Vicdan Tutulması

Aliye Çınar Köysüren yazdı…

tols
Tolstoy

Tolstoy, Yaradan`ın adalet ve aydınlığının gönüllerde yansımasına ‘vicdan’ demişti. Günümüzde, hem seküler taife hem muhafazakârlar (zımni sekülerler) vicdan tutulması yaşamaktadır. Bu bir bakıma, varlık, adalet ve varoluş tutulmasıdır. Çünkü vicdan, yasa ile kişinin kendi benliği arasındaki deruni ilişki, bir tur iletişim veya geri bildirimli bir dönüştür. Oysa şimdilerde kişinin benliğinin yerini, güç, gelenek, kültür, anane veya popülizm almıştır. Dolayısıyla gelimli-gidimlilik yasa ve bunlar arasında gerçekleştiğinden, insan benliğine dokunmak bir yana teğet bile geçilmemektedir. Böylece insanın da kendinden nasıl uzaklaştığının izleklerini de görüyoruz.

Elbette vicdan nesnel bir yapıya dökülecek ve ismi yasa olacaktır. Kişinin yasaya dönmesi gerçekte “kendine dönmesidir” dersek bu, vicdan devinimini oluşturan bir geri dönmedir. Ancak içinden geçiyor olduğumuz tünel tarihi kesitlerde vicdan, deruni bir benlik bağlantısındaki vicdan olmayıp, erkin, geleneğin/kültürün egemenliğinin bir vicdanı olacaktır. Bir başka ifadeyle bireyin vicdanı geleneğin sözcüsü olacaktır. Deyim yerindeyse bu, arabulucu bir aktör olacaktır. Böyle olunca, kişinin deruni bir farkındalık için kendi egosu (benliği) ve ufka açılan gerçekliğe teslim olma arasındaki gerilimi veya sıkışıp kalmayı, içsel anlamda tecrübe etmesi mümkün değildir. Doğrusu hayal ve gerçeklik arasında git-gel yapan bir algılama ile kendi bütün kişiliğini oluşturma mümkün değildir. Bu bağlamda namus olgusu üzerinden bilhassa kadın vicdanın teşekkül edememesinin izini sürebiliriz. Kadın vicdanın oluşmasının önündeki bariyer, yasa olarak erkek olduğundan sahici/otantik bir varoluşsal diyalog yoktur. Aynı durumu, amir/memur, öğrenci/öğretmen, vatandaş/iktidar bağlamında da düşünebiliriz pekâlâ.

Malum İslam geleneğinde, vicdan ve vücut ayni kökten gelir, var olma ve vecde gelerek yükselme de vicdan deltasına aittir. Konu edindiğimiz sorun, vecde gelip hissetmenin by-pas edildiği, dolayısıyla da var olmaya (vucud) dair bir iletişimin etki/tepkinin olmayışıdır. Doğal hukuk ve ahlakin bir sonucu olarak, vicdanın yerini akli kurallar almıştır ve rasyonalite çerçevesinde işlemektedir süreç. Bu da basbayağı, manipülasyon çağının en derin ve iflah olmaz oyunudur.

vicdaniiiii

Kadının yasaya dönmesi kendine dönmesi dersek, kadın kendi benliğiyle değil erkeğin koyduğu yasayla, sınırlarla karşılaşacaktır.  Arzunun zorlamasıyla kendi sınırlarını fark etmesi ve bu sayede içe veya kendine dönük bir farkındalık ve ufuk genişlemesi yaşaması da oldukça zor görünmektedir. Çünkü bu kadın, kocasının egosuna tabidir dolayısıyla onun ve geleneğin vicdanının bir yansıması ve bu yansıma ölçüsünde vicdanı olacaktır! Bir bakıma erkeğin gözünün vicdanına tutukludur.

Oysa vicdan, öznenin kendisi için bir nesne haline gelmesinin ve kendini düşünümsel ve dönüşümlü olarak kurmasının bir aracıdır. Zira ‘ben’, basitçe kendisi hakkında düşünen biri değildir. Ben, kendiyle, düşünümsel ve bir ilişkiye girme veya dönüşlülük kurma kapasitesi ile tanınır. Nietzche’ye göre, dönüşlülük, vicdanın bir sonucudur. Kendini bilme, kendini cezalandırmayı takip eder. Dolayısıyla bir insanın arzusunun geri dönmesinden önce kendini bilmesi imkânsızdır (Butler, 2005: 29). Namus olgusunun egemen olduğu yerlerde kadınlarda sözünü ettiğimiz bu kendini nesne haline getirmesi ve onun üzerinde düşünebilmesi ne kadar mümkündür? Bundan daha önce, bu kadınlar kendi başlarına karar verebilirler mi? Çünkü sorumluluk, karar verme ve kendi üzerine düşünümsel olarak geri dönebilme, birbiriyle ilgilidir. Basiretli olmayı belki bu bağlamda hatırlayabiliriz. Kadının aklı kısa deyimi eleştirilse de, feodal yapıdan ve sözünü ettiğimiz gelenekten çıkmıştır. Bu kadının basiretli olması ne kadar mümkündür? Önce basiretin ne olduğunu görelim, daha sonra vicdanla ilişkisini ortaya koymaya çalışalım.

MacIntyre, basiret veya pratik hikmetin (phronesis) -uygulamaya tekabül eden boyutu temsil etmesi bakımından-  onun etimolojik olarak borcunu bilen ve borcuna sahip çıktığı için övülen insanı nitelediğini söyler. Daha genel olarak ifade etmek gerekirse, bu kavram, tek bir durumda nasıl yargıda bulunacağını bilen kimseyi temsil eder. Aşağıda detaylı olarak ele alınacağı gibi, pratik hikmet, bir düşünce erdemidir; fakat karakter erdemlerinden hiçbirinin onsuz hayata geçirilemeyeceği türden bir entelektüel erdemdir. Düşünce erdemleri, öğretimle, karakter erdemleri ise alışkanlığa ilişkin alıştırmalarla kazanılır. Sistematik bir öğretimde, hem teorik hem de pratik olarak akıllı olmanın imkânı verilir.  Ancak erkeğe bağlı bir hiyerarşik düzende kadının karar vermesi, ondan bağımsız harekete ve eyleme geçebilmesi tartışılması gereken bir konuyken, onun basiretli bir eylem olarak doğru zamanda doğru karar verme ve bunun da ruhundaki anlamını çözümleyebilmesi oldukça zordur. Dahası bu erdem, doğasında teorik düşünmeyi de barındırdığı için, kadının bunu gereği gibi gerçekleştirebilmesi çoğu zaman kabul edilecek bir durum değildir.

Öte yandan namus olgusunun hüküm sürdüğü bölgeler açısından baktığımızda, kadının karakter erdemlerini yerine getirmesi şüphesiz evinden/erkekten edindiği bir gelenek ve kalıpla ilgili olabileceği için bunu pekâlâ yerine getirebilir. Yukarıdaki örneği izlersek, borcuna elbette bir kadın da sadık olabilir. Ancak onun bu eylemin bilincine veya kendi üzerine dönüp, borcu ödeme veya ödememeye dair bir düşünce erdemi düzleminde algılayabilmesi çok mümkün gözükmemektedir. Borç ve kendisi arasındaki bağlantıyı adeta dışarıdan bir olgu/nesne gibi görmesi, yani dönüşümlülük olayıyla deruni bir vicdan açığa çıkar. Bir bakıma bu kendini bilmedir veya sınırlarına dönmedir. Böyle bir düzenek içinde arzuları sınırlamak, böylece yasanın istekleriyle bunu bilinçli olarak kendi içinde görebilme, algılayabilme vicdandır. Yukarıda tasvir ettiğimiz vicdan, sadece yasaya dönmekte; bir ölçüde geleneğin gözüyle görmekteydi. Ancak deruni vicdan dediğimiz ikinci türde ise, kendini bilmenin eşlik ettiği bir tür engin duyuş ve farkındalık söz konusudur. Namusa göre kodlanmış bir kadın algısında, gözün veya erkeğin/geleneğin vicdanının kadında bir yansıması ya da imajinasyonu mümkünken; deruni bir farkındalık ve kendi şuurunun idrakinden söz etmek oldukça zordur.

vicdaaaan

Böylece vicdanı ontolojinin merkezine aldığımız zaman, “olma” ve “kendi olma” serüveninde vicdanın önemli bir fonksiyon olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü vicdan, genellikle kendi kendini yargılayan, yine kendini gözlemleyen fiili tasvir eder. Felsefî terminolojide vicdan, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, kendini bilme veya  “bilinçlilik” anlamına gelir. Böylece vicdan kelimesi, ahlâken kendi kendini gözlemlemeyi ima etmektedir diyebiliriz. Dahası bu anlamlar, kendi kendini suçlama ve hükümlülük anlamının işlevini de kendinde barındırmaktadır. Benliğin (self), günahla keşfedildiğini söyleyen Heidegger, önemli bir saptamada bulunmuştur. Zira sadece mantıkî bir ben bilincinin, böyle bir gücü yoktur. Kişinin kendine dair pratik bilgisi olmaksızın, yasa ve suç tecrübesiyle oluşturulan, hiçbir pratik ben-bilinci ve hiçbir vicdan gelişmeyecektir. En dikkat çekici teorik zihniyet türleri, olgun bir benlikten yoksundur. Hatta yargılayıcı vicdana herhangi birinden daha ateşli hücum eden Nietzsche bile, “derunî insanın” doğumunu, onun tezahüründen çıkarır. İlkel kültürlerde suç ve cezaya ilişkin, alt insan karakterine işaret edildiğinde, buradan insanoğlu daha yüksek bir seviyeye yükseldiği için, Nietzsche vicdanın keşfini metheder.

Kadına beden bakımından adeta nesne olarak davranılırsa o, bizzat korunması gereken emanetin bekçisi veya eşiğin sorumlusu olarak görülecektir. Böylece sadece normları yerine getiren, belki de gizliden gizliye kendine yabancılaşabilen bir kadın profili olabilecektir. Çünkü bilinç kendi üzerine döndüğü zaman, neyin bilinci olduğunu kavramaya başlar. Burada ise kadının kendi üzerine bilinçli bir dönüşü değil, bizzat namusa odaklanarak kendinden uzaklaşması söz konusudur. Zira o, bizzat tecrübe edilemeyen bir onurun muhafızıdır. Kendisi dünyada, tecrübe dışı olan onur veya soyut ideal olan şeref, dünyanın/tecrübe alanının dışındadır. Böyle olunca da adeta iki dünyanın yani duyusal ve manevi dünyanın bölünmüşlüğünü miras alır. Kendisi duyu dünyasında duyu ötesi/tecrübe dışı/manevi bir payenin muhafızıdır. Ancak ruh ve beden arasındaki etkileşim; arzu ve irade arasındaki gerilim; maddi kültür ile manevi kültür arasındaki gel-git farkındalığıdır ki, kendini bilmeyi, suçu, anlamayı ve kendi üzerine geri dönüşümlü düşünceyi dahası kendini nesneleştirerek neredeyse kendini gözlemlemeyi ve bulmayı mümkün kılar. Bu özgürlük ve tutukluluk arasındaki bir salınım durumudur. Ancak bedeniyle sınırlı kadın, böylece onunla da tutukludur.

yaşlı kadın

Vicdanın çağrısını duymak bir şey; yasanın normlarını yerine getirmek başka bir şeydir. Belki de tam olarak bu ayrım olma veya olmamanın farkına işaret etmektedir. Sınırın dışından gelen bir sese açık olma durumu, herkes gibi olmanın dışında bulunmayı da gerektirir. Bu açıdan bakarsak hem çağrı hem de vicdan, akıl yürütmeyle var edilebilecek veya anlatılacak bir oluşum değildir. Yabancı bir sesi, sıradanlığın veya salt duyumun dışında olabilen derinlikli bir algı kavrayabilir.

Heidegger de bu ikinci tür vicdanı öne çıkarır ve deruni benliğin nasıllığını tartışır. “Celbeden (vicdan), gündelik benliğin hiç de aşina olmadığı bir şeydir -yabancı bir ses gibidir.” Vicdan dünyadaki bütün var olanlardan ontolojik bakımdan farklıdır” . Tikeldir vicdan. Dahası vicdan, yuvasızdır. Dünyanın sıradanlığı içindeki çıplak ‘öyleliktir’. Heidegger’e göre, vicdanın ayrıntılı bir analizi onun bir “celp” olduğunu açığa çıkarır: ‘Celp’, sözün bir halidir. Vicdanın celbi, olma­ imkânına celp etmedir. Celp, hadiselerden haber vermez; o, herhangi bir beyanda bulunmaksızın celbeder. “Celp, tekinsiz bir hal olan sükût halinde konuşur. O, bu halde konuşur, çünkü celp, celbedileni herkesin umumi lakırtısı içinde değil, aksine, tam da oradan geriye, yani varoluşsal varlık imkânının ketumiyetine çağırır”.

Aliye Çınar KÖYSÜREN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: