Bir İdealistin Not Defterinden

Kırgın Günce …  

Rahmi Şeyhoğlu yazdı…

akif s

Kasım 2014

Ölenin arkasında bıraktığı eşyalar. Ben onları hep suçluluk ve hüzün bürünmüş bir halde gördüm ya da hissettim. Geride kalanlar…

Süleyman Nazif öldüğünde başucundaki dolapta çürümüş iki tane armut çıkmış. Rahmetli, armudu tıpkı Âkif gibi çok severmiş. Kim bilir ne zaman yiyecekti?

Hayal etmek, bende çocukluktan bu yana bir alışkanlık. Belki yönetmen olmalıyım. Çünkü o dolap ve mekân hafızamda capcanlı şekillendi. Belki eski evleri biliyor olmamın da tesiri ile…

Geride kalanlar, kimseye vermeye kıyamadıklarımız.

Sahaflar ne yapar biliyor musunuz? Ölen kitapseverlerin kütüphanelerini toptan satın alırlar. Yani yağmalarlar. Tek tek, koklayarak ve bir çocuk gibi bakılan kitaplar. Belki kilo işi çuvallara doldurulup kim bilir kimlere satılır. Beyazıt’a her gittiğimde sahaflara ve kitaplara zorla gelin olmuş kız gibi bakar ve ilk sayfalardaki eski sahiplerinin isimlerini ararım.

aaaaaa

Tuhaf değil mi? Bir kibrit bile on insan gömebiliyor.

Kasım 2014

-Sanat, hele de büyüğü… Korkutur, şaşırtır, ezer, insanlaştırır, ilahileştirir. Bir daha bakma ihtiyacı hissettiren her şeyde bir fark vardır. Bu duyguyu en çok ay ışığı sonatında hissetmiştim. Yarısına geldiğimde titrediğimi hissettim. Bir gece yarısı idi. Kendimi ona öylesine kaptırmışım ki, ruhum bedenimden ayrılıyor gibi geldi. Ondaki o yumuşaklık ve derinden kavrayış. Kendime geldiğimde içimde yapayalnızlık ve çırılçıplak bir ruh olarak orta yerde buldum kendimi. Korktum, ürktüm, boşlukta çırpınan bir çaresizlikle kalakaldım. Ölmediğimi anladığımda öleceğimi düşündüm. Bu sefer gözlerim doldu. Gözlerim niye doldu diye kendime sorarken çaresizliğimden utandım. Bir el beni karanlığa doğru çekiyordu ve sonra o el yok oluyordu. Annem, babam yada başkaları hiç kimse olmayacaktı değil mi? Kalakalıyordum karanlık boşlukta. O an sonatın notalarının yükselen kısmı evet der gibi çaldı. N’oluyor? Anlamadım. Müzik yavaşladı… Yavaşladı… Yavaşladı… Ve ben sanki yeniden dünyaya gelmiş gibi sessiz ve bütün vücut fonksiyonlarım yeniden çalışmaya başlamış gibi… Bilmiyorum. O an… Ölümle merhabalaşmamız ve gerçek yalnızlıkla tanışmamızdı. Onu her dinleyişimde ürperiyorum. Sanatın büyüsü ve büyüğü böyle bir şey galiba ne dersin?

ayyyy

Ekim 2015

Aç bir oku, kaldır başını bir bak, dinle bir, düşün… Şüphesiz herkes, kendisinden ve yaptıklarından sorumlu. O gün kimse kimseyi kurtaramayacak.

Şubat 2017

İnsanın iç dünyasında verdiği ve uyduğu sözler olmalı. Önce kendine, sonra Allah’a vaat ettiği sözler… Kimsenin bilmediği, bilemeyeceği sözler.

Size sizden ve Allah’tan başka yakın var mı?

Söz, kişinin muhabbetini, seyrini ve şahsiyetini yükseltir.

Hem söz, hem de söze riayet, sizi siz yapar.

Söz verin, tıpkı Elest Bezmi gibi ve tutun.

Kim ne derse desin, sözünüze bakın. Sözünüz özünüz olsun. İnanın hiç yalnız kalmayacaksınız.

Şüphesiz O, ne güzel vekildir.

Zarfı açıp ta mektubu okuyacak kudret yok. Adrese ve gönderene bakıyoruz sadece. Üzerinde dinî yazan her şey dinî, üzerinde bayrak olan her şey de millî değildir.

iç

Rahmi ŞEYHOĞLU

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: