Zoraki Bunalım…

Hasan Boynukara yazdı…

bunalım

Gençlik bunalımı diye bir şey vardır. Bir zamanlar genç olan herkesin kenarından kıyısından yaşadığı psikolojik bir durum. Kimi gerçekten kimisi de “o bunalım geçiriyor, ben niye geçirmiyorum, o benden daha mı derin insan” diye ya hevesinden ya hasedinden yaşar. Galiba benimki böyle bir şeydi. İnsan bunalmak istemeye görsün, onlarca bahane ya da vesile bulabilir. Varlık, ölüm, imtihan, kader, aşk…

Oturduk bir akşam arkadaşlarla, mevzu yine bunalım. Kimi okuduğu bir şiirden, kimi bir romandan yola çıkarak bunalımın asaletinden, yaşayanların entelektüel kapasitesinden bahsediyor. Hatta İlyas, bunalım yaşamayan insan ne iyi bir yazar olabilir ne de düşünür, dedi. Hamza bir adım daha ileri gitti, bunalımı olmayan adam bile değildir, dedi. Buna göre ben malın teki oluyordum. O akşam, ne yapıp edip bir bunalıma girmem lazım diye karar aldım.

bun

Evde bir odaya kapandım kapıyı kapattım, en acıklısından bir arabesk parça koydum. Demleniyorum. Kader, yoksulluk, ayrılık, aşk… En güzeli aşktı ama bende tık yok. Ötekilerle ilgili de bir türlü kendimi ikna edemiyorum. Allah’ım yardım et de bunalayım, noktasına geldim. Annem “oğlum ne yapıyorsun sen içerde iki saattir” diye seslendi, bunalmaya çalışıyorum diyemezdim tabii ki.

Bir konu buldum ama böyle bir gerekçe olabilir miydi? Bunu Hamza‘ya söylesem dalga geçer miydi? Denemeden olmaz tabii. Hem herkesin nedeni aynı olmak zorunda değildi. Sonra benim yazar, düşünür olmak gibi bir hedefim de yoktu. Haydi Bismillah!

Çok sevdiğim bir arkadaşım vardı, Hakkı, dünya iyisi, melek huylu, yakışıklı bir çocuk. Yatılı okulu kazanmıştı. Daha 16’sındaydı. Bir kıza tutulmuştu. Ders, okul, istikbal, aile, kısaca dünya ondan ibaretti. Kız da gönüllü mü dedim bi keresinde, hem de nasıl dedi. Nasıl imrenmiştim. Bir yanda kızlarla konuşmaya bile utanan ben, öte yanda, kendisine bir kızın “seni deliler gibi seviyorum” dediği Hakkı vardı. Bir Hakkı kaç tane ben ederdi! Ben de adam mıyım Allahaşkına!

int

Tatil matil olmadığı halde, Hakkı memlekete gelmişti. Konuşacaklarımız var dedi. Oturduk bir çay ocağına. N’oldu dedim. Fadik‘i birine vermişler, dedi. Zenginlermiş. Ben ayrıldıktan sonra hemen nişan yapmışlar, yarın da nikâh, düğün! Görüştün mü kızla? Hayır dedi. Daha fazla konuşamadı. Eve gidiyorum dedi. Sonra inşaat halindeki bir binada… Üzüntümü anlatamam. Bunları düşündüm ve kendimce bunalıma girdim.

Akşam tekrar buluştuğumuzda olayı anlattım, çok acı çektiğimi, gece gözüme uyku girmediğini falan… İlyas ne dese beğenirsiniz? Ula, oğlum sen trajik olanla acı olanı birbirine karıştırıyorsun. Acı bir olay herkesi üzer, ama buradan trajedi çıkmaz. Bunalım için trajik bir olay yaşamak lazım. Bir de sırıttı ki tokatlasa daha az zoruma giderdi. Hani o pis sırıtış var ya, öyle işte. Zamanla ilişkimiz koptu. Her birimiz bir yere dağıldık.

Sonra bu iş bana göre değil diye vazgeçtim. Arada bir şeyler oluyor ama bunalım mı değil mi bilemiyorum.

trajedi

Hasan BOYNUKARA

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: