İmsak, İftar, Savm: Muhasebe

Gürgün Karaman yazdı…

ramazaz

“İmsak”, Arapça bir kavram olup “m-s-k” kökünden gelir. Tutma, tutum, kendini tutma, kendini kontrol etme anlamlarına gelir. Dini kültürel anlamda ise oruca başlama zamanıdır. “İftar” kavramı da Arapça olup “f-t-r” kökünden gelir ve yarıp çıkma, serbest olma, salıverme, tutan bir şeyden özgürleşme demektir. Yine dini kültürel anlamda imsakla başlayan, gün boyu terk edilen yeme içme durumunun sona ermesini ifade eder. Oruç ibadeti bir bütün olarak yine Arapça bir kelime olan “savm” kavramıyla karşılanır ve bu kavram “yeme, içme, konuşma, yürüme vb.” bir eylemi terk etmek, bunlardan kendini uzaklaştırmak, korumak demektir. Dini bir ibadet olarak, imsakla başlayıp iftarla sona eren ve “orucu bozan durumlar olarak” fıkhi kuralların geçerli olduğu bir ibadettir.

Öncelikle İslam’daki hiçbir ibadet, kült dinler olan kadim hiçbir öğretideki gibi bir tapınma ritüeli değildir. İslam’ın talep ettiği ibadetler bireyi Yüce Yaratıcı karşısında onu bağlayan her şeyden özgürleştirerek sadece O’na kulluk görevini yapmasını vaazeder. Bu ibadetler ilahi olandan insani olana, insani olandan ilahi olana doğru dinamik, hem dikey hem yatay bir ilişkiyi, yaşam tarzını, bireysel ve toplumsal duruşu bağrında taşır.

Oruç ayını müstesna kılan en temel şey, ilahi mesajların bu ayda beşeri alana tenezzül etmiş olmasıdır. Bin aydan daha değerli, Kur’an’ın indiği Kadir Gecesi olan zaman dilimi bu aydadır. Tarihi bilgiler, ilahi mesajların bu ayın son on günü içinde indirildiğini belirtmektedir. Son on gün Ramazan’ın üçte birlik kısmına tekabül eder. Bu ay bir arınma, özgürleşme ayıdır. Öncelikle bireyin kendi içine derin bir yolculuk yaparak onu bu maddi âleme bağlayan en temel şey olan yeme içmeden kendisini alıkoyarak özgürleşmesi gerekir. Maddi dünyada insanı var eden “maddi zorunluluk” dahi bu özgürleşmenin önünde engeldir. Çünkü insan, Mutlak Hakikat açısından bu dünyalı değildir. Bu dünya maddi fenomenler dünyası olup, maddi olan her şeyin belli bir kapasitesi ve sınırları vardır. Oysa insan sonsuzluğa ayarlanmış bir varlıktır. Onu bağlayan hatta bu dünyada var olmasını sağlayan her şey özgürlüğünün önünde engeldir. Bu bağlardan kurtulmak için ilahi mesajlarla arınmak, varoluşun sırrına ermek için ibadetlerle kanat çırparak sonsuzluğa uçması gerekir. İnsafsız, izansız, merhametsiz, bir dünyanın tam orta yerine var oluşun matkabını saplayarak onun içini oyması, deşmesi ve kendisini kuşatan tüm perdeleri yırtıp atması gerekir.

Bu ay, varoluşsal özgürlüğün önündeki her şeye karşı bir gerilim ve protesto ayıdır. Birey, nefsini ve egosunu saptırılmış bu dünyanın ve şeytani olanın tüm ayartmalarından sıyırarak, kapitalist tüketim hazzından kendini söküp atarak ancak bu ibadetin gerçek manasına nüfuz edebilir. Ruhu, ilahi olanın tavında kor ateşle eritip, en sert çekiç darbeleriyle dövmeden çekilen açlık ve susuzluk sadece dinsel psikolojinin tatmininden öte bir anlam ifade etmeyecektir.

itikafff

Resul-i Ekrem’in tüm arayışı, çektiği acılar, ıstıraplar, ruhsal gerilimleri bu ayda zirve yapıp bu evrenin sınırlarını zorladığında, ilahi inayet, ona kayıtsız kalmayarak onun arayışına cevap vermiştir. Onun yaşadığı gerilim, en derinde olan ile en yüksek olan arasındaki bir gerilimdir. Ruhsal sıkışması bedenine, aklına, iradesine ve duygularına öyle bir baskı yapar ki ilahi mesajlar bir ara kesildiğinde kendini uçurumlardan aşağı atmayı bile düşünecek noktaya gelir.  Onun derdi çökmekte olan bir dünyada insanlığı yeniden ayağa kaldırıp ona bir hayat soluğu vermekti. Bunu, soluksuz kalma pahasına yapıyordu. İşte bu ay, hem ona hem de insanlığa son bir fırsatı bahşetti. O yüce insan şeytanın bile üzerine büyük bir cesaretle yürür ve “Benim şeytanım Müslüman oldu.” der.

Bugün için yerle bir edilen şehirler… İnsan mezbahasına dönen bir coğrafya… Vatanlarını terk eden milyonlarca insan, dul, yetim ve öksüz… Onun ümmetini esir alan politik iktidarlar… Hak, hukuk ve adaletin ayaklar altına alındığı beldeler…. Bağdat, Halep, Kabil, Filistin… Hurafe ve hafriyat bataklığına dönmüş bir coğrafyada eğer ilahi mesajların takipçisi olduğunu iddia eden bir coğrafyada Cebrail’in kanat seslerinden şimşekler çakıp önümüzü aydınlatmıyorsa, her şey bir hiçtir. Bu yıkımın muhasebesinin yapılmadığı bir ay, salt bir tapınmadan ibaret kült bir ibadet ayıdır. Eğer tuttuğumuz oruçlar Mona Lisa’nın tablosunu 450 milyon dolara satın alıp onun karşısına geçerek sarhoş olup Yemen’de çoluk çocuk katleden Suud diktatörlüğünü protesto etmek değilse, Şiilik adı altında Pers faşizminin paramiliter katillerinin yüzüne tükürmek değilse, Gazze’deki dünyanın açık hava hapishanesinin gardiyanlığını yapan Sisi Firavunluğunu Kızıldeniz’de boğmak değilse… Ya bizler yanlış bir dine inanıyoruz ya da -haşa- bu din yanlış bir coğrafya ve toplumlara inmiştir. Kendi emperyalist ve kapitalist yaşam tarzlarını, batı emperyalizmi, modernizmi, kapitalizmi, Haçlılar, Yahudiler vs. ile manipüle ederek tüm ideal, özlem ve beklentilerimizi her seferinde bunlara havale ederek kendi rantlarını devşiren başımızdaki politik, ekonomik, medyatik vs. seçkinlerin maskesini düşürmeden onlar her zaman tüm geleneğimizi, mirasımızı, kutsallarımızı bizlere afyon olarak sunmaya devam edeceklerdir.

Ramazan, aç-susuz kalma ayı değil bir muhasebe ayıdır. Eğer Müslüman olarak kalmak istiyorsak bu ayı en derinden tüm yaşamımızın muhasebe ayı olarak idrak etmemiz gerekiyor. Hak, hukuk, adalet, özgürlük, merhamet ve kardeşlik ideallerimizi yaşamak ve yaşatmak istiyorsak kendi geleneğimizi köklerinden sökerek bu ayda yeniden dikmemiz gerekiyor. Ama acı gerçek şu ki, bugün için Müslümanlar olarak tüm geleneğimizi, entelektüel mirasımızı, kutsallarımızı bir teoloji torbasına doldurup iyi bir araba ve iyi bir daireye tahvil etmiş haldeyiz. Büyük bir kapatılmaya, sömürüye, açlık ve sefalete; zulüm ve adaletsizliğe mahkûm edilen bu hal nerden geldi başımıza diyenlere Kur’an “Başınıza gelen her musibet kendi yapıp ettikleriniz yüzündendir; kaldı ki Allah birçoğunu da bağışlar.” (Şura 30) demektedir. Bu Allah’ın bilgisi dâhilinde olan bir durumdur. Onun bilgisi dâhilinde olan bir şeyi konuşmak gaybı taşlamaktan öte bir anlam ifade etmez. Bizim muhasebemiz bu minval üzere olmak kaydıyla “Bunca yıkım ve yıkıma karşı olan kayıtsızlık sonunda bağışlanmayı talep etmek O’nun huzurunda ahlaki midir?” sorusudur.

“Ramazan bir arınma ayıdır.” İlkesinin idraki, ancak onun hayata tekabül eden tüm boyutlarıyla ele alınacağı bir muhasebe sürecinin yaşanmasıyla tecelli eder. Gerisi edebiyat, hurafe, mistik hezeyanlar, kült inançlar, dinsel psikolojik duygulanımlardan ibaret olacaktır.

Bu ramazanın, hepimiz için bir muhasebe ayı olması temennisiyle…

            ramazan

Gürgün KARAMAN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: