Said Halim Paşa Türk Milleti’nin ve Memleketinin Bekâsını Temin Edenlerin Sadrazamıydı

İsmail Küçükkılınç yazdı…

paşaşa

Günümüzün rahatlığında bile bekâ mesele ve kaygısından sıkça bahsedilmektedir. Ancak I. Dünya Harbi’ne tekaddüm eden günlerde, sadece Osmanlı Devleti’nin değil Türk Milleti’nin de bekâsı tehdit ve tehlike altındaydı ve bunu önleyenler de, Said Halim Paşa’nın reisliğindeki Osmanlı Hükümeti ile İttihadcılardı.

Balkan ve I. Dünya Harpleri maalesef bihakkın bilinmediğinden, geçmişte yaşadığımız bekâ kaygısı da bahane ve mübalağa olarak telakki edilmektedir. Oysa, bu iki harbe alaka duymak, nefes almak kabilinden bir ihtiyaçtır.

İttihadcılık ve İslamcılığın en mühim şahsiyetlerinden biri olan Sadrazam Mehmed Said Halim Paşa, İslamcılığa dair birbirinden kıymetli ve entelektüel kalitesi hayli yüksek risaleleri ile tanınmışsa da, o, aynı zamanda I. Dünya Harbi’ne girişimizi en iyi izah ve müdafaa eden bir eserin [Osmanlı İmparatorluğu ve Dünya Savaşı, Kronik Yayınları, 2019] de müellifidir. Fransızca yayınlandığı ve birkaç bölümü hariç bugüne kadar tercüme edilmediği için, geniş bir kitlenin ilgi ve bilgisi haricinde kalan bu eser, zannediyoruz ki artık kısa bir sürede her kütüphaneyi teşrif edecektir.

Merhum Paşa’nın eserini muhalled, müessir ve mükemmel kılan vakıa, yazıldığı zamanın hususiyetidir. Eser, Millî Mücadele’nin tamamlayıcı ayağı olan 1919-22 devresinin 1919-1921 senelerine ilişkin hadiselerinin vuku bulduğu bir kesitin ümit ve tedirginliği altında kaleme alınmıştır.

Paşa, Mondros Mütarekesi’nden sonra mütareke hükümlerini ihlalin ve neticede vuku bulan işgalin, niyet olarak aslında 1914 şartlarında mevcut olduğunu, ancak bu niyetin tatbikine Osmanlı Devleti’nin akıllı siyaseti sayesinde mani olunduğunu, 1919-21 arasında Türk Milleti’nin sergilediği direnişle arzuladığı bağımsızlığın da, 1914 şartlarında mevcut olan ve “ölümüne gösterilen yaşama azminden” kaynaklandığını net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Paşa; İtilaf Devletleri’nin Osmanlı Devleti’ne son vermeyi çok önceden kararlaştırdıklarını, ancak savaş esnasında bunu net bir şekilde ifade edemediklerini, ittifak rica ve tekliflerini kimi zaman müzakere etmeye bile tenezzül buyurmadıklarını, ancak yine de muharip bir düşman kazanmamak ve tüm suçu karşı tarafa atmak için, tam tarafsızlık halinde toprak bütünlüğümüze ittifak garantisi verdiklerini yazmaktadır. Paşa’ya göre, ittifak halinde verilen bir toprak bütünlüğü garantisi, Osmanlı Devleti’ne çok pahalıya mal olan tecrübe ile alay etmektir. Çünkü, o güne kadar Osmanlı Devleti’ne ittifak halinde verilen tüm teminatlar semeresiz ve hükümsüz kalmıştır. Paris Anlaşması ile Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğü garanti altına alınmışken, pek çok Osmanlı toprağı işgal edilmiş ya da özerk hale getirilmiştir. Büyük Avrupa devletlerinin blok ya da ittifak halinde verdikleri sözlerin hiçbir değeri yoktur. Nitekim, Balkan Harbi başlamadan evvel statükonun değişmeyeceği garanti edilmiş, ancak Osmanlı Devleti’nin tüm Rumeli topraklarının kısa bir sürede işgali ve neticede harbi de kaybedeceğinin anlaşılması üzerine bu söz unutulmuştur.

Paşa İtilaf Devletleri’nin ayrı ayrı toprak garantisi vermesini talep etmişse de İngiltere ve Fransa buna asla yanaşmamışlardır. Çünkü onlar Rusya’nın Osmanlı toprakları üzerindeki niyetlerini bilmekte ve Rusya aleyhine olacak hiçbir ikili anlaşmaya imza atmaya yanaşmamaktadırlar. Savaş sonrasında ittifak sona ereceği için, her bir devlet, ittifak halinde verilmiş garanti yükümlülüğünden kurtulacaktır. Kaldı ki İngiltere, Osmanlı Devleti’ne, tam tarafsız olması karşılığında ittifak halinde verilecek garantiyi de savaş süresiyle sınırlandırmaktaydı. Oysa Osmanlı Devleti, asıl savaş sonrası için toprak garantisine ihtiyaç duymakta idi.

İtilaf Devletleri’nin ittifak halinde verdikleri toprak garantisi, aslında ve aynı zamanda yarım ağızla verilmiş bir sözdür. Çünkü Osmanlı Devleti’nin “tam tarafsızlık hali” muayyen, sabit ve objektif ilkelere bağlanmıyor, takdirî bir mahiyet arz ediyordu. Yani Osmanlı Devleti’nin tam tarafsız hareket edip etmediğine yine İtilaf Devletleri karar verecekti. Savaş sonunda Osmanlı Devleti’ne çeşitli bahanelerle “Sen tam tarafsız davranmadın” denilerek savaş açılması mümkündü.

sait halim

Said Halim Paşa, Almanya ile ittifak anlaşmasının çaresizlik neticesi yapıldığını söylemektedir. Çünkü hiçbir büyük devlet, -küçük Yunanistan’ın dahi ittifaka tenezzül etmediği- Osmanlı Devleti’ni ittifak yapılacak kıymette görmemektedir. Büyük devletlerin bile yalnızlıktan korktuğu, ittifak anlaşmaları yaptığı bir ortamda Osmanlı Devleti’nin tek başına hareket etmesinin mantıksızlığı tartışmasızdır.

Said Halim Paşa Almanya ile yapılan ittifak anlaşmasına da, harbe girilmesine de karşı değildir, o, sadece harbe girişte zamanlama hatası yapıldığını, ittifak anlaşmasının acil bir harbe iştiraki içermediğini, kaldı ki ittifak anlaşmasından sonra bile haklı gerekçelerle yaklaşık 3 ay harbe girilmediğini ifade etmektedir. Türkiye harbe, tarafsızlığın ‘parçalanmasına yol açacağı’ için girmiştir. Türkiye, ancak varlığını muhafazadan vazgeçerek tarafsız kalabilirdi.

Merhum Paşa, Mondros Mütarekesi’nden sonra bizi silahlanmaya sevkeden şartların I. Dünya Harbi’ne iştirake zorlayan sebeplerin aynısı olduğunu eserinin pek çok yerinde ve de vurgulu bir şekilde ifade etmektedir. “Ne o zaman ne de bugün üzerine düşenleri yerine getirmeseydi de kaderi değişmeyecek ve millî varlığının her hâlükârda sona erdiğini görecekti”. Ancak 1919 ile 1914 arasındaki fark, mahiyet ve derece değil, gözlem farkıdır. “O dönem ile günümüz arasındaki yegâne fark, 1914’teki tehlikenin herkes için 1919’daki kadar açıkça görülebilecek derecede bariz olmamasıydı”. Paşa aslında 1914 şartlarının 1919 şartlarından daha da ağır olduğunu, Türkiye’nin tamamiyet ve istiklalinin o günkü kadar, hatta o günkünden [1919-20] daha fazla tehdit altında olduğunu yazmaktadır.

1914’teki yaşama azmi 1919-21’de de devam etmektedir. “Türkiye, bugün, Allah’ın lütfu ve evlatlarının hayran olunacak sadakati sayesinde, varlığını korumak için hâlâ mücadele edebiliyorsa, bağımsız, hür ve müreffeh bir istikbali güvence altına almayı da bilecektir. Bunun sebebi de, 1914’te görevini kavrayarak harekete geçmesi ve savaştığı korkunç kuvvete yılmadan karşı koyma cesaretini göstermesidir.”

fff

Son olarak, merhum Paşa “Türkiya sulh-perver bir memleketti; fakat, bî-taraflığıyla [tarafsızlığıyla] istiklal ve istikbalini te’mîn edemeyeceği hakikatini sezdi ve anladı ve tehlikenin büyüklüğünü duyduğu için harbe girdi. Harbe girdi; çünkü, bî-taraflığın sonu, muazzam Türk tarihine yaraşır feci ve yüksek bir ölüm bile değil; hâtime-i tezlîl olan ebedi bir mevt-i mezelletti [aşağılık bir ölümdü]” diyerek, İslamcılık ve İttihadcılığın, ölüm-kalım mücadelesinde nasıl bir tercihte bulunarak Türk Milleti’nin ve memleketinin bekasını temin ettiğini ortaya koyuyor.

Not:

1- Bu kitabın 1,5 milyon adet basmayacağını, satmayacağını biliyoruz; çünkü bugüne dek hiçbir kaliteli ilmî eser, bu şansı yakalayamadı. Ancak yine de, milletinin ve memleketinin bekasının nasıl temin edildiğini merak eden her hamiyetli vatandaş bu kitabı alarak ya da kütüphanelere giderek okumalıdır.

2- “Türkiye Dünya Savaşına Niçin Katıldı?” bölümü, kitabın en can alıcı bölümüdür. Bu bölüm daha evvel 1922 tarihinde Sebilürreşad’da “Türkiya’nın Harb-i Umumî’ye İştirakindeki Sebepler” ismiyle yayınlandığı için herkesin ulaşabileceği bir bilgi hükmündeydi, ancak üzücüdür ki hem bihakkın istifade edilememiş, hem de istifade edenlerin bir kısmı Paşa’nın görüşlerini kendi görüşleri gibi pazarlamışlardır.

3- Fransızca tercümede ufak tefek anlam takdirlerinde hata yapıldığı ya da tasarrufta bulunulduğu intibaı hâsıl olmaktadır. Bizler Paşa’nın bir parça muhibbi, bir parça da muakkibi olduğumuz için, onun üslubuna az da olsa aşina sayılırız. Ancak hiçbir hata ya da tasarruf, bu kitabın tercüme edilerek yayınlanmasının kıymetine halel getiremez.

4- Merhum Paşa’nın bazı hadise ve şahıslar ile ilgili tespit ve kanaatleri, 1919-21 yıllarının şartları çerçevesinde okunmalıdır.

5- İslamcılık tartışmalarında ölçü ve çıta, ne idiğü belirsiz âdemler değil, merhum Paşa gibi isimler olmalıdır.

İsmail KÜÇÜKKILINÇ

https://www.karar.com/yazarlar/ismail-kucukkilinc

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: