Theodora İle Justinian’ın Unutulmaz Aşkı

Yücel Feyzioğlu yazdı…

Ayasofya-Istanbul.jpg

Tarihin en unutulmaz aşkının izlerini arıyorum. Sultanahmet büyülüyor beni. Anlatacağım size. Belki yazılarım biraz uzun ama bunları okuyanın entelektüel düzeyine bir katkısı oluyor, fakat derinleştirmiyor. Derinleşmek için yazılardan biri belki ilk istasyon olabilir. Yeter ki konu seçilsin gelen ilk trene binilsin. Bu aşkı okumaya bilmem sabrınız yetecek mi?

Theodora İle Justinian

Theodora M.S. 497 yılında dünyaya geldi. Konstantinopel -İstanbul- Hipodrom bekçisinin kızıydı. İri kara gözleri, kara kaşları ince yüzüyle güzel bir kızdı. Zeki, yetenekli, tuttuğunu koparan bir kız. İki kız kardeşi daha vardı. Durumları pek parlak değildi. Babası ölünce daha da yoksullaştılar.

Theodora tiyatroda oynamaya başladı. O kadar yetenekliydi ki, bütün erkekler tiyatroya doluyor, ilgi gösteriyor, arkadaşlık ve evlilik teklif ediyorlardı. Kırmadan her teklifi geri çeviriyordu. O dönemde tiyatroda oynayan kadınlara fahişe gözüyle bakılıyordu. Theodora vaad edilen para, pul, mal mülk hepsini reddetti. Kısa sürede bu algıyı yıktı. Herkesin sevdiği, saygı duyduğu ama yaklaşamadığı ünlü bir insan oldu.

Onun ününü duyan Justinian da tiyatroya geldi. Theodora’yı izleyince vuruldu bu yetenekli kadına. Justinian Bizans İmparatoru Justin’in yeğeniydi. İmparatorun çocuğu olmadığı için yerini o alacaktı. Kendinden emin bir biçimde kıza yaklaştı. Çok güzel oynadığını, inanılmaz güzel olduğunu ve çok hoşuna gittiğini söyledi.

44834457_2309932205686874_2868898610240552960_n

Theodora kibarca teşekkür edip bir mesafe koydu araya. Ama Justinian tiyatronun devamlı izleyicisi olmuştu bile. Her oyuna geliyor, Theodora’yı hayranlıkla seyrediyordu. Oyun bitince onunla birazcık sohbet edebilmek için fırsat kolluyordu. Theodora ise yüz vermiyor, bütün diğer erkeklerin gösterdiği gibi bir ilgi sayıyor, uzak duruyordu. Justinian’ın ise Theodora’dan başkasını gözü görmüyordu.

Sonunda dayanamayıp: “Evlen benimle,” dedi.

“Hayır!” cevabını alınca çok şaşırdı. “Ama neden,” dedi, “ben Justinian’ım. Geleceğin Bizans imparatoru.”

Gülümseyerek: “Biliyorum,” diye cevap verdi Theodora, “o nedenle hayır!”

Üstelik Justinian’ın bir buyrukla alıp onu odasına kapatacak gücü varken. El etse ellisi gelecekken Theodora, “hayır” diyordu.

Justinian çok şaşırdı. Zor kullanma yerine daha da âşık oldu Theodora’ya. Onun makamda, parada, pulda, sarayda gözü olmadığını, severse gerçekten seveceğini anladı…

“Neden benimle evlenmek istemediğinin sebebini söyler misin? Çok mu çirkinim?” diye sordu.

“Hayır, tersine. Çekici bir erkeksiniz,” diye cevap verdi. “Sizin o yasalarınıza göre imparatorlar sıradan insanlarla evlenemezler. Soyluları seçmek zorundasınız. Ben ise imparator da olsanız bir metres olmak istemem.”

44996487_2309942765685818_5036724357225775104_n

Justinian düşündü, duygulandı. Doğru söylüyordu Theodora. “Ama ben seni seviyorum. Sevgi yasalardan daha güçlüdür,” dedi.

“O zaman imparator olunca o aptal yasayı değiştireceksiniz!”
Heyecanla söz verdi Justinian. Sonra da ekledi: “Şimdi kabul ediyor musun? Evlenecek misin benimle?”

“Yine de düşünmem gerek,” dedi Theodora, “bir hafta sonra cevabımı veririm.”

Justinian bu bir haftayı zor geçirdi. Kimseye, en yakınına bile bir şey anlatamadı. Ya yok derse Theodora, rezil olmaz mıydı. Bir hafta sonra tiyatroya ilk gidenlerden biri oldu. Theodora’yı görür görmez sormak istedi, ama Theodora’nın mimiklerinden bir şey anlaşılmıyordu. Tedirgince yaklaştı yanına.

“Tamam,” dedi Theodora, “sözünde duracaksın. İmparator olur olmaz bu yasa değişecek.”

Evlenmeye böyle karar verdiler. Fakat sarayda kıyamet koptu. Nasıl olur da imparator olacak kişi sıradan biriyle evlenebilir? Dayısı İmparator Justin ile İmparatoriçe Euphemia şiddetle karşı çıktılar. Oysa Justin’in kendisi köyden yetişmiş Makedonyalı bir general iken kendinden önceki Bizans imparatoru varis bırakmadan ölünce bir saray darbesiyle iktidara gelmişti. Karısı Euphemia da hırslı, kraldan çok kralcı bir kölenin kızıydı.

44977609_2309942712352490_8091683712393019392_n

Bu direnişe rağmen Justinian ile Theodora 525 yılında sade bir törenle tiyatroda evlendiler. Bu evliliği imparator ile imparatoriçe resmi evlilik olarak asla kabul etmediler.

Aradan kısa bir zaman geçti. 28 Mayıs 526 günü bütün imparatorluğu sarsan bir deprem oldu Antakya’da. O depremi yaşayan Antakya’lı yazar Johannes Malalas şöyle yazıyor: “Mermer sütunlu, kemerli, taş döşenmiş geniş caddeleri, oymalı, süslemeli tiyatroları, hamamları, heykellerle bezenmiş pazar yeri ve meydanları, kiliseleri ve tüm görkemli yapılarıyla imar edilmiş bir kentti Antakya… Akdenizin doğu yakasına takılmış pırıltılı bir kolye gibi duruyordu…”

Şöyle devam ediyor Johannes Malalas: “29 Mayıs 526’ya bir gün kala Hıristiyan cemaat, İsa’nın gökyüzüne çekilişini kutlamaya hazırlanmaktaydı. Herkes sokakları, restoranları, tiyatroları doldurmuştu. Beklenmedik bir anda hava birdenbire karardı, dünya şiddetle sarsıldı, alabora oldu toprak… bir kaç saniye içinde evleri, sarayları, sütunları gümbürtüyle insanların üstüne yıktı deprem; arkasından görülmemiş bir yangın kenti ağzına alıp yuttu sanki… Antakya’nın altın kubbeli, en büyük kilisesi yangına beş gün dayanabildi ancak. İçinden başlayan alevlerle temeline dek yanıp kül oldu…

Sonuç: 250 binden fazla ölü…

Depremden üç gün sonra gökyüzünde haç işareti belirdi. Haçı görenler derhal diz çöküp ağladılar, dua edip yerlere kapandılar.”

“Kenti kurtarmak için İmparator derhal yardım programı başlattı. Yeğeni Justinian‘ı kendi yardımcısı ilan ederek Antakya’nın yeniden yapılanması için görevlendirdi. Büyük paralar yatırdı. Justinian, Theodora’yla birlikte geldi Antakya’ya. Kolları sıvadılar. İkisi de enerjik, akıllı ve çalışkandı. Çok kısa sürede Antakya’yı eskisinden daha görkemli biçimde yeniden kurdular.”

Yine de kabul görmedi Theodora.

Euphemia, “onun orada ne işi var!” diye kocasına söylenip duruyordu.

44904072_2309935562353205_8180164144679354368_o

527 yılında Justin beklenmedik bir şekilde öldü, Justinian imparator oldu, Theodora imparatoriçe. Ancak bunu resmen asla onaylamadı Euphemia.

Theodora inatlaştı, o inatlaştı, birbirine düşman oldular. “Sen de bir köle kızı değil misin?” demedi, seviyeyi asla düşürmedi.
“Bu yasa çıkacak!” dedi Justinian’a. Justinian ağırdan alıyor, Euphemia’yı kırmak istemiyor, onun onayını bekliyordu. O onay vermedi.

Theodora, “sen yetkisiz bir imparatorsun,” diyerek ayrılmaya karar verdi.

Justinian onu ikna etmeye çalıştı, yalvardı: “Önemli olan sevgimiz değil mi?” dedi.

“Öyledir ama, bu yasa kadınların onur meselesidir.”

Justinian ondan yeni görevler rica etti. Konstantinopol–İstanbul-’ün yeniden yapılandırılması gerekiyordu. Bunu anlattı. Sabretmesini, biraz zaman tanımasını diledi. Bir fırsat daha verdi Theodora. Yine kolları sıvadılar. Yeni yollar, bahçeler, meydanlar açıldı İstanbul’a. Heykeller dikildi. Tiyatrolar yapıldı. 532 yılında beklenmedik bir anda başlayan Nika isyanı bütün kente yayıldı. Şehri yakıp yıktılar. Justinian çok sert davranmak istemedi, ama Theodora “böyle engelleyemezsin, bütün şehir yıkılacak, sen de canından olacaksın!” deyince daha sert davrandı Justinian. İstanbul‘da yaşayan Filistinli yazar Prokop gördüklerini şöyle yazdı: “Hipodromda otuz bin insan öldürülerek isyan bastırıldı.”

44970253_2309935845686510_3852906455619338240_n

Ayasofya’nın yerindeki ahşaptan küçük kilise de yakılmıştı. Justinian ile Theodora dünyanın en büyük kilisesini 145 ton altın harcayarak yaptırdılar. Daha önce yapılmış bütün tapınakların hiç birini örnek almadan özgün bir yapı ortaya çıkardılar. İmparatorluğun birçok kentinden, birçok tapınaktan getirilen mermerler, sütunlar kullanıldı. Dört sütun üstüne yerleştirilen otuz iki metrelik kubbesi gelecekte bile aşılamasın dilediler, bizden sonra yapılacak bütün ibadet mekanlarına esin kaynağı olsun dediler. Ayasofya’nın önünde yüksek bir sütun üstüne Justinian’ın atlı bir heykelini diktiler. At ön ayağını ileri atıp hareket edecek izlenimini veriyor, Justinian ise bir eliyle ileriyi gösterirken, öteki elinde kızıl elma tutuyordu…

Kendilerinden önce su kemerleri yapılarak Belgrat ormanlarından şehre su getiriliyordu. Fakat iki yüz yıldır planlanıp bir türlü yapılamayan sarnıç sorunu vardı kentin. Justinian attan indi Yerebatan Sarnıcını Theodora ile birlikte yaptırdılar. 52 basamaklı taş bir merdivenle inilen Yerebatan Sarnıcı’nı her biri 9 metre yüksekliğinde 336 sütun üzerine yerleştirdiler. Sarnıcın kuzeybatı köşesindeki iki sütunun altına iki Medusa Başını kaide olarak Theodora tepeüstü koydurdu. Bu iki heykel dönem sanatının şaheserleriydi. Efsaneye göre simsiyah gözleri, uzun gür saçları, güzel vücudu ile pek fazla övünmekteydi Medusa. Zeus’un oğlu Persesus’a aşıktı. Fakat Athena da Persesus’u seviyor, Medusa’yı ölesiye kıskanıyordu. Medusa kime baksa taş olmaktaydı. Athena onun önüne bir ayna koymuş, Medusa aynaya bakar bakmaz taş olmuştu. “Bu Euphemia’dır,” dedi Theodora. Euphemia ölür ölmez o iki heykeli getirip sütunların altına kaide olarak koydurdu, “burada kalsın, binlerce yıl kalkamasın!” Euphemia binlerce yıl yaşayacak ama kadınlara engel olamayacaktı.

Theodora ile Justinian resmen evlendiler, yasa kaldırıldı, Theodora imparatoriçe ilan edildi. Büyük bir aşk ve şevkle diğer yasaları da gözden geçirdiler, değiştirdiler, sıraya koyup 12 ciltlik kitap haline getirdiler.

Bugün İstanbul’un birçok yerinde onların duyguları, izleri ve aşkları var. Ne yazık ki adları yok…

Bu öyküyle onların adları ve aşkları yayılsın, herkese esin kaynağı olsun dilerim.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Yücel FEYZİOĞLU

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: