Yoksa Musa’nın Sahifelerinden Haberin Yok Mu, Ya Da O Vefalı İbrahim’in Sahifelerinden?

Peren Birsaygılı Mut yazdı…
the guardion
Annie Kelly The Guardian için kölelik süreci ile ilgili çok ilgi çekici bir dosya yayınladı. Uzman görüşleriyle zenginleştirdiği makaleyi Esra Öztürk titiz bir çalışmayla dilimize çevirmiş, emeğine sağlık. Yazıda, köle tüccarlarının bugün yatırımlarından 18. ve 19. yüzyıldaki benzerlerine göre 25-30 kat daha yüksek kâr elde ettiğini söylüyor. Uzmanlar, 15. ve 19. yüzyıllar arasında yaklaşık 13 milyon insanın esir alınıp profesyonel tüccarlar tarafından köle olarak satıldığını düşünüyormış. Oysa Birleşmiş Milletler Uluslararası Çalışma Örgütü, bugün dünya genelinde en az 21 milyon insanın bir tür modern kölelik içerisinde olduğunu varsayıyormuş. Üstelik modern köle sahiplerinin bir avantajı daha varmış; eskiye göre çok daha hızlı ve daha az risk içeren ulaşım araçları… Ancak uzmanlar herşeye rağmen köleliğin tarihe gömülebileceğini ve bunu gerçekleştirmenin sadece siyasi irade ve kararlılık meselesi olduğunu söylüyorlarmış.
***
cibali tütün
Cibali tekel, tütün ve sigara fabrikasının kadın işçileri

Çocukluğumuzda hiç unutmam, Alpay’ın “Fabrika Kızı” diye bir şarkısı vardı:

Fabrikada tütün sarar
Sanki kendi içer gibi
Sararkende hayal kurar
Bütün insanlar gibi. 

Zaten Alpay’ın sesi çok güzeldi, şarkının sözleri de fevkalâde sarsıcı. Ne zaman bu şarkı çalacak olsa, sessizce dinler, hayaller kurar, gözümüzde canlandırmaya çalışır o fabrika kızını ve içlenirdik. Bir de Münir Özkul’un zengin fabrikatörün karşısına geçerek, oturması için bir koltuk dahi göstermezdi Münir Özkul’a o fabrikatör, ayakta yaptığı yürekleri parçalayan konuşmaları vardı; Bizler fakir ama gururlu insanlarız beyim.

Siz adına ne derseniz deyin. İster kölelik ister emek sömürüsü ya da adaletsizlik, kaçmanız mümkün değildi zaten o şeyden. Kemalettin Tuğcu romanları okuyarak büyümüş bir nesil olarak, gözümüzden yaş her an aktı akacak gibiydi zaten. İyi ki de öyleydik, gördüklerimiz karşısında çocukça bir masumiyetle çareler aramaktan geri bırakmıyordu bizleri bu duygusallık en azından.

münir

***
Büyüdükçe başka bir şey oldu. Bir zamanlar çocukça çareler aradığımız o sosyal adaletsizlik, kölelik gibi şeyler hakkında yazılmış koca koca kitaplar çıktı karşımıza. Her biri birer tuğla kadar… İdeolojisi fark etmez, herkes birşeyler söylüyor, kendince çözüm önerileri sunuyordu. Köleliğin tarihsel süreçleri, sebep-sonuçları, farklı ülkelerde yaşanmış tecrübeler ya da bilmem hangi ülkenin işçi sınıfının başından geçenler, öte yandan yükselmekte olan liberalizm ve mülkiyet tartışmaları, bireycilik mi toplumculuk mu kavgaları…
Okuduklarımızın çoğu da tercüme kitaplardı, yabancısı olduğumuz bir sürü terim, hele kimini anlayana kadar çatlardınız neredeyse. Komik, yok aslında acıklı tarafı kimse anlamadığını belli etmez, herkes anlar görünürdü. Ama olanlar olmuştu ve çocukluğumuzun hepimizin anladığı dilden konuşan o Fabrika Kızı, Münir Özkul’u geride kalmış, koca bir kavram kargaşasının ortasına düşmüştük. Birileri gelip bizi bir okyanusun ortasına atmıştı sanki de, çırpındıkça her işittiğimiz yeni kavrama can simidi gibi tutunmaya çalışıyorduk.
İnsanoğlu daha fazla kazanma ve güç hırsı yüzünden sorun çıkarıyor, bu sorun zamanla iyice kangren halini alarak tüm dünyayı sarıyor ve bir çare bulmaya çalışan ideolojiler ve ortaya attıkları yeni yeni kavramlarla sarılıyordu etrafımız. Şehirlerin ortasına bir hançer gibi saplanan gökdelenlere, iş merkezlerine ve arsızca bir özgüvenle bunların aslında ne kadar faydalı şeyler olduğunu anlatan kitaplara karşı yazılan başka kitaplar, öfkeli sokak gösterileri, afişler ve pankartlar… Attila İlhanYel üfürdü su götürdü gençliğimizi, elimiz boşa geldi meydanlarda kaldık, meydanlar serseri biz serseri, diyordu bir çare aramak için düştüğümüz bu içler acısı hâli tasvir ederken.

kölelik

***

Yaşımız ilerledikçe, daha sade cümleler aradık kendimize. Büyük bir savaş meydanından çıkmıştık adeta ve yorulmuştuk artık. Okumaktan yorulabilir miydi insan, evet çok yorgun hissedebilirdi hem de kendisini. Yoran neydi biliyor musunuz? Okuduğunuz metne kendinizi ait hissetmemeye başladığınız zaman, yani en azından ufak da olsa kendinizden bir parça bulamadığınız vakit, yabancılaşıyor ve yorulmaya başlıyordunuz. Bize ait olmayan birşeyler vardı hepsinde de. Tamam bir vakitler okumuştuk iyi hoş, istersek yine açar bakardık, elimizden alan yoktu ancak tüm kalbimizle ve ruhumuzla daha sade cümleler duyma ihtiyacı hissediyorduk artık.

Yoksa Musanın sahifelerinden haberi yok mu? Ya da o vefalı İbrahimin sahifelerinden? Şunlardı o sahifelerde söylenen; Kimse kimsenin günahınıçekmez. İnsanın emeğinden başka hakkı yoktur. Emeğin karşılığı mutlaka verilecektir”(Necm Suresi, 38-40) 

kuran

Ve Adam Smith’in kendi menfaatleri uğruna bir canavar haline getirdiği, Karl Marx’ın ise toplum menfaatleri uğruna öldürdüğü ruhumuza iyi gelecek olan bu sözlerdi işte. Banka hesapları, hisse senetleri-bono-tahviller veyahut konforlu işmerkezleri ile gizli örgüt yeminleri, afişler-pankartlar ve sokak gösterileri arasında sıkışıp kalmışlığımızın, bunalmışlığımızın ve yaralarımızın ilacı bu sözlerdi.

Ve hayatta hiçbir şey sandığımız kadar karmaşık değildi aslında, hayatlarımızı içinden çıkılmaz hâle getiren bizlerdik. Siz hangi ideolojiye inanırsanız inanın ya da nasıl davranırsanız davranın, yolun sonunda işlerin varacağı yer şuydu; “İnsanın emeğinden başka hakkı yoktur. Emeğin karşılığı mutlaka verilecektir.”

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: