Daha

Nida Öz yazdı…

para kazanmak.jpg

“Haklı olmak öfkeyi destekler”

Teknolojinin en güzel buluşlarından biri “ağır çekim”dir. İnsan tekinin ya da genellersek doğanın teknik olarak manipüle edilerek yavaş filme alınışıdır ağır çekim. Zamanı kastetmiyorum. Bırakın o nasıl isterse geçip gitsin. Yapacak bir şey yok.

Geçen gün bilgisayarda tek bildiğim, basit bir oyun olan ve arada sırada oynadığım Microsoft‘un Solitaire Collection‘undan “Spide” adlı bir kâğıt oyununu oynamak için aleti açtığımda artık İnternet bağlantısı olmadan oynanmayacağını gördüm. Başlangıcına reklamlar sıkıştırmışlar. Neticede dünya devi de olsa bunları paraya doyurmak olası değil. Eyvallah!

Bir dönem Microsoft‘un oyun konsolu X-Box’un tamir atölyesinde çalıştım. Onardığımız konsolları kontrol etme zorunluluğumuz vardı. İstediğin oyunu alıp aletin iyi çalışıp çalışmadığını kontrol etmemiz gerekiyordu. Bazı arkadaşlarım uzun bir süre test yaparken(?) ben 5-10 dakika oynuyor ve protokolü doldurup depoya teslim ediyordum. Bunu yazmamın nedeni pek sevmem bu tür eğlenceleri(?). Ben hâlâ sokak aralarında oynadığımız miskette, çelik çomakta, topaç çevirmekte kaldım. Kalmayanlar, yani çağa “daha” çok uyanlar da var; eyvallah!

Dedim ya; çok sık oynadığım bir oyun değil. Yine geçen gün dinlenmek (ara) için açtım oyunu. Birtakım değişiklikler. Oyunu yarışmaya dönüştürmüşler. Tamam eskiden de puan veriliyordu. Eskiden de oyun sürecini gösteriyordu. Fakat bu sefer oyunun hızına göre basamak atlıyorsun ve “acemi”, “hevesli” “usta” vs. sıfatı alıyorsun. Yani kendi kendinle yarışmak konumundasın. İlk önceleri -farkına bile varmadan- kaptırmışım kendimi. 

“Aaa, 20 saniye kısa bir sürede bitirdim. Tüh, bir dakika fazla harcadım vs.” derken günün birinde kendimi öyle kaptırmışım ki; oyun bittiğinde terlemiş olduğumu fark ettim. Sonra kendi kendime “manyak mısın sen!” dedim. “Oyun boş vakitleri değerlendirmek, zevk almak, zihin açmak için oynanır.” Ben ise neredeyse kalbimin atışlarını duymaya başladım oynarken. Bizi sağlıklı tutmak için(?) ellerinden ne geliyorsa yaptıklarını fark ettim. Adrenalin iyi bir şeymiş. Onu bile yutturdular; ona da eyvallah!

Evet, sistem her şeyi yarış hâline soktu. Daha iyi, daha güzel, daha yeni, daha süratli… Hep “daha”. Çoğumuz bu “daha”ların içinde boğulduğumuzun farkında bile değiliz. Daha fazla giyim eşyası, daha fazla seyahat, daha fazla yemek, daha hızlı arabalar, daha fazla para…

Bu “daha” olayını kapitalist sistem o kadar güzel allayıp pullamış ki. O kadar doğallaştırmış ki “daha” derken kimse çürüdüğünü, sömürüldüğünün, borç batağına battığının farkında değil. Hiç kimse “daha”nın dipsiz bir bataklık olduğunu, günden güne dibe çekildiğini bilmek istemiyor. Yenileceğini bile bile “lades” oynuyor.

Atları daha hızlı koşturuyorlar artık, köpeklere daha çok şey öğretiyorlar, filleri daha iyi dans ettiriyorlar… “Daha” hızlı yarış arabaları, “daha” hızlı botlar, “daha” hızlı uçaklar… Eyvallah!

medya

Buketler “daha” büyük.
Evler “daha” yüksek.
Vitrinler “daha” şatafatlı.
Mahsul “daha” fazla.
İnsanlar “daha” tahsilli. 
Şehirler “daha” kalabalık.
Meyve sebze daha iri.
Bilgisayarlar “daha” hızlı.
“Daha” teknolojik büyük telefonlar.
“Daha” çok silah, “daha” çok savaş.
“Daha” fazla hastalık, “daha” fazla ilaç.
“Daha” çok köprü, “daha” çok yol.
“Daha çok beyaz kalemle yazan yazar, “daha” az kaliteli kitap.
“Daha” çok aşk, “daha” az sevgi.

Facebook/ İnstegram’da “daha” fazla arkadaş (?).

Ve “daha” çok içi boşaltılmış insan.

Fakat:

“Daha” çok insanlık yok artık. 
“Daha” çok okumak, daha çok yardımlaşmak, “daha” çok sevgi/ saygı…
“Daha” çok doğa dostluğu. 
“Daha” çok hayvan sevgisi…

Her şey “daha” çok ama “daha” az mutlu insanlar. “Daha” denen beyin tümörü yerleştirilmiş/kazınmış beyinlere.

İsviçre‘de otobanlarda en yüksek hız 120 km. Bir de arabalara bakın. 150 beygirlik, 250, 500 beygirlik arabalar. Bu örnek bile “daha”nın beyinlerdeki yerini işaret etmiyor mu size? Göstermeye yetmiyor mu daha beyinsizleştirildiğimizi? Kanımızın emildiğini.

Daha hızlı oyun oynamamız gerek. Kendi kendimizi geçmemiz, yenmemiz gerek. Bir üst mertebeye çıkmamız için daha çok terlememiz, kalbimizin atışları daha hızlı atması gerek. Hırs yapmalı ve en iyi biz olmalıyız. En “daha” olmalıyız!

Yapacak bir şey yok. Yapılabilecek tek şey “daha”yı tersten okumak. Karşınıza Arapçada “bir” demek çıkar. Alın bu “bir”i kendinize bir cümle kurun. Örneğin: “Bir gün her canlı gibi biz de öleceğiz.” Yanımıza alabileceğimiz hiçbir “daha” olmaksızın hem de. Belki birilerini “daha” derine gömmek gerekebilir dünyanın içine ettikleri için. Kokuları yeryüzünü yaşanmaz hâlê getirmemeleri için.

“Günümüzde domuzları mısırla
İnsanları lafla “daha” iyi besliyorlar.

Teknolojinin en güzel buluşlarından biri “ağır çekim”dir. İnsanlar ne yapıp yapıp “daha” yavaş ve “daha” “az”la yaşamayı becerebilmeleri gerekir.

“Yetinme” sözcüğünün lugâtlardan kaldırıldığı günümüzde sizlere “daha” mutlu, ”daha” huzurlu, “daha” sağlıklı günler diliyorum.

nidaaaa
Fotoğraf Normandiya’da bir balıkçı kasabasından. İnsanlar eski olan ne varsa korumuşlar. Tüm sahil boyunca (yaklaşık 350 km.) tek bir yüksek bina göremedim; tek bir AVM. Alış veriş parkları kurmuşlar. Küçük dükkanlar. Nerede toprak varsa bir şeyler ekmişler…

Nida ÖZ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: