Babama Ağıt

Orhan Fikretoğlu Babası Fikret Sadık’a özlemle yazdı.. Orhan Aras Azerbaycan Türkçesinden aktardı…

58444583_2001291476846779_1155966687959318528_n
Şair Fikret Sadık

İnşaallah yanına geldiğimde herşeyi olduğu gibi, ne olmuşsa sana anlatırım. Biliyorum sabırsız adamsın. Senden sonra başıma neler geldi bilmek istiyorsun.

Sen gittikten sonra sanki dünyanın ışığı azaldı. Herşey gözümden düştü babacığım! Dünyanın düzeni, nizamı sana bağlıymış. Senden sonra bütün herşey gözümde sönükleşti. Sen olmadıktan sonra neye sevinebilirim ki? Beni ne incitebilir ki? En büyük sevincim, en büyük kederim sen idin. Sen yoksan ben de yokum! Bundan sonra beni inciten soruları kime sorayım? Kederimi kiminle bölüşeyim? Dertlerimi kime anlatacağım? Bu yabancılaşanlar mı?

Hatırında mı, ben çocukken bir defa sana “Beni de kendinle götür”, dedim. Hatırlamıyor musun? Ben iyi hatırlıyorum. Altı-yedi yaşlarındaydım. Aynanın önünde durmuş şevkle traş oluyordun. Gençtin, yakışıklıydın. Kadınlar senden hoşlanıyorlardı. Köpüklenen sabun köpüğünü fırça ile yüzüne yaymıştın. “Babacığım nereye gitsen beni de kendinle götürür müsün?“ diye sordum. Sen elindeki usturayı yüzünde gezdirirken, “Benim gittiğim yere çocukları götürmezler”, dedin. Beni kandırdığını biliyordum. Bu defa da beni kandırdın herhalde… Yine gittiğin yere beni götürmedin!

Sensiz sıkılacağımı düşünmedin mi hiç? Elli yaşında olsam da ben senin çocuğunum ya… Biliyorum ki sen bu yazıyı okuyacaksın. Bu yazı herhangi bir şekilde sana ulaşacak veya sana ayan olacak.

Bir kaç gündür dostlarım bilmiyorum niçin, beni teselli ediyorlar. Bana, “üzülme”, diyorlar. Baba sana birşey mi oldu yoksa? Bir yerin ağrıyor mu? Sana kurban olayım, birden birşey olur sana ha, haberim olmaz!

Çocukken hep öleceğinden korkardım. Her gece bu korkuyla ağlaya ağlaya uyurdum. Bu korkumu kimselerle de paylaşmazdım. Sonra güçlü ve sağlıklı olduğunu gördükçe ölümün sana yaklaşamayacağına inandım. Ölüm nedir ki sana birşey yapsın! Sana yakınlaşsa onun başını taşla kırarım.

Bir kaç gündür göremiyorum seni. Bana söylemeden bir yere gitmezdin. Mutlaka bana zahmet vermemek için yürüyüşe çıktın. Telefonuna da ulaşılamıyor. Yokluğunu anlayamıyorum daha. Bir iki güne mutlaka dönersin.

Başım seni aramaya karıştığından elektrik parasını yatırmamışım. Gazın kartını doldursam da sayaca yükleyemedim. Dönünce biliyorum bana kızacaksın. İşlerim de birbirine karıştı. Elim kalem tutmuyor. Bilmiyorum niye, çalışamıyorum da… Önceden de böyleydim. Aklım başımda değil. Her gece telefon açıp hatırlatmasan giriş kapısını kilitlemeyi unutuyorum. Hatai Metrosunun karşısındaki büfenin sahibi dün gazetelerin satılmadığından şikayet etti. “Fikret Hoca’dan başka bu ülkede gazete okuyan adam yokmuş”, diyordu.

Her gece rüyama gelirsin diye düşünüyordum ama gelmiyorsun. Ölümün haberi olur diye ağlamaya da korkuyorum. Şimdi kesin biliyorum nerdesin. Ama sağ olduğunu anladım. Bunu hissediyorum bak…

Elli yıl sana şaka gelmesin. Gözlerimi açtığımdan beri başımın üzerinde seni görmüşüm. Seninle gurur duymuşum. Sana benzemeye çalışmışım. Ne yaptıysam senin için yaptım, biliyor musun?  Sen olmasaydın ne yazı yazardım, ne de televizyonlara çıkardım. Benim bu dönek, yalancı ve meddah insanların içinde ne işim var? Ne yaptıysam senin için yaptım ki benimle gurur duyasın. Dostlarına, “Bu benim oğlumdur”, diyesin…

Sensiz buraların tadı yok babacığım!

Yıkanmış gömleklerin askıda asılmış, toplamalarına izin vermiyorum. Yün ceketini kendim giydim. Kokun ve bedeninin sıcağı vücudumu avutuyor. Döndüğünde çıkarırım. Anam yıkar, giyinirsin. Ertuğrul’un getirdiği güller solsa da hala vazodadırlar. Atılmalarına izin vermiyorum. Onlara baktıkça seni hatırlıyorum. Saatin de çık çıkla çalışıyor. Bastonun kapının yanındadır. Ayakkabıların da…

Yalınayak, başı açık nereye gitmişsin be adam! Üşümez misin? Buhara kalpağın dolapdadır. Kalpağını başına giymemişsin. Annem seni nasıl böyle dışarı bırakmış? Kendi ellerinle raflara dizdiğin kitapların da yerindedirler. Vallahi hiç birine dokunmadım. Her zaman kitaplarını karıştırdığım için beni suçluyordun. Döndüğünde göreceksin, hepsi yerli yerindedir.

Kızım Sevil senin gibi dokundurucu sözler yazmaya başladı. Yazsın mı?

Şimdi Allah bilir nerdesin… Biraz rahatsızdın, onun için endişeliyim. Yanında olsaydım iyi olurdu. Elinden tutup seni yoldan geçirirdim. Oralarda çok da herşeyi inceleme ha! Ne söyleseler “Evet” de… Sinirlenme! Mutlaka oradaki adalet buradaki adaletten farklıdır. Orada hakka hak diyorlar. İyiyi de kötüyü birbirinden ayırırlar. Sen ki temiz, doğru adamsın. Bir böceğin bile kalbini kırmamışsın. Neden korkacaksın ki? Kimseye kötülüğün dokunmadı. Aksine sana hep kötülük yaptılar. Melek gibisin, pak, temiz…

Leman seninle ilgili çok güzel bir yazı yazmış. Gabil Amca’nın oğlu Mahir de…Fikret Goca’nın şiirini okuduğumuzda annem ağlıyor. Biliyor musun senin için o kadar telefon açtılar ki… Seni aramıyorlar diye şikayet ediyordun bak! Seni ne kadar seviyorlarmış babacağım! Biliyor musun, seni görmek için evimize o kadar insan geldi ki… Gözler hep seni aradı. Evde olsaydın mutlaka bir kaç kişi ile şakalaşacaktın. “Burası benim emrimdedir, burda kayda-kanun geçmez”, diyecektin.

fikrettttt
Şair Fikret Sadık

Kaşıklarımız az, sandalyemiz yetersiz… Çoğu insan senin huzurunda ayakta kaldılar.

Aysel sürekli ağlıyor. Ne olduğunu bilmiyorum.

Senin olmadığını düşünemiyorum bile. Sensiz nasıl yaşayacağım?

Son dönemler evden dışarıya çıkmıyordun. Çok zayıflamıştın. Doktorlar, yaşlılıkla ilgilidir, diyorlardı. Arada bir öksürüyordun. Öksürük seni incitiyordu. Annem çoğunlukla senin öksürüğünü benden saklıyordu. Yüreğimin sıkılacağını biliyordu. Her hafta eve doktor getiriyordum. Doktor, fazla yatmanın zararlı olduğunu söylüyordu. Çıkıp yürümeli, gezmeliydin. Sen ise hiç dışarı çıkmadın, gezmedin. Aklına uymayanı yapmazdın. “Nereye gideyim? Artık buralarda benim gezdiğim yerler kalmadı”, diyordun.

Bir kaç hafta önce yemekten de küstün. Ömrümüz boyu peşinden koştuğumuz o zehir zıkkım ekmeği artık yemedin.

Bu kahpe dünyanın oyunu varmış babacığım! Bu dünyada yaşamak için birilerinin ekmeğini elinden zorla almalısın! Sen dürüst adam olduğun için kendi ekmeğini bile sonunda yemedin. Vücut yemekle yaşarmış. Ruhunun büyüklüğüne bakma sen! Karına da yemek gitmeliymiş.

Gittikçe küçülsen de arkamda hep kocaman bir dağ duruyor diye düşünürdüm. Şimdi “gel-git”lerdeyim.

Sen çocuk gibiydin. Herkes seni aldatırdı. Çabuk küserdin, adalete inanırdın. İnsanların insanlığına güvenirdin. Son zamanlar her konuda konuşurdun. Dilin, ahlakın, milli ruhun gittikçe yozlaştığına üzülürdün. Olanlar ve olacaklar seni sarsıtıyordu. Haksız yere babacığım!

Sen beni de kendin gibi hassas büyüttün. Bu insanlar herşeye alışıyorlar. Onlar için olanlar da, olacaklar da iyidir. Bilmiyorum, sen onların dertlerini niye kendine dert ediyordun? Bu sorumluluk sana nerden verilmişti? Sen kendinden daha çok halkını düşünüyordun. Öksürmen de bundandı işte!

O güzel şiirlerin akıllı insanların hâlâ hatırındadır. O güzel yüzünü aksettiren resimlerin de burdadır. Oğlun, kızın, torunların, altmış yıllık yol yoldaşın, karın Sevil Hanım da buradadır. Senin odanda oturmuş seni bekliyorlar. Ben de burdayım. Şaşkınım… Acaba ben de burda mıyım?

Beni kendinle niye götürmedin babacığım?

Sensiz ben bu viranede tek ve tenha ne yapacağım?

58444964_362275264419894_7857239997668130816_n

Orhan FİKRETOĞLU

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: