Bilgeden Kılçık Hikâyeler

Muaz Ergü yazdı…thumbnail_IMG_20190304_220906

“İki karpuz bir koltuğa sığar mı?” diye bir şarkı söyler Müzeyyen Senar. Çok ta güzel söyler…  İki karpuz bir koltuğa sığar mı sığmaz mı? Ya da ben sığdırabilir miyim bilmem ama Mustafa Everdi bir koltuğuna iki değil değil pek çok karpuz sığdırıyor. Öğretmen, Avukat, Noter, Gezgin, Denemeci, Eleştirmen, Öykücü… Ciddi makaleler yanında ironinin dibini bulduran yazıların yazarı…

Everdi en son “Kılçıklı Hikâyeler” kitabıyla geldi okuyucunun karşısına. Onun metinlerini tek bir yazın türü içinde değerlendirmek onu sınırlamak olur. Öyküleri felsefi, psikolojik, sosyolojik, teolojik okumaların imbiğinden süzülerek satırlara yansır.  Anadolu’nun binlerce yıllık terkibini yansıtmaya çalışır Everdi. İdeolojiyle, ölümcül kimliklerle birbirinden ayrıştırılmış ögeler, unsurlar aynı ırmağın içinde akar. Doğu Batı yapay tanımlarla ayrıştırılmaz… İdeoloji yapmaz Everdi. Yaparsa da kurguyu değil gerçeği söyler… Bilindik, akademik edebiyat kalıplarına mahkûm etmez yazılarını. Klasik kalıpları zorlayarak kendi yatağını arar, bulur. Onu okumaya başladığınız anda sizi yoğun bir ironiyle kaplanmış cümleler karşılar. Zekânın ince ince ördüğü, üzerinde derin düşünülmesi gereken yoğun ironi… “Kılçıklı Hikâyeler” adından da anlaşıldığı gibi toplumun, insanımızın kılçıklı durumlarını dile getiriyor. Geleneksel kodların oluşturduğu toplumsallığa, aileye cesurca bakan cümleler bize kendimizi sorgulama imkânı doğuruyor. Everdi, bir anlamda öyküleriyle kendimize ayna tutuyor. Bu aynada geleneğin ezberleriyle bireyi karşı karşıya getiriyor.

“Kılçıklı Hikâyeler” parlak, ağdalı, zorlama, yapmacık dil ve terkiplerden oluşmuyor. İdealist bir bakışa dayanmıyor. Her an her yerde karşımıza çıkan, çıkacak olan ne varsa bütün sahiciliğiyle karşımızda. Osmanlıca terkiplerle anlaşılmaz cümleler kurmayı öykü yazmak zanneden genel anlayışın dışında Everdi gençleri, yaşlıları, apartman dairelerini, cami bahçelerini, köprüleri, yolları anlatıyor. Burada yaşananları…

Kitap üç bölümden oluşuyor: Yaşayan Hikâyeler, İnteraktif Hikâyeler, Gümüş Hikâyeler. Mustafa Everdi sosyal medyayı çok sık kullanan biri. Kültürel birikimini, geniş okuma perspektifini sosyal medyayı da takip ederek daha geliştiriyor ve teoriyi pratik alanda, insanlar üzerinde gözlemliyor. Şeytan ayrıntıda gizlidir denir ya tam da bunun gibi O ayrıntıları çok berrak görebiliyor ve işliyor.

Yaşayan Hikâyelerde hepimizin başına gelebilecek durumlar var. Evini müteahhide kaptıran, daha modern bir apartman dairesi için bahçeli müstakil evlerini kaybeden Şevki ile hanımının hikâyesi. Buna benzer ne çok yaşanan olay duymuşuzdur. “Köprüler Kurdum Gelip Geçmeye” öyküsü bağırıp çağırmadan, kırıp dökmeden, sövüp saymadan nasıl siyasal eleştiri yapılacağını gösteriyor.

“Yaşayan Hikâyeler” bölümünde sanki öyküler yaşlılığa ve yaşlılara dair kurulmuş gibi. Babanız Yine Âşık Çocuklar, Bulaşmayın Yaşlı… Everdi yaşlılıkla hesaplaşıyor sanki. “Büyük terekeye konacak mirasyedi gibi sırıtıyorum. Her yerimiz makineden çıkmış gömlek gibi buruş buruş. Biz sitem’e sığındık her zaman.” Bu bölümdeki hem tebessüm ettiren, hem düşündüren cümlelelerden. Bu bölümdeki “Köprüler Kurdum Gelip Geçmeye” mutlaka okunmalı. Herkes var burada: Vehbi Başer, Kenan Sofuoğlu, Hasan Boynukara, Nuri Pakdil, Sinan Terzi, Rasim Özdenören

“Kılçıklı Hikâyeler” kitabının ilginç bölümü “İnteraktif Hikâyeler”… Kitle iletişim araçlarının hayatımızı her yönden kuşattığı bir dönemdeyiz. İnsanlar artık gerçek canlı kanlı iletişimler yerine sanal dünyada daha çok haberleşiyor. Sosyal medya herkesi sınırları içine almış durumda. Everdi bu bölümdeki öykülerini neredeyse sosyal medyada görüştüğü, arkadaş olduğu izleyicileriyle yazıyor. Aktif bir süreç…  Okuyucu yorumlarıyla, düşünce ve eleştirileriyle öykünün içinde. Metne müdâhil. Bu aslında bizim pek alışık olmadığımız bir tarz. Genelde öykücü öyküsünü yazar. Kitap yayınlanır ve yazar kitabın yeni baskısına kadar bekler. Değişecek, eklenecek, çıkarılacak bölümlere ancak bu zaman müdahale eder. Burada öyle bir şey yok. Yazar okuyucu oluyor, okuyucu yazar… Aslında bu çok riskli de bir durum. Yazdığı metnin aynı anda okunması ve yorumlanması. Mustafa Everdi bu süreci cesaretle başlatmış… Bu tarz öykü yazımını daha önce Hasan Boynukara’nın “Hibrit Hikâyeleri”nde de görmüştük. Artık edebiyatımızda yeni bir tarz…

Kitabın son bölümü “Gümüş Hikâyeler” de yine hayatın içinden hikâyeler var. İlk buluşmaların heyecanı, uykusuz geceler… Yine yoğun ironi eşiliğinde hem tebessüm hem hüzün… Yorgun adımların götürdüğü çorbacı… İnsanın omzuna çöken tarih… Duayla sakal çeviren berber… Sanki bu bölümde gençlik daha baskın.

“Kılçıklı Hikâyeler” hayatın kılçık yanına da ciddi yanına da, tebessümüne de hüznüne de dokunuyor. Kılçıklı mevzuları ciddiyetle ve ironiyle harmanlıyor. Derin bir birikimin, yoğun bir tecrübenin hayata, insana kimi kez acemi kimi kez bilge dokunuşları… Bize bizim hikâyemizi anlatıyor Mustafa Everdi en samimisinden, en candanından, en gerçeğinden…

11659251_1677175552511506_1144714481360505558_n

Muaz ERGÜ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: