Cömertlik

Sabriye Cemboluk yazdı…

cömert

Eskiden cömertlik diye bir kavram vardı. El açana değil, daha çok el açmayana yardım etmek gerekir denirdi.

Zaten ihtiyacı olmayanlar da asla yardım kabul etmezler, kendi kendilerine, bir lokma bir hırka da olsa yeten insanlar, yardımı hakaret sayar ve üzülürlerdi. Onun için bir elin verdiğini, diğer el görmez denirdi. Gizli yardımlar için atalarımız çeşitli yollar geliştirmişlerdi. Bu yollardan biri de benim hatırladığım bir durumdu. Edirne‘deki Eski caminin önünde, taş bir sütunun üstünde büyük bir kase dururmuş. Cuma namazından çıkan herkes bir defa o kaseye ellerini daldırmadan geçmezlermiş. Durumu müsait olan içine para atarken, ihtiyacı olan da bir miktar alırmış. Buna rağmen ne para bırakan ne de para alan bilinmezmiş. Hiç kimse de bu durumdan şikayet etmezmiş.

Cömertliğin erdemlerini ve öbür dünyadaki karşılığını anlatmak için çeşitli halk hikayelerimiz vardır.

Annemden dinlediğim bir hikayeyi yazmak istiyorum. Kadının biri çok zenginmiş. O kadar zenginmiş ki, konağının saçaklarını bile altından yaptırmış. Gezdiği yerde zenginliği ile kendini belli edermiş. Buna rağmen çok cimri bir insanmış. Asla kimseye acımaz, kimseye bir yudum ekmek, bir tas su vermezmiş. Günün birinde ölmüş. Hani denir ya, bu dünya öbür dünyanın aynasıdır diye, o da öbür dünyada, saçakları bile pırıl pırıl altından olan bir köşkte zengin bir hayat yaşayacağını sanırken, sazdan saptan bir kulübeye getirilmiş. Kuş tüyü yatak yerine bir saman şilte varmış. Yamuk çirkin bir tasta kirli bir su ile bir parça küflü bayat ekmek duruyormuş. Hemen itiraz etmiş.

– Hani benim köşküm, zenginliğim nerede? Benim yeyip içtiğim o güzel yiyecekler nerede? Hani o dünya, bu dünyanın aynasıydı?

sadaka taşı

Baş melek cevap vermiş.

– Ey hatun kişi, sen o dünyada hiç duymadın mı? İnsanlar, ne verirsen elinle, o gidecek seninle… Derlerdi.

Öbür dünyadan buraya getireceklerin, elinle verdiklerin olacaktı. Ama sen hiç bir şey vermedin. Burada buldukların senin gerçek sahip olacaklarındır.

Kadın başlamış göz yaşları içinde ağlamaya. Ne olur beni üç günlüğüne dünyaya gönderin. Neyim var neyim yoksa vereyim. Fırınlar dolusu ekmekler börekler yaptırıp dağıtayım. Ne olur bana bir fırsat verin. Her nasılsa duası ve isteği kabul olmuş, üç günlüğüne dünyaya dönmüş. Ama bir de bakmış ki o güzelim evi üç gün içinde paylaşılıp yerle bir olmuş. Evinden geriye verecek bir şey kalmamış. Sonra kalan paralarını alıp fırınlara ekmekler, börekler yaptırmış. Arabalara doldurulan ekmekleri dağıtmak için bir de arabacı tutmuş. Ekmekler mis gibi kokuyormuş. İçinden vermek gelmemiş. Ama melek de sözünü tutmasını beklermiş. Arabacıya seslenmiş.

– Ben arabanın önünde oturayım da şunları sen dağıt. O güzelim mis gibi ekmeklerin böreklerin başkalarına verildiğini görmeyeyim.

Arabacı seve seve dağıtmaya başlamış. Derken araba çamurlu bir yola girince sarsılmış ve bir ekmek yola düşmüş. Kadın hemen inip o ekmeği almış, çamurlu olmasına aldırmadan, oradan geçen bir dilenciye vermiş. Üçüncü günün sonunda da tekrar ruhunu teslim etmiş. Artık bol yiyecekleri olacağından emin bir şekilde kulübesine gelmiş. Bir de ne görsün. Orada sadece çamurlu bir ekmek duruyor. Kızarak meleğe sormuş.

– Hani benim dağıttığım ekmekler börekler?

– Onları sen değil, arabacın canı gönülden dağıttı. Onun için sevabı da ona yazıldı. Sen kendi elinle sadece bu çamurlu ekmeği verdin. Artık senin bu hayattaki yiyeceğin bundan ibarettir.

Ben şu sözü hala çok severim. Ne verirsen elinle, o gidecek seninle…

veeeeee

Sabriye CEMBOLUK

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: