Kötülüğün Ontolojik Yokluğu Üzerine Bir Deneme

Gürgün Karaman yazdı…

iyi kötü

“Tanrı’yı öldürebilirsiniz, fakat insana Tanrı’dan daha uzun bir ömür biçemezsiniz. Tanrı’yla beraber insan da ölür.” Michel Foucault

İyilik ve kötülük problemi tarih boyunca tüm filozofların, düşünürlerin üzerinde kafa yorduğu bir problemdir. Gelinen modern dünyada kapital ve emperyal olanın, her şeyi kuşattığı ve baskıladığı, psikolojik bir umutsuzluğa yol açtığı aşikardır. Evrensel ölçekte, iyilik ve kötülüğün anlamlandırılamaması, Tanrı’yı da problem haline getirmiştir. Bu problemi anlamlandırmak için bir çabadan öte, artık klasikleşmiş olan Yunan/Batı felsefesi merkezli bir yaklaşımın dışında başka bir alternatif düşünce ortaya konulamamaktadır. Meselenin Yunan filozofu Epikür’den başlayarak Leibniz, David Hume ve J. Hick’e kadar ele alınışı ve bunun merkezi bir yaklaşım olarak ortya konulması, meselenin tektipçi okunmasından ibarettir.  Biz burada meseleyi müntesibi olduğumuz işraki felasife/hikmet geleneği çerçevesinde ele alacağız. Bu nedenle sair felsefi yaklaşımları tekrar etmeyeceğiz ve bu tekrarın bir fayda sağlayacağına da inanmıyoruz. Amacımız kadim düşünce geleneğimizden hareketle meseleye bir genişlik kazandırmaktır. Bunu yaparken sadece Farabi, İbn-i Sina, İbn-i Rüşd, İbn-i Arabi vb. merkezli işraki, meşşai ve tasavvufi gelenekleri de tekrar etmeyeceğiz. Bunları da da sentezleme gayreti olan İşraki düşünceyi merkeze alacağız.

İyilik-kötülük problemine girmeden önce “varlık” meselesini ele almak gerekir. İşraki düşünce sisteminde varlık, kendisine “varlık nedir?” sorusu yöneltilemeyendir. Çünkü “varlık, tanımlanmaya ve açıklanmaya ihtiyacı olmayan şey apaçıktır/zahirdir.” (Ş. Sühreverdi) Kendi hakikati apaçık olan bir şey tarif ve tanım gerektirmez. Çünkü varlık, kendisine işaret edilemeyen, apaçık olandır. Varlık “mümkün olan” olup, muhtaçtır ve bu muhtaçlığından dolayı hareket halindedir. Hareket, varlığın varoluşa tutunması, bu var oluşa katılmasıdır. Varlık nasılsa öyledir çünkü kendisine işaret edilemeyen şey apaçıktır/bedihidir. Bu ağaçtır, bu güneştir, bu çiçektir vb. işaretlemeler bir yön cihetiyledir. Varlığa, örneğin “bu ağaçtır” dediğimizde onun ontolojik olarak ne olduğunu değil, onunla aramızdaki ilişkiyi yön cihetiyle; iki konum itibariyle, hazır olup olmama durumuyla belirtmiş oluruz. Yoksa onların ontolojik varlığına değil. Yokluk içinde varlık, tanıma gelmez. Dolayısıyla varlık mümkün olan olup, iyidir; ya da varlık, yaratıcının onu var etmesine mazhar olmuş iyidir.

yokluk

Yokluk, kendisine ontolojik olarak işaret edileyemen şeydir. Varlık ise işaret edilebilen şeydir. Kötülüğün şahsiyeti/zatı yoktur. Bu nedenle kötülük, varlığın ontolojik konumuna olan bir tehdit ve yokluğa sürükleniş ya da olumsuz eksilmedir. Kötülük, varlığı, iyiyi, güzeli, hayrı karanlığa ve yokluğa itmektir. Kötülük ancak hareket nedeniyle ortaya çıkan bir yetkinlik eksikliği ve kendinden, ontolojik olarak “şeylerin” yokluğudur. Varlıktaki hareket nedeniyle ortaya çıkan bir yetkinlik eksikliği, hem varlıkta ilintisel olarak ortaya çıkar hem de diğer varlıklara kıyasladır. Yoksa bir varlığın kendi zatıyla alakalı değildir. Herhangi bir şey kendi ontolojik konumu itibariyle “nasılsa öyledir” ve bu cihetle mümkün olan en iyidir. Bir hidrojen atomu, bir oksijen atomu nasılsa öyledir ve o hal üzere mümkündür. Bir hidrojen atomuna ontolojik olarak “bu neden böyledir de başka bir mahiyette değildir” sorusu yöneltilemez. Böyle bir sorunun yöneltilmesi varlığa dayatmada bulunmaktır ki bu durum varlığa hem tahakküm etmek hem de saygısızlıktır. Aslolan varlığın var olduğu hali anlamak ve onunla akli düzeyde mutabakat sağlamaktır.

Mutlak sabitlikte kötülük denilen şey ortaya çıkmaz. Her şeyin sabit, hareketsiz olduğu bir evrende ortaya bir enerji çıkmaz. Varlığın donuk/hareketsiz hali olan sabitlik açısından düşünürsek, hareket yoksa “oluş” da yoktur. Bu açıdan varlık bir “oluş” olup, bu da hareketeti gerektirir. Varlık alemi hareket ettikçe ortaya çıkan enerjiden dolayı bir entropi meydan gelir. Varlığın ontolojik konumu açısından entropi, ontolojik bir durum değil, varlığa ilintili olan hareket nedeniyle ortaya çıkar. Yani hareket nedeniyle ortaya çıkan bir enerji vardır ve bu özsel bir şey değil ilinitsel olarak var olur. Ve en önemlisi “kötülük” varlığın ikincil durumu olan harekete bağlı olarak gerçekleşiyor gibi görünse de bunun “kötülük” olarak işaretlenmesi gözlemcinin algılaması ve yorumudur. Hareketin yorumu, varlığın ontolojik konumundan yapılan nesnel bir yorum değil, olaya katılan gözlemcinin öznel/kişisel yorumudur.Güneş, yakıcılığı itibariyle varlık için en tehlikeli olandır. Ama dünyayı aydınlattığı ve dünyaya enerji verdiği için iyidir.” Bu yorum, gözlemcinin olaya katılarak ve olayı bir gerekçeye dayandırarak yaptığı bir yorumdur. Dünya üzerinde meydana gelen deprem, sel, fırtına vb. doğal olayların durumu da Güneş’in yoruma tabi tutulmasındaki yorum gibidir. Evrendeki tüm “oluş” da bu durum gibidir. Evrenin içindeki tüm oluş hakkındaki durum da gözlemci olan insanın olaya katılarak ve gerekçelendirerek yaptığı yorumdur. Yapılan yorum, insan merkezli bir konum ve varlık merkezli bir konulandırmadan hareketle yapılmaktadır. Varlığın kendisine bu durumun “kötülük” olup olmadığı sorusu yöneltilemez. Çünkü varlık apaçık olup kendi dilince vardır ve bir oluş-bozuluş (kevn-fesad) halindedir. Hareketi nedeniyle ortaya çıkan durumun yorumu insana aittir, varlığın kendisine değil. Kötülük, varlık açısından muhal olduğu için varlık alemi, var olmanın şükrünü eda etmek için kendi varlık dilince hareket eder. Bu nedenlen varlığa “neden varsın ve sen var olduğun için kötülük de var oluyor” yaklaşımı abes bir yaklaşım olacaktır. Modern insan, varlık alemi üzerinde kurduğu tahakküm nedeniyle varlıkla olan mutabakatını yitirmiş ve bu nedenle varlığı değil kendisini kötülüğe süreklediği için ve kötülük de yokluğa meylettiği için bu durumu anlamlandırmakta zorlanmaktadır. Bu sorunu çözmek için de Tanrı’yla kavgaya tutuşmaktadır.

işrakiiii

“Biz kendi nefsimize/insanlığımıza yazık ettik.”

Varlık aleminin kendi dilince Cenab-ı Hakk’ı zikretmesi karşısında insan, varlıkla ve kendi hemcinsleriyle girdiği ilişkideki sözleşmeyi ihmal etmekte ve bu ihmal neticesinde ortaya çıkan parazitleri ontolojik olarak Tanrı’ya irca ederek kendi sorumluluk alanından kaçmaktadır. İnsanın, kendisini bu evrende anlamlandırma faaliyeti kaçınılmazdır. Ona emanet olarak verilen evren üzerinde tahakküm kurmaya çalışması ihanet ve bu da onun kıyametidir. Kendisini var eden, ona irade ve akıl veren Yüce Yaratcı’ya minnettarlık ve şükran duygularıyla bağlı kalacağına O’na kafa tutarak “neden var ettin?” hadsizliğini ortaya koymaktadır. Oysaki ona düşen “minnet ve şükranını” eda etmesidir. Kendi kurduğu politik, siyasal, ekonomik, bürokratik vb. tüm mekanizmaların zulüm üretmesi karşısında sorumluğunu öteleyerek suçu Tanrı’ya yüklemek ucuzculuktur. Hele hele Müslüman aklın “kader, meşiet, alın yazısı” vb. yaklaşım ve inançlarla bu konudaki çöküş ve çürümüşlüğü ayrı bir garabettir. Bu tutum, en radikal ifadesini merhum M. Âkif’te şu şekilde ifadesini bulmaktadır:

Demek ki her şeyin Allah, yanaşman, ırgadın 
O, Vekil-i harcın O, kâhyan, müdir-i veznen O;
Alış seninse de mes’ul olan verişten O. 
Denizde cenk olacakmış: gemin O, kaptanın O.
Ya ordu lâzım imiş: askerin, kumandanın O.
Köyün yasakçısı, şehrin de baş muhassılı O;
Aile doktoru, eczacı, hepsi hâsılı O.
Ya sen nesin? Mütevekkil! Yutulmaz artık bu? 
Hûda’yı kendine kul yaptı, kendi oldu Huda. 
Utanmadan da “tevekkül” diyor bu cür’ete ha?

ontoloji

“Hûda’yı kendine kul yaptı, kendi oldu Huda.” dizesinde M. Âkif, tam da M. Focuault’nun şu tespitini haykırmaktadır: “Tanrı’yı öldürebilirsiniz, fakat insana Tanrı’dan daha uzun bir ömür biçemezsiniz. Tanrı’yla beraber insan da ölür.”  Tanrı’nın yaşatılmaması, bireysel ve kollektif kötülüğün, sömürünün insan cihetinden meşrulaştırılmasından başka bir şey değildir. Dolayısıyla insanlığın ortaya çıkardığı zulümlerin kendisinden izalesini kabul etmeyen yönü nedeniyle bu kötülüğün Tanrı’ya ircası gerekir ki bu da bu yazı boyunca dile getirmeye çalıştığımız felsefi/işraki/irfani yorumun hakikatini yok sayamaz. Ontolojik düzeyde varlık aleminin hareketi Cenab-ı Hak’ka dua ve niyazdır. Dua/hareket bir eylem, bir varoluş biçimi olarak kötülüğün kaynağı olamaz. Bu nedenle “kötülüğün mutlak varlığı” yoktur ve insan eliyle ortaya çıkan zulümler, “kötülüğün mutlak yokluğunu” nakzetmeye yetmez. Zulüm denilen olgu ise insanın kendisine, diğer insanlara ve doğaya uyguladığı iradi ve tercihe dayalı bir şiddettir. Bu şiddet sadece fiziksel değil, ruhsal, psikolojik vb. açılardan icra edilmektedir. Varlık aleminden “insan” denilen varlığı çıkardığımızda “varlık” en ideal, en kâmil, en dengeli halinde eylemine devam eder ve varlıkta iradi ve tercihi bir yön olmadığı için Tanrı’ya tam bir teslimiyetle hareket eder. Bu açıdan varlık aleminin kevn-fesat (oluş-bozuluş) hali zaten tam bir boyun eğiş olup, burada itiraz, kötülük ve zulüm dediğimiz bir olgu ortaya çıkmaz. Başka bir açıdan esas varlığın oluşa katılımıdır. Varlığı yoruma tabi tutarak, kontrol altına tutmaya çalışan, sömüren, tahakkümde bulunan insandır. Kötülük insani bir yorumdur, mutlak anlamda ontolojik bir var oluş biçimi değildir.  İnsan, bu varlık deryasında bir açıdan Allah’ın halifesi, diğer açıdan varlığın halifesidir. Varlığın “iradi ve tercihi” noktasındaki kamil olanı olup, varlık poltansiyelinin “ahsen-i takvimi”dir. İnsana düşen, temsilcisi olduğu bu varlık deryasındaki temsilini bi-hakkın yerine getirecek tekamül sürecini işleterek insan-ı kâmil olmaktır. Değilse insan, varlık deryasında, en arkaik halindeki “çamur insandır.”

ahsen

Gürgün KARAMAN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: