Mısır Filmlerinin Türk Sinemasında Yarattığı Etki

Emel Akbaş yazdı…

Mısır filmlerinin 1930’ların sonlarından itibaren Türkiye’ye gelmesiyle birlikte halk tarafından yoğun ilgi görmüş, salonlar dolmaya başlamış ve uzun kuyruklar oluşmuştur. Ağır melodram tarzındaki bu filmler Türk toplumunun kültürüne, geleneklerine yaşam tarzına hitap etmiş ayrıca Türkçe sözlü Arapça ezgilerle bezenmiş bu filmler tarihsel geçmişin ve ortak kültürün etkisiyle kısa sürede içselleştirilmiştir. Mısır filmlerine gösterilen yoğun talep yapımcıları harekete geçirmiş ve prodüktörler Mısır’a sık sık giderek birbiri ardına birçok film ithal etmeye başlamıştır. Bu durumu fırsata dönüştüren Muharrem Gürses ise Mısır filmlerinin ağır melodram içeren konularını uyarlayarak filmler çekmeye başlamıştır. Halk kısa sürede bu filmleri benimsemiş ve Mısır filmleri geri planda kalmış ve böylece ithal etmeye gerek kalmamıştır. Mısır filmleri tarzında yerelleştirilerek çekilen filmler popüler Türk sinemasının doğmasına neden olmuştur. Kısa sürede sinema kazançlı bir sektör haline gelmiştir. Bununla birlikte çekilen filmler ve film şirketlerinin sayısı da artış göstermiştir. Bu yükseliş 1975 yılına kadar sürmüştür. 

Osmanlı başkentinde film gösterimleri sarayda başlamıştır. Evvela saray ahalisi sinemaya ilgi göstermiş ve izleyicisi olmuştur. Sultan II. Abdülhamid’in kızı Ayşe Sultan (1887 – 1960) hatıratında Yıldız Sarayı’nın Fransız asıllı hokkabazı Bertrand’ın saraya bir sinematograf getirdiğini belirtmektedir. Ayşe Sultan, o dönemde bir dakika süren gösterimlere hem Sultan’ın hem de saray ahalisinin oldukça ilgi gösterdiğini belirtmiştir (Osmanoğlu, 2008: 22). Osmanlı’da ilk sinema nizamnamesi 29 Mart 1903 yılında “Memalik-i Şahanede Sinematograf Temaşa Ettirilmesinin Şerait-i İmtiyyaziyyesi” adıyla hazırlanmıştır (Özuyar, 2008: 12). Bu dönemde Hidiv İsmail Paşa’nın oğlu Kral I. Fuad (1868 – 1936) döneminde Mısır’da ciddi bir gelişme yaşanır. Mısır, oyunculuk ve sinemaya 1925 yılında yayımlanan Mısır Kraliyet Kararnamesi ile maddi destek vermeye başlamış ve ülkede uzun metrajlı ve konulu filmler, tamamı Mısır sermayeli olarak ortaya çıkmıştır (Scognamillo, 1987: 99). Mısır sinemasının önde gelen isimlerinden olan Sadrazam Halil Rıfat Paşa’nın torunu ve Mehmed Ali Paşa’nın oğlu Vedat Örfi Bengü (1900 – 1953) 1927 yılında Azize Emir ve eşi Ahmet el Şerei’nin kurduğu Isis Corporation’un sanat yönetmeni olarak filmler çekmeye başlar. Isis Corporation Mısır’ın ilk film ortaklığı olarak önem taşımaktadır. Vedat Örfi Bengü, hem Mısır’ın hem Türkiye’nin Şark melodram ekolünün öncülerindendir. Scognamillo, Bengü’nün Mısır’da tam on dört film çektiğini belirtmiştir (Scognamillo, 1987: 100). Sinemanın gittikçe daha popüler hâle geldiği Mısır’da, Kahire’nin dışında 1935 yılından itibaren görkemli film stüdyoları kurulur. Bu stüdyolar, ülkede çekilen filmlerin sayısının artırması bakımından önemlidir (Öztuna, 1990: 436).

Türkiye’de sinemanın gelişim sürecine bakıldığında ise başlangıç yıllarında Muhsin Ertuğrul’un etkisiyle tiyatro kültürünün baskısı altında kaldığı görülür. Tiyatro kökenli yönetmenlerden Ahmet Fehim ve Şadi Fikret Karagözoğlu’nun filmleri dönemin sinema anlayışını yansıtması bakımından da önem taşımaktadır. Yeni kurulan Cumhuriyet’in ortaya koyduğu inkılapları benimsetme yollarından biri de bu dönem filmleri olmuştur. Gerek konuları ve işleniş tarzları gerek karakterler, kostümler ve mekânlar bize yeni devletin benimsediği ideolojik düşünceyi anlatmaktadır. 1943 yılında ise Faruk Kenç, Muhsin Ertuğrul’un tüm imkânlarını elinde bulundurduğu ve tekeline aldığı Türk sinemasında dublaj geleneğini başlattığı “Dertli Pınar” filmini çekmiştir. Böylece Muhsin Ertuğrul’un hegemonyası kırılmaya başlanmıştır (Scognamillo, 1987: 67). Dünya Ekonomik Bunalımı’nın etkisiyle ortaya çıkan ekonomik sorunlar sinema izleyicisini de etkilemiş ve bu etki 1930’ların sonuna kadar devam etmiştir. Bu etkiyi kırarak sinemayı yeniden canlandıran ise Mısır filmleri olacaktır.

MMMMMMMUUUU
Muhsin Ertuğrul

Milliyetçi rüzgârların estiği XX. yüzyılın ilk yarısında Alman ve Sovyet sineması propaganda filmlerine ağırlık vermiş ve II. Dünya Savaşı’nın Fransa sinema sektörünü durma noktasına getirmesiyle birlikte  de Türkiye Avrupa ve Sovyet sinemasından film ithal edemez olmuş ve zorunlu olarak rotasını Amerika’ya çevirmiştir. Amerikan filmlerinin Türkiye’ye olan yolculuğunun Mısır üzerinden olması nedeniyle Türk halkı, Mısır filmleriyle de tanışmıştır (Özön, 2010: 221).

Mısır filmlerinin Türkiye’ye gelişinden itibaren popüler halk sinemasının doğuşuna ve yükselmesine yol açtığı göz önünde bulundurulmalıdır. Bu durum özellikle 1970’li yıllara kadar sinemada çok yoğun bir şekilde sürmüştür. Bunu her yıl çekilen filmlerin senaryolarının popüler halk kültüründen yola çıkılarak yaratılan senaryo sayısı ile diğer kaynaklardan yararlanılarak oluşturulan senaryo sayısının verileriyle karşılaştırıldığında görmek mümkün olacaktır (Özgüç, 1998: 62).

ghhhgfhhthty

Türk sinemasına 1930’lu yılların sonlarından itibaren giriş yapan Mısır filmlerinin şarkılı türkülü, ağır melodramlı tarzı ile Mısır filmleri Türk halkı üzerinde beklenenden büyük bir ilgi görmüştür. Türk sinema izleyicisinin sinemaya gitme alışkanlığının artmasında, sinemanın yaygınlaşmasında ve popüler bir yerli sinemanın doğmasında oldukça etkili olmuştur. Mısır filmlerine Türkçe dublaj yapılması ilginin yoğunluğunun temel nedenlerindendir. Türkiye’de okuma-yazma oranı ile paralel düşünüldüğünde dublajın yarattığı etki ve yoğun ilgi anlaşılabilir. Bu filmler halkın yaşam tarzına, kültürüne, gelenek ve göreneklerine hitap ettiğinden dolayı kısa sürede halk tarafından ortaya çıkan yoğun talep film yapımcılarının bu yönde çalışmalar yapmasını sağlamıştır.

Bu talebe ilk cevap veren Muharrem Gürses olmuştur. Gürses, Mısır filmleri tarzında art arda filmler çekmeye başlamıştır. Filmlerin isimlerine bakıldığında ağır melodram içerdiği kolaylıkla anlaşılmaktadır. İlk olarak 1952 yılında Zeyneb’in Gözyaşları ve Yanık Ömer filmlerini çekmiştir. İki yıl sonra 1954 yılında Düşen Kızlar, 1956 yılında ise Yetimler Ahı adlı filmi çekmiştir. Hemen ardından birer yıl arayla Yavrularımın Katili (1957), Yanık Kezban (1957), Talihsiz Yetime-Ninni (1958), Şehvet Uçurumu (1959) ve son olarak 1960 yılında Talihsiz Yavru adlı filmi çekmiş ve Türk sinema izleyicisinin beğenisine sunmuştur. Filmlerini, Anadolu kültürüne uygun şekilde yerelleştirerek çekmiş ve Türk halkının ilgisinin Mısır filmlerinden bu filmlere kaymasını sağlamıştır (Yağız 2009: 41 – 42). Muharrem Gürses Türk sinemasında popüler film kültürüyle ilgili çalışmalarını nasıl hayata geçirdiğini şu şekilde anlatmaktadır: “Bir dönem Türkiye’yi Arap filmleri istila etmişti. Bir gün bütün prodüktörleri topladım ve ‘Biz Arap filmlerini buraya sokmayacağız’ dedim. Kararlıydım. ‘Melodram tarzında öyle eserler yazacağız ki en iyisi olacak’ dedim ve yaptım. Böylece Arap filmlerinin hâkimiyetini kırdık. “Aşkın Gözyaşları” filmini izlerken hıçkıra hıçkıra ağladım ve hep ‘Bu filmi biz nasıl yaparız?’ diye düşündüm. O sıralarda hiçbir Türk filmi “Aşkın Gözyaşları” kadar tanınmıyordu. Ben yapınca çevremdekiler “Aaaa Muharrem Arap filmlerini taklit ediyor” diye beni tenkit ettiler. Ben o filmleri taklit etsem o filmlerin aslı gelir benimkiler iş yapmazdı. Demek ki onun üstüne çıktım ki dışarıdan getirmediler o filmleri” (Kırel, 1995: 61).

Muharrem_Gürses
Muharrem Gürses

Sinema, kısa sürede Mısır filmlerinin de etkisiyle para kazandıran ticari bir işe dönüşmüştür. Bununla birlikte 1950’lerden itibaren Lütfi Akad, Metin Erksan, Halit Refiğ, Memduh Ün, Atıf Yılmaz gibi isimler ülkemizde gösterilen Mısır filmlerinin oluşturduğu kültürel alt yapıdan yararlanarak nitelikli filmler çekmişlerdir (Akbaş, 2018: 147).

Mısır sinemasını kuran Türk sinemacı Vedat Örfi Bengü, Mısır’da tanınan ve halkı tarafından sevilen Ümmü Gülsüm, Abdulvahap ve Yusuf Vehbi gibi isimlerin şarkılarıyla eşlik ettiği filmleri ortaya çıkarmıştır. Bu süreçte Mısır filmleri furyası Türkiye’de baş göstermiştir. Toplumun Mısır filmlerine ilgi göstermesinin altında yatan tarihsel neden ise Mısır’ın uzun yıllar boyunca Osmanlı İmparatorluğu egemenliği altında olması hasebiyle Türklerin Arap kültürüne aşina olmasıdır. Yıllarca Arap radyolarını dinleyen Türk halkı, Arap müziklerini sevmiş ve şarkıcılarını tanımıştır. Mısır filmlerinde yer alan şarkıcıları uzun yıllardır dinleyen Türk sinema izleyicisi sevdiği sesleri görmek için filmlere akın etmiştir. Muhsin Ertuğrul sinemasının çok sesli Batı müziğine karşın Mısır sinemasının Arap ezgileriyle bezenmiş müzikleri Türklerin Mısır filmlerine ilgi göstermesinin bir diğer nedeni olmuştur. Türkiye’de Arap müziğine halkın ilk yönelişi 1934 – 1936 yıllarında ülkede radyolardan resmen Türk müziği yayının yasaklandığı dönemle başlamıştır. Radyoda sadece Batı müziğinin çalınmasına bir tepki olarak Türkler, Mısır radyosunda çalınan ve makamsal özellikleriyle kendilerine yabancı olmayan müziğin takipçisi olmuştur (Özyıldırım, 2008: 117).

Türkiye’de 1938 yılında gösterilen ilk Mısır filmi Aşkın Gözyaşları olmuştur. Yönetmenliğini Muhammet Kerim’in yaptığı film seyirci tarafından yoğun ilgi görmüştür. İstanbul’daki sinema salonları önünde o güne kadar görülmemiş kalabalık bir seyirci grubu toplanır. Halk salonlarda yer bulabilmek için yağmur çamur demeden kuyruklarda bilet bulmak için saatlerce bekler (Berktaş, 2010: 165). 1939 Son Posta Gazetesi’nde filme gösterilen yoğun ilgi hakkında “Fırtına, soğuk, yağmur çamura rağmen Aşkın Gözyaşları, Türkçe sözlü Arapça şarkılı filmini İstanbul’un dört bir tarafından sinemalara akın eden sayın halkı vası salonları istiaba kafi gelmiyor. Anadolu şehirleri bu filmi sinemalarında geçirmek için sıra bekliyor” (Cantek, 2000: 204: 31 –32). Sinema işletmecisi Cemil Filmer, bu film hakkında “Özen Film, o yıllarda Mısır’dan bir film getirdi. Adı Aşkın Gözyaşları. Bu film, Halil Kamil’in işlettiği Taksim Sineması’nda altı ay oynadı. Çok acıklı bir melodram olan bu filmi halk çok tutmuştu. Bunun üzerine İpekçiler hemen Mısır’a gittiler ve filmi getirdiler” (Filmer, 1984: 75). Yapımcı Hürrem Erman ise Mısır filmlerinin halkın ve özellikle kadınların sinemaya gitme alışkanlıklarını değiştirdiğini söylemekte ve bu durumu şöyle izah etmektedir “Savaş sırasında bu filmler ortaya çıkar çıkmaz, bizim piyasanın şekli tamamen değişti. Bunların gelmeye başlamasından itibaren bazı kimseler ‘Bu filmler memlekete zararlıdır. Bunlar halkımızın zevkini bozuyor’ dediler. Ben bu fikirde değilim. Arap filmlerinin Türk seyircisi üzerinde büyük etki yaparak onun sinemaya başlamasına başlıca amillerden biri olduğunu sanıyorum. Mesela, diyelim ki Aşkın Gözyaşları filmine kadar, Aksaraylı Ayşe Hanım ile Nurhayat Hanım ham sofuluk içinde hiçbir esasa dayanmayan telkinlerin etkisi altında sinemaya gitmeyip evinde oturan hanımlardı. Abdulvahap ve Yusuf Vehbi Beyler onları evinden çıkarıp sinemaya getirdi. Bu, en iptidai şekliyle bir sinemaya gitme zevkinin başlamasıydı” (Yedinci Sanat, 1973: 26’dan akt. Cantek. 2008: 180).

Aşkın Gözyaşları’nın hemen ardından Türkiye’de ses getiren bir diğer Mısır filmi Abdülvahap’ın rol aldığı Beyaz Gül filmidir. Film konuda kullanılan sembolle izleyici karşısına çıkma bakımından yönetmenin başarısını sergilemektedir. Ağır bir melodram içeren filmde Abdülvahap, uzun şarkılar yerine süreleri altı dakika civarında olan şarkılar besteler (Friskopf,  2010: 61).  Abdülvahap’ın Türkiye’de gösterime giren ve yankı uyandıran üçüncü filmi ise Yaşasın Aşk adlı bir roman uyarlamasıdır. Abdülvahap kendi filmlerinde daha çok batılılaşan Mısır sosyal sınıflarını izleyiciye sunmuştur. (Scognamillo, 1991: 32).

ümmü gl
Ümmü Gülsüm

Mısır sinemasından tanınan ve Türkiye’de büyük bir hayran kitlesi barındıran bir diğer isim ise Ümmü Gülsüm’dür. Çektiği filmleriyle Türk sinema izleyicisini oldukça etkilemiştir. Toplam altı filmde başrol oynayan Ümmü Gülsüm’ün filmleri; Vedad (1936), Neşid el Emel (1937), Denanir (1940), Aydah (1942), Sellame (1945) ve Fatma (1947)’dir. Bu filmlerde Ümmü Gülsüm, şarkılar okuyan kahraman ruhlu köle kız karakterlerini canlandırmıştır. İstanbul’da özellikle Taksim Sineması bu filmlerin gösterildiği yerlerden biridir (Danielson, 2008: 166).

Bu iki isim kadar Türkiye’de ününü duyurmuş bir diğer isim Yusuf Vehbi’dir. Mısır’ın en önemli film yönetmen ve oyuncularından biri olan ve ailesi Türk- Arap karışık bir soydan gelen Vehbi’nin Vicdan Azabı adlı filminin bestelerini Selahattin Pınar yapmıştır. Şarkıları ise Suzan Güven ve Lütfü Güneri okumuştur. Vehbi’nin Türkiye’de izleyen herkesi ağlatmasıyla haklı bir ün kazanan Fakir Çocukları adlı filmini yıllar sonra Memduh Ün Fakir Çocuklar adıyla uyarlamıştır. Başarısıyla dikkat çeken bir diğer filmi ise 1944 yapımı Aşk ve Fedakârlık’tır. Filmin Türkçe şarkılarının Münir Nurettin Selçuk tarafından bestelendiği ve okuyanların da Münir Nurettin Selçuk tarafından bestelendiği ve okuyanların da Münir Nurettin Selçuk ve Safiye Ayla olduğu belirtilmektedir (Danielson, 2008: 199).

Mısır filmlerine eleştiriler de yönetilmiştir. Bu isimlerden biri Hüsamettin Bozok’tur. Bozok, Mısır filmlerinin halkı umutsuzluğa ve ölüme sürüklediğini iddia etmiştir ve büyük imkânlara sahip Mısır sineması zaman gelip geçtiği hâlde olduğu yerde saymakta âdeta inat etmiştir (Tikveş, 1968: 27). Mısır’ın ünlü sanatçılarının başrol oynadığı filmlerin Ortadoğu film piyasasına girmesiyle birlikte ülkemizde de gösterimin başlaması, Türkiye’nin kültürel olarak Ortadoğu’dan ve İslami geçmişten tümüyle ayrılarak yönünü Batı’ya çevirmesini isteyen çevreleri oldukça tedirgin etmiştir. Akbaba Dergisi’nde Yusuf Ziya Ortaç’ın “Tehlike!” başlığıyla kaleme aldığı ve birinci sayfadan verilen yazısında Mısır radyosu ile ilgili olumsuz değerlendirmeler yapıldıktan sonra Türkiye’de yoğun ilgi gören Mısır filmlerine de ağır eleştiriler getirilmiştir. Yazıda “İşitiyoruz ki, stüdyolarımızda yine telli dümbelekli ve zilli göbekli Arap filmleri Türkçeleştiriliyormuş! Yine işitiyoruz ki Rus edebiyatında, Rus musikisinde bir temizleme başlamış; Avrupa’daki işgal ülkelerinden Sovyet sanatına sinen ruhu temizleme! Bu tezat karşısında ne kadar hür ve demokrat ruhlu olursak olalım bir dikkatle düşünmek zorundayız. Şimdi her sinemada bir Arap filmi var. Anadolu baştanbaşa bu fesli, yaşmaklı, yalelli filmlerle mest oluyormuş. Bu yeni düşmandan korkmalıyız: Beyaz perde. Divan edebiyatının beyaz kağıdından; meyhane zurnası tevekkül şairinin kamış kaleminden çok kuvvetlidir” demektedir (Ortaç, 1936, 3).

Türklerin Mısır filmlerine olan ilgisini bir türlü durduramayan iktidar, radyolarda uyguladığı yasaklamayı, bu kez şarkılı Mısır filmlerine yöneltmiştir. Mısır filmlerinin Türkiye’de gördüğü olağanüstü rağbet, Arapça söz ve şarkılı bu filmler için benzeri görülmemiş bir gelecek hazırlamıştır. Arapların yoğun olarak yaşadığı bölgelerde Mısır film ve müziklerinin etkisiyle Türkçeye olan ilginin azaldığı gerekçe gösterilerek film ve müziklere Arapça yayın yasağı getirilmiştir (10 Şubat 1942) (Cantek, 2000: 35). Mısır filmlerinin halk arasında çok tutulması, filmlere getirilen Arapça yasağının yeni bir buluşla delinmesini sağlar: adaptasyon. Mısır film müzikleri Türk izleyicisi için güzel ve akılda kalıcıdır. Bu nedenle ezgilere eşlik edecek Türkçe sözler yazarak popülaritesini sürdürmeyi başarmışlardır. Filmlerin Arapça gösterimine dair getirilen yasak Türkiye’de dublaj sektörünün bugün de devam eden başarısının oluşumuna yol açar. Ayrıca 1948’de Mısır filmlerine getirilen ithalat yasağı ile kültürel etkileşimin önüne geçmek istenmiş ancak uygulamada başarısız olmuş ve Mısır filmleri uzun süre gösterilmeye devam etmiştir (Cantek, 2008: 188). Mısır filmlerine yapılan yoğun eleştiriler ve yasaklar Yeşilçam sinemasını harekete geçirdi ve seyircinin talepleri doğrultusunda Arap filmlerini taklit etmeye başladı.

Sonuç

Dünya Savaşı yıllarında ve özellikle Amerika’nın savaşa girmesiyle birlikte Mısır filmleri Türkiye’de rakipsiz kaldı. Mısır sinemasının şarkılı- danslı film tarzı Şark beğenisine uygunluğu ile Türkiye dâhil tüm Ortadoğu’da yoğun ilgi görmüştür. Türkiye’de radyo ve filmlerde dinlenen Arap müziği, Türkiye müzik zevkinde yeni bir şekillenme ve yönelimi beraberinde getirmiştir. Kısa süre sonra şarkıcıları filmlerde oynatmak Türkiye’de de moda olur. Özellikle 1960’lı yıllarda Yeşilçam sinemasında, Mısır filmleri gibi sadece şarkıya dayanan, filmin konusundan çok şarkının ünlendiği filmler çekilir.

yeşilçam.Jpeg
Yeşilçam Sinema Oyuncuları

Mısır filmlerinde Şark anlayışına özgü, keskin uçlarda yer alan konuları işlemektedir; zengin kızla fakir delikanlı veya esir kızla efendisi arasındaki imkânsız aşklar gibi. Bunun yanında komedi filmleri çekilse de Türkiye’de ağır melodram filmleri ilgi görmüştür.

Birkaç yıl öncesine kadar Türkiye’de sokaklarda peçeli, fesli, sarıklı insanların gezdiğini, Arap alfabesiyle yazıldığını, minarelerinden Arapça ezanın okunduğunu unutmamak gerekir. Mısır filmlerindeki ezgiye ve konulara uzak olmayan Türk toplumu filmleri büyük bir içtenlikle sevmiş ve uzun yıllar ilgi göstermeye devam etmiştir. Türk sinemasının henüz şekillenmediği süreçte var olan arza bir cevap olarak yaklaşık on beş yıl sinema salonlarında gösterilen Mısır filmlerinin etkisini ve izlerini Yeşilçam sinemasında görmek mümkündür. Ne yazık ki Mısır filmlerinin Türkçe dublajlı örneklerinden herhangi bir tanesi günümüze kalmamıştır.

Kaynakça

Akbaş, E. (2018). Türk Sinemasında Ortaçağ Tarihi Algısı (1943 – 2014), İstanbul, Kitabevi Yayıncılık.
Berktaş, E. (2010). 1940’lı Yılların Türk Sineması, İstanbul, Agora Kitaplığı.
Cantek, L. (2000). “Türkiye’de Mısır Filmleri”, Tarih ve toplum Dergisi, 204. 5.
Cantek, L. (2008). Cumhuriyetin Büluğ Çağı, İstanbul, İletişim Yayınları.
Danielson, V. (2008). Mısır’ın Sesi Ümmü Gülsüm Arap Şarkısı ve Yirminci Yüzyılda Mısır Toplumu,  (N. Doğrusöz – C. Ünver, çev.), İstanbul, Bağlam Yayınları.
Filmer, C. (1984). Hatıralar, İstanbul, emek Matbaacılık ve Yayıncılık.
Friskopf, M. (2010). Music and Media in The Arab World, Cairo, The American University in Cairo Press.
Kırel, S. (1995). Yapımcıların Can Simidi Muharrem Gürses, Antrakt, 51, 59 – 64.
Ortaç, Y. Z. (1936). “Telike!”, Akbaba Dergisi, 133, 3.
Osmanoğlu, A. (2008). Babam Sultan Abdülhamid, İstanbul, Selis Kitaplar.
Özgüç, A. (1998). Türk Filmleri Sözlüğü 1914 – 1973 I, İstanbul, Sesam Yayıncılık.
Özön, N. (2010). Türk Sineması Tarihi (1896 – 1960), İstanbul, Doruk Yayıncılık.
Öztuna, Y. (1990). Büyük Türk Musikisi Ansiklopedisi (149), Ankara, TC Kültür Bakanlığı Kültür Eserleri Dizisi.
Özuyar, A. (2004). Babıali’de Sinema, İstanbul, İzdüşüm Yayınları.
Özyıldırım, M. (2008). “Türkiye’nin Batılılaşma Süreci ve Mısır Filmlerine Getirilen Arapça Yasağı”, Eskiyeni Dergisi, 8. 115 – 123.
Scognamillo, G. (1987). Türk Sinema Tarihi I, 1896 – 1959, İstanbul, Metis Yayınları.
Scognamillo, G. (1991). Cadde-i Kebir’de Sinema, İstanbul, Metis Yayınları.
Tikveş, Ö. (1968). Mukayeseli Hukukta ve Türk Hukukunda Sinema Filmlerinin Sansürü, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Yayınları.
Dorsay, A., Coş, N., Engin, A. (1973). “Yapımcı Hürrem Erman’la Konuşma” Yedinci Sanat, 6, 22 – 37.
Yağız, N. (2009). Türk Sinemasında Karakterler ve Tipler Türk Sinemasının Türk Toplumuna Bakışı 1950 – 1975 Dönemi, İstanbul, İşaret Yayınları

filililil

Emel AKBAŞ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: