Şeytan, Firavun, Das Kapital, Kur’an

Gürgün Karaman yazdı…

eliffff

Haysiyetleri için şehit olmayı göze almaktan başka kaybedecekleri hiçbir şeyleri yoktu… Ve şehadeti kaybetmeyi asla kabul etmeyen, insanlığın bu destanı karşısında bize düşen onların davasını tek başımıza kalsak da sürdürmektir. Burada müminler olarak takip edilmesi gereken yöntemi Hz. Peygamber belirlemiştir: “Bir kötülük gördüğünüz zaman elinizle, gücünüz yetmezse dilinizle, ona da gücünüz yetmezse kalben buğz ediniz.”

Küresel iktidar şebekelerinin ağsı yapısının dünyayı muazzam bir kuşatılmışlığa çevirdiği bir çağda, bu vahşete karşı vicdanlarıyla hareket edenler, insanlığa şahit olurken gencecik Musa’ları darağacına gönderen Firavunlara karşı mücadele de asla bitmeyecektir. Tüm tarih, şeytanın çöpçüleri olan Firavunlarla, peygamberlerin davasını sürdürenlerin arasındadır.

Kapitalist ve emperyalist sermayedarların ve onların kendilerine tevdi ettikleri görevleri yerine getiren Müslüman toplumların başındaki kukla egemenlik biçimleri, Muhammed’in ümmetini sadece bir “koyun sürüsü” olarak göre dursunlar, bu zalim iktidar mekanizmaları ve onların etrafında çöreklenen Firavun’un çöpçüleri de fetva yetiştire dursun… Mısır’da işlenen insanlık suçu, insanlığımızın ve Müslümanlığımızın bir daha bu iktidarlar karşısında beş paralık bir değerinin olmadığını ortaya sermiştir. Bizler doğu-batı, kuzey-güney, Müslüman-Müslüman olmayan, Sünni-Şii vb. kategorik ayrımlardan hareketle, İslam’ın evrensel ve emperyal söylemini kendi gettolarımızın ideolojisi olarak konumlandırmanın kavgasını verirken, bebeklerine sarılmadan dokuz genç fidanın daha Firavunların ve Nemrutların sunak taşında kurban edilmesinin vicdan azabıyla, kör kuyularımızda debelenip durduk.

İslam, insanlığı yaşatmaya gelen bir din, davet, çağrı iken; mezhepçilik, cemaatçilik, ulus devlet bekalarının varlığını sürdürmelerinin meşruiyet aparatı, bizzat ölümlerin sebebi olarak tezahür etmektedir.

Ruhunu ABD Firavun’una satmış bu pespaye egemenlik mekanizmaları, yaptıklarını Allah/İslam ile meşrulaştırarak insanlığa bir evrensel söylem olan İslam’ı da sunma iddiasına sahiptirler ki işin acı tarafı da burada yatmaktadır. Bu mantık, Kâbe’nin etrafında yedi tur attıktan sonra, Zemzem kuyusundan suyunu içip soluğu petrol kuyularının başında alıp, F16 ABD ölüm makinasının yakıt tankını doldurup, Yemen’de hemen çocuk öldürmeye gider. Kâbe’de Allah’a, vaazlarında Müslümanlara yalan söyler. Piramitlerin karşısında saygı duruşuna geçip Firavuna da secde eder; Kâbe’de güya huşu içinde namazını kılıp Muhammed’din (as) rabbine de iman ettiğini iddia eder.

idammmmmmmmm

Kâbe İmamı Abdurrahman el-Sudeysi, 19 Ekim’de verdiği cuma vaazında, Hz Peygamberin Minberinde, Suud Prensi M. Bin Selman için şunları söylemişti:  “Bu kutsanmış topraklarda reform ve modernleşme yolu… Başarısız baskılara ve tehditlere rağmen, onun genç, hırslı, ilhamını ilahi kaynaklardan alan reformcu (vurgular bize ait) Veliaht Prensi’nin dikkat ve ilgisiyle, inovasyon ve anlayışlı modernizm vizyonuyla ilerlemeye devam ediyor…  Ulu l-Emir’imiz (Emir sahibi, oligarşik Suud ailesi) gözetiminde mübarek topraklarımızda başlatılan reform yürüyüşü Prens bin Selman’ın isabetli vizyonuna uygun bir şekilde devam etmektedir.” Bu oligarşik Firavun düzenine karşı Müslüman âlimlerden bazılarından sert tepkiler gelirken Türkiye’deki Müslüman âlimlerden bu durumu kınayan herhangi bir açıklamanın yapılmaması, İslamcı STK, camia ve cemaatlerden herhangi bir sesin çıkmaması da düşündürücü olmaktan öte kurumsal Sünnilik ile selefiliğin aynı uğrakta kesiştiğini bir kez daha tescil etmiştir. Sadece  Tunuslu Âlim Beşir Hasan, sosyal medya hesabı üzerinden Kâbe İmamı Abdurrahman El-Sudeys’in Prens Muhammed Bin Selman’ı övmesine ilişkin, Allah din tüccarlarını kahretsin. Kâbe minberi despotların övüleceği yer değildir.'”şeklinde feryat etti. Türkiye’deki muhafazakâr medyada bu duruma yapılan değiniler Tunuslu Âlim Beşir Hasan etrafında döndü.

Oligarşik düzenin “ilhamını ilahi kaynaklardan alan reformcu, ulu’l emr, inovasyon ve anlayışlı modernizm”  olarak nitelenmesi birçok tarihsel krizin, sistemli bir şekilde kendisini Müslüman toplumların başında birer Firavun sistemi olarak inşa ettiğinin göstergeleridir.

Tarih boyunca kurumsal Sünnilik, Mutezile’nin tarih sahnesinden tasfiyesi üzerine kendisini sultanların gölgesinde inşa etti. Kurumsal Sünnilik ile selefilik aynı uğrakta kesişirler: Salatanat/iktidar… Resmi Sünnilik, tarihi-dini bir ideoloji olarak selefi kodların tamamını bağrında taşır. Tarihsel olarak, saltanat kucağında yetiştiği için “ulul emr” doktrinini de bu oligarşik yapılara hizmet etmek için kodlamak onun doğasında vardır.   

Mısırdaki dokuz genç fidanın idam edilmesinde Mısır Müftülüğü “şeriata göre” idamı onayladıktan sonra, hükümler infaz edildi. İnfaz kararını okuyan Yargıç, idam cezasına çarptırdığı 9 genç için Maide Suresi 33. ayeti okuyarak kararı ilan etti ve ardından infazlar gerçekleşti. Haber Türk yazarı M. Akif Ersoy bu idam olaylarıyla ilgili yazısında şöyle bir ifade kullandı: “İdamlarını Kur’an’ı Kerim’e dayandırarak gerçekleştiren cunta yönetiminin infaz ettiği gençlerin ellerinde de Kuran vardı.” Bu durum tüm tarih boyunca zulümlerin en mutlak hakikatler üzerinden bile kendini nasıl inşa ettiğini gösterir. M. Abid Cabiri, Asabiyet ve Devlet adlı Eserinde, aynı zamanda Hz. Peygamber’in hayatını da yazan Maxime Rodinson’dan şöyle bir aktarım yapar: “Maxime Rodinson, Karl Marx’ın düşünsel mirasını nitelerken şöyle söylüyor: “… Şüphesiz Karl Marx birçok şey söylemiştir. Onun düşünsel mirası içinden, herhangi bir düşünceyi gerekçelendirmeye yarayabilecek bir şeyler bulmak hiç de zor değil. Marx’ın düşünsel mirası, Kitab-ı Mukaddese benzer; çünkü şeytan bile kendi sapık fikirlerini desteklemek için Kitab-ı Mukaddes’ten bir şeyler bulabilir.” (1) Bu tespit sadece Kitab-ı Mukaddes için değil, diğer tüm olgular için de geçerlidir: “Kur’an şüphesiz Firavun için bize çok şey söyler. Firavun bile kendi sapık fikirlerini desteklemek için Kur’an’dan çok şeyler bulabilir (!)”

Dz3y48oWwAAe7-v

Firavun ve buna dayalı sistem hakkında Kur’an birçok hakikati bizlere söyler.

Burada sadece temel birkaç tanesini belirtelim: 1) Sistem büyüklük/kibir duygusuna sahiptir. 2) insanları hor ve güçsüz görmektedir.  3) Kendisine rakip olabilecek, toplumsallık içinden çıkan erkek çocuklarını (Musa, Muvahhit ve Mücahitleri) öldürmekte ve kadınlarını sağ bırakmaktadır. 4) Yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaktadır. 5) “Çünkü Firavun ülkede gerçekten de nüfuz ve iktidar sahibiydi ve üstelik ölçüsüz, acımasız biriydi. (Yunus 83) 6) Firavun’un hükmü hiçbir şekilde sağduyu ürünü değildi. (Hud 96) 7) Ülkede, halkını kastlara ve sınıflara bölmüştü. (Kasas 4)

Firavun siteminin bu temel özellikleri sadece tarihte kalmış bir hikâye değil, çağları aşan bir olgu olarak tezahür etmektedir. Sadece araçlar ve yöntemler değişmiş, mantık aynı kodlarla işlemektedir. Bugün modern dünya açısından ABD sisteminin ve onun kukla uydularının işleyiş kodları, aynı zemin üzerinden yükselmektedir. Bu çağdaş sistemlerin adil bir dünyanın geleceği açısından şu an için değişmeleri mümkün görünmüyorsa bile en azından onların ipliğini pazara çıkarmak bir insanlık görevidir. Her türlü modern köleci sistemler karşısında “dünyayı değiştirmek ve onun içinde yeni bir şey başlatmakta özgürüz.” (2)

Dünyanın tüm kapatılmışlığına rağmen, post modern ağsı küresel iktidar mekanizmaları ve onların kuklaları karşısında şu an için direnen tek dünya görüşü İslam ve İslam’ı, bi-zatihi İslam olarak benimseyen müminlerdir. Bugün için eğer insanlığın bu post modern kapitalist/emperyalist tahakkümleri karşısında direnen bir hakikat varsa o da İslam ve ona ittiba edenlerdir. İslam ve İsam’a safi bir iman ile bağlı olan müminler, kendi haysiyetleri için şehit olmayı göze alırken aynı zamanda insanlığın haysiyeti için de bunu göze alan mücahitlerdir. İnsanlık, bunu salt “Müslümanlık” olarak görse dahi bu bir hakikattir.

Bu hakikati spekülatif yorumlamaya, retoriklere, sloganlara vs. tabi tutsak dahi, tarih, Allah’ın safında yer alan İbrahimi bir politikliği ve Muhammedi bir daveti icra edenlerle Firavunların safında yer alan ve Firavunların zulmüne sessiz kalanlar arasında devam etmektedir. Ve ne İbrahim, ne Muhammed (as) daha son sözü söylememiştir!

(1) M. Abid Cabiri, Asabiyet ve Devlet, s. 10, Mana Yay. İst. 2018

(2) Hannah Arendt, Siyasette Yalan, s. 14, Sel Yay. İst. 2018

mısısısısısr

Gürgün KARAMAN

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: