Saltanatın Din Eğitimi-Dinsiz Devletin Din Eğitimi

Sinan Çuluk yazdı…

eosmanlı.jpg

Kadir Mısıroğlu öldü gitti ama hempaları(omuzdaşları) onun kaldığı yerden devam edeceklerdir. Bunlar mütemadiyen şeriatı kaldırdı, medreseleri kapattı, din mefhumunu hayattan sildi diyerek Cumhuriyet rejimine olur olmaz yerde hakaretler yağdırıp duruyorlar. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti din eğitimine Osmanlının kat kat üstünde önem vermiştir. Hemen cehalet sopasını kaldırıp üzerime yürüyeceklere haber vereyim, desteksiz atmıyorum. Birazcık Osmanlı tarihi okuyana gerçek ayan beyan açıktır. Cumhuriyet devrinin başlarında Osmanlı bakiyesinde doğru dürüst eğitim verecek hoca çok çok azdı. Osmanlı yetiştirmemiş ne yapsın cumhuriyet. Yetişenlerin de büyük bir kısmı hurafeci, cehalet içinde adamlar. Biraz iyileri de daha Kuva-yı Milliye hatta Abdülhamid zamanından beri özgürlüğün düşmanı, saltanatın şakşakçısı. Eser miktarı kalanları da cumhuriyet yanında yer aldılar zaten ama o kadarıyla ne eğitim yapılabildi, ne de din hizmetlerine ağırlık verilebildi. Ancak zamanla bilhassa 1950’den bugüne kadar verilen dinî eğitimi ne Selçuklu ne de Osmanlı devrinde bu topraklar görmemiştir.

Uzun Osmanlı asırlarında bütün uğraşılara rağmen konar göçer kitlenin az bir kısmı  iskan edilebilmiş. On dokuzuncu yüzyılda konar göçer kitle yanında şehirli nüfustan çok fazlası köylerde yaşıyor. Kasaba ve büyük şehirlerde bir miktar ilkel binalar mevcut olsa da birçok yerleşim biriminde okul dediğin basit bir damdan ibaret mescitlerde hizmet veriyor. Müstakil sıbyan mektepleri çok az.  Devlet eliyle okul açılması, maaşını devletin verdiği öğretmen yetiştirilmesi ancak Tanzimat sonrasında ilkokulun mecbur tutulmasıyla söz konusu olmuş. Klasik dönemde devletin bu görevini vakıflar üstlenmiş, öğretmenleri vakıflar tayin edip, ücretlerini de ödüyorlar. 

Zaten toplumun büyük bir kısmı okumaya ihtiyaç hissetmiyor. Kırsal ekonomi devrinde bir çocuğun sıbyan mektebine gitmesi işgücü kaybıdır. Analar babalar çocuklarını tarlada, tokatta, hayvan sürmede çalıştırıyor. Okumayı isteyenler için de öğrencileri okutabilecek kalitede hoca yok. Bulabildikleri biraz mürekkep yalamışlarını rahlenin başına geçiriveriyorlar. Bunlar da en fazla Kur’an okumayı öğretiyorlar. Biraz kabiliyetlileri hatim indirebiliyor. Bir vâkıf tarafından kurulmamış sıbyan mektebi veya mescitlerde tam nüsha bir Kur’an bile yok. Yazma bir Kur’an o devir için hazine değerinde. En fazla yaygın olan metinler Yasin, Tebareke, Amme cüzleri

Bu ilk seviye okulları bitirenlerin çoğunun harekesiz eski yazıyı okuyabildiklerini sanmayın. O seviye bir üst sayılıyor. Eski metinleri okuyabilenler dikkat etmiştir mutlaka. Muhammediye, Envaru’l-Aşıkin, Mevlid, Hamzaname, Kan Kalesi vb. gibi halkın rağbet ettiği kitapların hem yazmaları hem de basmaları harekelidir. Bu okullarda harekesiz eski yazı okutulmuyor. Okumayı sökenler zaten yazı yazmayı öğrenemiyor. Birçok köyde yazı yazabilen insan yok. 19. yüzyılın memur sicilleri olan Sicill-i Ahval Defterlerinde bu durum gözüküyor. Bazı memurların eğitim durumu bahsinde “okur ama yazar değildir” ibareleri var.  

Anadolu’nun eski halinde Aleviliğin yaygın olduğu bölgeler var.  Çoğu yerde camiyi bırakın mescit bile yok. Sünni köyler de aynı şekilde. Bazı durumlarda mezhebi engeller söz konusu olsa da köylerde Cuma namazı kılınamıyor çünkü camileri yok.  III. Selim devrinden itibaren hızlanan, II. Mahmud‘un yaygınlaştırdığı bir operasyonla köylerdeki mescitlere minber konularak camiye çevriliyorlar ve sultan tarafından tayin edilmiş bir hatibin hutbe okuyabilmesine imkan sağlanıyor. Bu çabalar da dinî olmaktan ziyade Osmanlı hakimiyetinin o yerleşim birimlerine hissettirilmesinden ibarettir. Hatipler devletin sesi olsalar da maaşları yine bir vakıftan ödenmektedir. 

Anadolu medreselerinin çoğu 16. ve 17. yüzyıllarda suhte isyanlarına yatak olduğundan eğitim zincirinin dışında kalmış. Konya, Bursa, Edirne, İstanbul medreseleri biraz sistemli olsa da sadece dini ilim denilen çoğunlukla Arapça gramer ve edebiyat eğitiminden başka bir müfredatı olmamakla çağının çok gerisinde. O yüzdendir ki Küçük Kaynarca Anlaşmasından sonra mağlubiyetleri biraz dizginleyebilmek, pozitif bilim eksikliğini giderebilmek adına Mühendishanelere önem verildi. 

Bu uzun bahsin sonuna Arşivden bir belgeyi sunuyorum ki payitahtın burnunun dibindeki Bursa‘da bir kısım ahalinin din bilgisi ve pratiği ne seviyedeymiş görülsün. Bizzat Şeyhülislam Cemaleddin Efendi‘nin imzasını taşıyan belgeyi ben uydurmadım.

bursa.jpg
Bursa

II. Abdülhamit Devrinde Bursa’nın Dağ Yöresi Eğitim Durumu Ve İslam Algısına Dair Gözlemler ve Tedbirler

Bursa’nın Orhaneli İlçesi Osmanlı devrinde Atranos ismiyle de anılır. Buralara tesadüfen gelen bir hocanın gözlemleri Sultan İkinci Abdülhamid’e yansıtılır. Onun emriyle Şeyhülislam Cemaleddin Efendi ile Meşihat Müsteşarı Raşid Efendi’nin kaleme aldıkları bu muhtırada günümüze ışık tutan bir hayli malzeme mevcuttur. 

İstanbul’un burnunun dibindeki kültür ve ilim merkezi Bursa’nın 192 köyü cehalet içindeymiş. Okul ve ulema yok…. Ahali dinden, kadınlar tesettürden habersiz. Belki de haberleri var ama uygulamaları böyle. Daha epey ince noktası da var. 

BAB-I FETVA
DAİRE-İ MEŞİHAT

[1]Hüdavendigar Vilayeti’nde Atranos kazasıyla civarındaki yüz doksan iki karyenin ahalisi kâmilen Müslim olduğu halde oralarda ulema ve mektep bulunmadığından nâşi ahali-i merkume âdâb-ı diniyyeden ve taife-i nisa [2] tesettürden mahrum oldukları vâsıl-ı sem’-i âlî olarak o havalide lüzumu kadar mekatib tesis ve inşası Maarif Nezareti’ne emr u ferman buyurulmuş olmasıyla ulum-ı diniye talimi içün ne yapılmak lazım gelir ise [3] ol babda bir muhtıra tanzim ve takdim olunması hakkında bi’l-vasıta şeref-yâb-ı telakkisi olduğumuz irade-i isabet-âde-i hazret-i hilafet-penahi hükm-i münifine imtisalen keyfiyet bi’l-etraf teemmül ve mülahaza edildi.

[4]Malum-ı âlî buyurulduğu üzre talebe-i ulûmun şuhûr-ı selasede taşra azimetleri esasen bu maksada hâdim olmağla beraber vaktiyle merkez-i ulûm olan bir hayli kasabâtın yetiştirdiği ulema ve anların talebesi dahi memleketleri [5]havalisindeki kurâyı devr ile ahalisine zaruriyat-ı diniyyeyi talim edegelmişler iken refte refte taşra ulemasına nedret ârız olduğu gibi şuhûr-ı selâsede Dersaadet’den taşra giden talebe-i ulûm dahi [6] Memalik-i Şahane’nin vüs’atine nazaran mertebe-i kifayede olmayıp gittikleri mahallerde ikametleri dahi müddet-i kalileye maksur olduğundan bu babda esaslı bir tedbir ittihazı mertebe-i vücuba gelmiş [7] ve kaza-i mezkurda mekatib-i ibtidaiye tesisi hakkında şeref-sünuh ve sudur buyurulan irade-i seniyye-i cenab-ı cihan-bani ayn-ı keramet ve isabet ve esasen temin-i maksada hâdim bir düstur-ı hikmet [8] bulunmuş olduğundan nezaret-i iadesince bu babda cidden ve acilen sarf-ı himem ve mesai olunmakla beraber ahali-i merkumeye akaid-i diniye ve ihtiyacat-ı mezhebiyyelerini talim için saye-i muvaffakiyet-vaye-i hazret-i [9] padişahide el-yevm makarr-ı ilm olan Bursa ve Konya şehirlerinde mevcut ulemadan ve onlar kifayet etmediği halde Dersaadet’ten münasipleri intihab ve tayin olunmak üzere evvel-i emirde mahallince [10] ashab-ı vukuf ve hamiyetten mürekkeb bir komisyon teşkil olunarak zikrolunan yüz doksan iki karyenin münasebat-ı mevkiiyyeleri ve hane ve nüfuslarının adedi itibarıyla kaç daireye [11] inkısamı kabil ise mezkur komisyonca tayin ve tavzih ve her bir daire dâhilindeki kuraya mahsus olarak senenin lâ-akall altı mahı zarfında her karyeyi devr ile ahalinin sıgar u kibarına [12] feraiz-i diniye ve şeair-i İslamiyye’yi telkîn ve mekatibin tesisinde dahi ulum-ı diniye tedrisatını teftiş etmek üzere kaç hocaya ihtiyaç görünür ve bu vazifeyi hakkıyla ifa edecek [13] ne kadar zevat bulunur ise isimleriyle bunlara şehri ne mikdar maaş verilmek lazım geleceği beyan ve tasrih edildikten sonra buraca da ifa-yı mukteziyyatı ve çünkü payitaht-ı saltanat-ı seniyyeye [14] karib bir vilayet halkı böyle zülam-ı cehl içinde bulunur ise vilayat-ı baide sekenesinin ahvali daha ziyade dikkate şayan olduğundan devletçe oralara da atf-ı nazar-ı himmet ve inayet [15] buyurulmak lazım geleceği gibi vilayat-ı şahane uhde-i kifayet ve dirayetlerine mevdu’ olan valiler bulundukları vilayetin husûl-i mamuriyet ve sekenesinin maddi ve manevi temin-i saadet ve refahiyyetine [16] delalet edecek esbab ve vesaili daima derpiş-i mülahaza ederek icab-ı vakte ve memleketin ihtiyac ve istitaatine göre lazımü’l-ittihaz olan tedabire cidden tevessül ve lede’l-hace [17] mukteziyyat-ı keyfiyetle mütalaalarını merkez-i saltanat-ı seniyyeye arz etmeleri vacibât-ı umurdan olmasıyla vülat-ı müşarunileyhimin işte bu dekayıka arif ve vezaif-i mevdualarınca asar-ı fiiliye iraesine kadir [18] ashab-ı hamiyet ve diyanetten olmalarının bilhassa nazar-ı itinada tutulmasını lüzumu hasbe’l-ubudiye maruzdur.

Şeyhülislam Mehmed Cemaleddin
Müsteşar-ı Meşihat Raşid

ATRANOS AHALİSİNE DİNİ BİLGİLER satır numaralı

Sinan ÇULUK

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: