Çokkültürlülük Efsanesi

Aliye Çınar Köysüren yazdı…

çokkk

Eşitlik ve özgürlük politikasını birleştirme çabaları sürerken ve dünyayı küreselleşme veya globalleşme rüzgârı teslim almışken; çokkültürlülüğün iflasına dair sinyaller yayılmaya başladı. Zira açık toplum demek, güvenlik zafiyeti olarak belirmeye başladı. Bu bağlamda “açık bir toplumun” zorunlu olarak kırılgan olacağını ve kontrol edilemeyeceğini yazan Hollandalı entelektüel Paul Scheffer çokkültürlülük dramına dikkat çekmektedir.

Görünüşte çokkültürlülük anlatısı tektipçiliğin maskeli hâli, demokrasi ve eşitlik söylemi gerçekte eşitsizliği, ayrımcılığı ve hukuk bakımından şiddeti beslemiştir. Çoğulculuk anlayışı bir yandan özgürlüklerin genişletilmesi olarak düşünülürken; öte yandan hukuk güvenliğini tehdit eden bir sorun olarak dahası bir olgu olarak gün yüzüne çıkacaktır.

Çokkültürlülüğün iflas ettiğin duyrulmasının iki önemli sonucu olmuştur. Bunun bir dram olarak ilan edilmesi, ilkin İslam ve göç meselesini Avrupa kolektif bilincine taşımıştır. Bundan önce devlet temsilleri ve göçmenler arasında dikey bir düzlemde işleyen süreç, örtük biçimde vatandaşların da kamusal alanda etkin olmasını talep etmektedir. Esasında burada gizli tepeden inme bir ırkçılığın nüveleri görülmektedir. İngiliz siyaset bilimci ve çokkültürcülük uzmanı Tarıq Modood’un ifadesiyle bütün bu olanlar, bir tür “kültürel ırkçılık” olarak okunabilir. Modood’un da tespit ettiği gibi, dinin kültüre indirgenen bir kategori olduğuna tanık olmaktayız.

Batı toplumlarının demokrasinin seçkinler için gerekli olduğu algısı, çokkültürlülüğün proje olarak tutmayacağını da söylediğini anımsamamız gerekir. Yeni Avrupa’daki retorik ise iki dünya savaşı arasındaki söylemleri anımsatıyor ki ‘ırk’ yerine ‘kimlik’ ve ‘Batı’, yabancılara duydukları nefreti ifade etmek için kültürel çoğulculuk veya ‘Etnik-çoğulçuluk’ kavramlarını ustalıklı biçimde kullanmaktadır. Esasında global bir dünya anlatısının, modern toplumların homojen kültür ve etnik yapıyla ne ölçüde ilişkilendirilemeyeceği önemli bir sorundur.

çokkültür

Diyebiliriz ki görünüşte çokkültürlülük anlatısı tektipçiliğin maskeli halidir. Demokrasi ve eşitlik söylemi gerçekte eşitsizliği ve ayrımcılığı ve hukuk bakımından şiddeti beslemiştir. Bu çalışma küresel bir dünyada kültürel çoğulculuğu tartışıyor.

Orhan Pamuk, eserlerinde, “içeri girilmez”, metaforunu sıkça kullanırken önemli bir gerçeğe işaret eder. Zira bu, her şeyden önce sınırı hatırlatır. Ötekiler ve bizimkiler ayrımı olarak kabaca zuhur edince, başka ve ötekiler sınıra takılacaktır. Çokkültürlülük dramı sınırı veya tel örgüsünü net olarak göstermekten başka bir şey değildir. Dolayısıyla başlangıçta da var olan, silik çizgi veya hudut sınır olarak zuhur etmiştir.

1990’lı yıllarda küresel bir dünya anlatısının yıldızı parlarken, sınırların iptali, duvarların kaldırılması, vizelerin askıya alınması ve köprülerin çoğaltılması konuşuluyordu. Dolayısıyla farklı kültürdeki insanların bir arada yaşayabilmesinin önü açılırken, çokkültürlülük söylemi de neredeyse moda olmuştu. Ancak şimdilerde globalleşmenin veya küreselleşmenin iflası gündeme gelmeye başlayınca, yeniden kalın çizgiler ve bariyerler hatta kapanlar icat edilmeye başlandı… Bilhassa yeni göçmen akınları ve mülteci sorunu, bu konudaki kaygının dozunu artırmış olmalı ki çokkültürlülüğün iflasına dair sinyaller açık açık konuşulur oldu… Zira açık toplum tanımlaması güvenlik zafiyeti çağrışımını uyandırdı, daha da ötesi bir tehdit olarak gün yüzüne çıktı. “Açık bir toplum” kontrol edilemezlik ve bilinmezlik anlamına geliyordu. Çünkü kültür araştırmacıları toplumsal hafizayı bilgiye dökmenin imkânsızlığını söylüyorlardı, en azından yasalarla bilinç dışı zapt edilemeyebilirdi…

Pascal’ın Düşünceler’de verdiği bir örnek çokkültürlülük veya aynılık açmazını çok güzel anlatır: “Köy, kasaba ve şehir diyoruz… aynı adlar. Oysa yaklaştıkça bambaşka detaylar ve farklıklar çıkmakta…Evler, ağaçlar, karıncalar, karıncaların bacakları…” Tıpkı bunun gibi aynı dünya, aynı insan veya aynı kültür genellemesi yanıltıcıdır. Her kimlik ve kolektif bilinç biriciktir; tıpkı yaklaştıkça köyde gördüğümüz karıncaların bile çeşitleri ve detaylı dikkatimizden kaçmayacaktır.

göççççççççç

Aliye Çınar KÖYSÜREN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: