Özne Olma, Olabilme…

Osman Alakel yazdı…

vavavava.jpg

“İnsan kendini korumak için değer biçti nesnelere, nesnelerin anlamını o yarattı, insanca anlam! Bundan ötürü ‘ insan’ der kendine, yani; değerlendiren. Değerlendirmek, yaratmak; işitin ey yaratıcılar! Değerlendirmenin kendisi, bütün değerlendirilmiş nesnelerin hazinesi ve cevheri. Ancak değerlendirmeyle var olur değer: değerlendirme olmasaydı, varlık, içi boş bir kabuğa dönerdi, İşitin ey yaratıcılar! Değerlerde değişme, bu, yaratıcılarda değişmedir. Yaratıcı olması gereken yıkar hep.”
Böyle Buyurdu Zerdüşt

İsteği dışında gelmiştir insan bu varoluş sahnesine; isteği dışında da terk edecektir sahneyi. Varoluş sorumluluğu onun gerçeğidir. İki dünyalıdır insan; maddi dünyası ve içinde sonsuzluk düşüncesi olan mana dünyası. Sonsuzluk ise onda özgürlük ve ölümsüzlük duygusu oluşturur. İçinde sonsuzluk duygusunu barındıran insan zaman ve mekân kıskacını aşamaz. İnsanın anlamı onun aşamadığı dış dünyasında saklıdır. Ama bunu umursamaz.

Görünen üzerinden bir inşaa telaşındadır O. Aklı ve duyularıdır en büyük yol göstericisi. Varoluşunu duyularına ve akli çıkarsamalarına emanet eden insan sorduğu sorular ve aldığı yada alamadığı cevaplar ile bir dünya inşaa eder. Bu onun anlam dünyasıdır, ama bu dünya onu mutlu etmez. Kendince daha eşitçi, özgür, mutlu, ferah yaşam gibi arayışları devam eder. Görünen üzerinden bilgi ve değer var eder. Değer ve değersizlik atfettiği şeyleri ahlaki yada gayri ahlaki olarak tanımlar. Bu onu etik/ahlak alanıdır. Görünen üzerinden olusturduğu ahlak görünenin ahlakıdır. Bu sonlu sahnede aradığı o huzura ulaşabilecek midir insan?

cacacacacacacaacacaca

İnsan her dem bu arayışla yoğrulacaktır. İnsanın bu arayışında bütünlüğü bozup var olanı kendi içinde bağımsız parçalar olarak incelemesi onu yanılgılara itmektedir. İnsan varolanı biçimlendirir, şeyleri degiştirip dönüştürür. Zaman ve mekân içerisindeki tecrübeler insana yön verir. Tecrübeyle elde ettiği verileri kendinde olanlarla anlamlandırır. Aklıyla yoğurur tüm birikimlerini. Akıl dokunduğu herseyi döndürür. Bölmek ister akıl. Kategorileri soyutlama halindedir, sınırlar ve ayrımlar belirlemeye çalışır. Kategorilere ayıran ve indirgeyen akıl bütünlüğü kuramaz ve yanılgılar içerisinde kendini var eder. Kendini görmeyen gözün gördüğü ne kadar güvenilir olabilir?

O, eşyalarla ve nicelik nisbetleriyle ilgilidir. Akıl hayatın özüne varamaz. Akıl hayatı statik ve ölü terimlerle tasvir eder. Görüneni göründüğü şekliyle bize veren duyular ve akıl içsel olan ruhun ve özün derinlikleri konusunda yetersiz kalır. Rasyonel olanı sayabilir; toplar, çıkarır, böler fakat duymaz. Dışsal olanı gören duyular ve akıl hayatın akışına girerek realiteyi içeriden kavrayamaz. Şeyleştirdiği ve nesneleştirdigi onu yorar ve yozlaştırır. Akıl yozlaşmıştır ve insanı bir nesne konumuna indirgemiştir artık. Kitleler içinde sayısal bir veri olarak sayısallaştırılan insan da yozlaşmıştır. Yüceltilen insan ve aklı bir yıkıma uğramıştır. İnsan kendisine yabancılaştırlmıştır. Başka bir varlıktır artık o, gecmişinden, geleceğinden ve içindeki derinlikten soyutlanan.

yayayayayayayaya

Ve insan sadece zamanın ihtiyaçlarıyla donanmıştır artık. Eğitimle bilme ihtiyacı duymadan bilgiyle yüklenen insan gündelik bilgiyle yetinmiş ve içi boşaltılmıştır. İnsan bütünlükten, birlikten ve merkezden uzaklaşmıştır. Çesitli bilgiler karşısında öğrenmesi gereken özü kaybederek, bağlantısız, kopuk kopuk, derinlikten yoksun bir bilgi yumağıdır O.Özgür  ve kişilikli değildir. Kişisel olan bir politiktir yada politik olan bir kişiseldir. Akıl da artık bir yeti değildir. O aklını bilime teslim etmiştir. Bilim düşünmez. Bilim bir üretim gücüdür. İhtiyaçları yaratır, böylece toplumdaki bireyler süreç içerisinde aklın, kamu gücünün etkisiyle etkisizleştirilirler. O sonsuzluğunu yani kendini unutmuş, bedenin hazlarını doyurma peşindedir. Heyecanın ve coşkuyu yaşamın zevki, mutluluğu ve maddi rahatlığı da canlılık zanneden insan açgözlülüğü yaşamın anlamına dönüştürür ve haz mücadelesi yeni bir din haline gelir. Bu din üretme ve tüketme dinidir. Üreten insan, tüketmekle de mükelleftir. Tüketici insan bilinçsizce sıkıntısının ve endişesinin baskısında iken mutluluk yanılsaması taşır. Tüketim doruk noktasına gelmiş ve dünya evrensel bir alış veriş merkezi haline gelmiştir.

İnsanların zihinlerini önyargılar, yasaklar, günahlar kaplamaktadır. Bireylerin özgürce düşünmeleri engellenmektedir. İradesi, özgürlük ve sonsuzluk hissinden arınmış akli yetisi de kaybolmuştur. Madde aleminde manasız bir nesnedir O. Bir meta kültürünün üretim ve tüketim objesi. İnsanın makineler üzerinde egemenliği arttıkça insan olarak daha güçsüzleşmekte, daha fazla tükettikçe de endüstriyel sistemin yarattığı ve yönlendirdiği bitip tükenmeyen gereksinimlerinin kölesi olmaktadır. İnsanların dakikleşmesine, kesinleşmesine ve acımasızlaşmasına yol açarak, insan hareketlerini her türlü duraksamadan, düşüncesizlikten ve edepten arındırır. Hayat koşullarında hiç bir etkinliği olmayan kişi kendini aciz, yalnız, bunalımlı ve endişeli hisseder bir haldedir. Kendini bulma olasılığından uzaklardadır. İnsanın doğum evinde başlayan adaptasyon süreci kreş, ilk, orta, lise ve üniversite eğitimiyle tamamlanmakta ve artık kendine yabancılaşmış mekanik bir birey olmaktadır. Sistem içindeki rolüne hazırdır. İnsan, aklı ile çıktığı bu yolculukta yolunu kaybetmekle kalmamış kendini de yitirmiştir.

akakakakaka

Osman ALAKEL

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: