalaştırdığını örnekledi. Ve bizi önce Kara Toprak sonra Troya ile başbaşa bıraktı.

aşık veysel

Piyanodaki bir ruh idi, incelmiş bir ruh… Bir saydam ruh… O ruh kalbimize konuk idi. Troya‘yı Devlet Opera ve Balesinin prodüksiyonu olarak Ankara Congressium‘da izlemiştim. Orada bu eseri büyük orkestra seslendirmişti. O, ayrı bir mükemmellikti. Burada bir ruh esintisi vardı. Troya ‘dan sonra İzmir geldi. Urla Körfez Zeybek derken aralarda bir hoş sürpriz İzmir Marşının Brahms Chopin ve Rachmaninov tarafından nasıl yorumlanabilecekleri üzerine yaptığı çesitlemelerdi. Ben Brahms‘dan yanayım tabii.

Say konserinin sonunda teşekkür ederken sufi müziğin çok özel bir ritmi olduğunu, bu müzik formunun hemen her müzik eğitimi veren okullarda önemle öğretildiğini (sanıyorum yurt dışı konservatuvarları kast etti), kudüm ritminin kendisinin tüm eserlerinde alttan alta yattığını, yakın gelecekte doğrudan sufi müzik formunda bir beste yapacağını da açıkladı. Konser o temiz ruhun asil selamıyla sona erdi.

Nilgün ÇELEBİ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: