İnsanı Taşımak

Gürgün Karaman yazdı…

vvcvccvn

İnsan, insanı taşıyabilir mi? Kötülüğün sıradanlığı değildir mesele. Sıradanlığın kötülenmesidir modern zamanlar. Eğitimli, modern, diplomalı, maaşlı, bilim insanı… Ne çok unvan var modern dünyada. Var oluşa katılmak için modern insan kariyer, performans, başarı, sermaye, medya, popülizm vb. peşinde koşar. Bilgelik, ariflik, marifet, iltifat yoktur burada; bu varoluşun sadece mekanik olan iki temeli vardır: ego ve popülizm; yani şehvet, şöhret ve afet…

Modern dünya alabildiğine bulanıktır. “İyilik yap, denize at; balık bilmezse Halik bilir.” Kadim zamanlarda kirletilmeyen var oluşumuzun kaynağı olan sudaki kadir kıymet bilmeyen bir balık olsaydı bile Halik, buna dair olan iyilik hamlemizi meleklere yazdırırdı. Yazdırmasaydı insanlık bugüne taşınamazdı. Gelinen zor zamanda kıyamet tellallığı mı yapıyoruz acaba? Bilinçaltımızda Mehdi mi bekliyoruz? Denize bıraktığımız iyiliklere, denizlere ve balıklara ne oldu?

Tüm sular kirletildi modern insan tarafından. Temiz bir su kalmadı ki iyilikler, kötülükleri temizlesin. Suyun kendisi kirlenmişken, kirletilen sularda balıkların yaşamadığı bilincini kaybetmiş biri, iyiliği balıkları beslemek için değil, egosunu popülaritesini beslemek için atıyordur. Asıl iyiliği yapanlar ise “sağ elinin yaptığını sol eli dahi görmeyenlerdir.”

Hiçbir şeyin taşınamadığı bir zamanda kıyameti beklemek de bir hak olsa gerek. Şeytan, insanı taşıyamadığı için isyan etti. Kendi kendisini taşımaya dair söz veren insan, bu iddiasıyla cennete bırakıldı. Ama o da cennette kendisini taşıyamadı. Ne kendisini taşıyabildi, ne hemcinsini, ne de cenneti. Cennette taşıyamadığı yük, ondan alındı ve yeryüzüne başka bir yükü taşımak için gönderildi. Belki taşıyabilir umuduyla bir fırsat daha kendisine verildi.

İnsan, yeryüzünde insanı taşıyabilsin diye var edildi yeniden. Sevgiyle, muhabbetle, aşkla sarılacaktı âdemoğulları birbirlerine ve birbirini var etmek için taşıyacaktı. Fakat ilk taşıma olayında bile kardeş kanı döküldü. Neydi insanı insana düşman yapan? Felsefe, teoloji, sosyoloji, psikoloji, tarih vs. yüzyıllar boyunca bu soruyu tartıştı ama nafile…

Kimse kimseyi taşıyamıyor artık. Aslında öykü de böyle başlamıştı. Belki Tanrı da insanı taşımadığı için onu yeryüzüne gönderdi. “Ben seni taşımayacağım, kendi kendini taşımak için buradan çık ve kendini biraz taşımayı öğren” demiş de olabilir. Ama şu bir hakikat ki insan hala insanı taşıyamayan bir varlık. Sadece insanı mı? Doğada savunmasız, dilsiz, çaresiz olan bir kelebeği, bir gülü, bir karıncayı bile taşıyamıyor, kendisini nasıl taşısın ki? Onların canına okumak için devasa binalar, petrole susamış arabalar, uçaklar, bombalar, hidroelektrik santralleri, nükleer santraller vs. inşa etmek için tüm insanlık birbiriyle yarışıyor.

gggggg

Bunlar uğruna, insandan vazgeçtik de, doğanın hali ne olacak? Doğa yok edildiğinde tüm insanlık yok olmayacak mı? Bu kadar mı pervasız bu vahşi insanoğlu? Emin olun doğanın tek vahşi varlığı insandır. Halife mi? O, sadece dünya tarihinin değil; tüm kâinat tarihinin özetidir. Çok nadir bulunan, nadide bir çiçektir. Sekiz milyarın içinde belki sadece sekizdir. “Hepinizin canı cehenneme!” diyen Tanrı’nın ellerine sağlık…

Özet mi? Özet, parazitleri ve asalakları temizlemektir. Bir tür ayıklamak, seçmek, tüm anlamı orda toplamak. Savrulmasına müsaade etmemek… Tohum… Fidan… Aşk ve sevgi…

Kimse kimseyi taşıyamaz. Taşıyabilen çok nadir ve nadide insan vardır. Taşınan sadece egolar, menfaatler, çıkarlar, ıvır zıvır şeyler… İnsanı, insan taşıyabilseydi eğer, dünya cennet olurdu yeniden ve öte cennete de gerek kalmazdı belki. İnsan, taşımayan ve taşınamayan varlıktır. Taşıyabilene aşk olsun. Kendime sordum: Hiç hayatında kendini taşıyabildin mi? Hayatında bir tane bile olsa, bir insanı taşıyabildin mi? İnsan, sadece çocukken hem kendisini hem de insanı taşıyabiliyormuş.

Büyüdükçe egoları şişiyor insanın. Nefsin ve benliğin o “sahip olma”, “ben” deme kibri, çocukluğun tüm safi duygularını yerle yeksan ediyor ve artık ne kendimizi ne de başkasını taşımamıza müsaade etmiyor. Bu aynı zamanda bizi, bir çelişkiler uçurumuna yuvarlıyor. Geçmişimize, çocukluğumuza sığınıyor ve bu hali de bastırmak için ona duyulan özlemi kullanıp, özlemin de canına okuyoruz.  Velhasıl, büyüdükçe hiçbir şeyi taşımak istemiyoruz.

Bulanık zamanlarda insanı taşımak, iyiliği, sevgiyi, aşkı ve merhameti bir insanın yüreğine ekmek zor iştir. Ve bu zorlukta, büyüdükçe yalnızlaşan bir benlik de artık benlik değildir. Çünkü büyüdükçe “benlik”, “benliği” yok eden bir vakum oluyor ve kendimizi bile taşımaktan aciz bir duruma düşüyoruz.

Karamsar değilim, durum vahim ve yorgunum sadece kendimi taşımaktan. Taşıyabilenlere selam ve aşk olsun…

pp90909

Gürgün KARAMAN

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: