Ve Dışarıda Delikanlı Bir Bahar

Sevda Sezer Gülle hatırlattı: Şair Ahmed Arif’in 28. ölüm yıl dönümü…

aaaaaa

Rüya, bütün çektiğimiz.
Rüya kahrım, rüya zindan.
Nasıl da yılları buldu
Bir mısra boyu maceram.
Bilmezler nasıl aradık birbirimizi,
Bilmezler nasıl sevdik,
İki yitik hasret, İki parça can.

Sus, kimseler duymasın
Duymasın, ölürem ha.

Kahrın kader, hüznün hayat, özlemin alın yazısı olduğu bir coğrafyadayız… Sonsuz bir arayıştır sevda da aşk da… En çok da bulduğumuz anda yitirdiğimiz.. Bulmak ve yitirmektir kader burada en çok da…

Özge şairler acıyı söyler buralarda en fazla, kavuşamamayı… Derdi söyler, yoksulluğu, çığırır…

Ahmed Arif en sahicisinden, en derininden söyler Anadolu’nun şiirini. Yaşadığı coğrafyaya karşı duyarlılığını en üst perdeden dillendirir. Kaynağı, menbaı halktır, Doğu Anadolu’nun köyleridir, İç Anadolu’nun kurak topraklarıdır, Güneydoğu’dur… Halktan aldığı sesini zulümlere, haksızlıklara rağmen hiç susturmamış. En asilinden isyanı söylemiş, duygunun en rafine halinde sevdayı…. Lirik, epik, koçaklama şiir biçimlerini kusursuz bir kurguyla kullanarak özgün, tutkulu, müthiş ezgili şiirlerin yazarı Ahmed Arif 28 yıl önce ayrıldı aramızdan. şiirleriyle herdem dipdiri bir gönül adamı olarak zihnimizde. Bugün ölüm yıldönümü…

Ahmed Arif deyince aklımıza hemen adaşı Ahmet Kaya gelir. Onun şiirlerini şarkılaştıran ve şiirlerin ruhuna halel getirmeden söyleyen Ahmet Kaya… Kahir ekseriyet Onu en çok Ahmet Kaya şarkılarından bilir. Bir de Ruhum dediğiği Leyla’sına mektuplarından. Evet, büyük aşklar yaşarız, kara sevdalar… Kimseler duymadın, kimseler bilmeden… Dağ gibi adamlar, mangal yürekler gelir bir sevdannın kapısına ve bütün zırhlardan, silahlardan soyunur. Çırılçıplak bir yürek… Ne çok şey anlatır suskunluğumuz, ne çok manalar taşır cümlelerimiz. Aslında  konuştuğumuzdan daha çok konuşmadıklarımız var bizim, konuşamadıklarımız… Ahmed Arif içini Leyli’sine mektuplarla açar içini. İçindeki korları… Leylim diyordu Arif, Leylim Ley…

ahmerrrr
“Nemsin be ?
Sevgili, dost, yâr, arkadaş… Hepsi. En çok da en ilk de Leyla‘sın bana. Bir umudum, dünya gözüm, dikili ağacımsın. Uçan kuşum, akan suyumsun. Seni anlatabilmek seni. Ben cehennem çarklarından kurtuldum, üşüyorum kapama gözlerini…”

Çok şey söyler mektuplar… Leyla‘nın sağlığında yayınlanmayan mektuplar ölümünden iki yıl sonra ailelerin onayı ile yayınlanır. Okuyanlar bilir ki, bu tek kişilik bir sevdadır. “Dostumdu” der Leyla ardından başka da bir şey demez. Kim bilir? Ahmed Arif bilmesine rağmen yine de aşkından vazgeçmez.

“Leylim,
Merhaba canım. Mektubun gecikti gene. Belki de ne yazacağını kestiremiyorsun. Oysa adını yazman yeter. Görünce içim aydınlanıyor. Yüzüme şavk geliyor.”

Acıda yitip gitmek bir kadere sahip Arif‘in mektupları sürgünlerin, baskıların, işkencelerin, zindanlardaki soğukluğun dile gelmesidir ayn zamanda. Değdiği yüreği paramparça eden hüznün ve sevadanın da dile gelmesi…

Ahmed Arif  dağları söyler. yüce dağları, karlı dağları, asi dağları… Upuzun bir ağıttır aslında Onun şiiri. Anadolu’ya yakılmış ağıt… Boyun eğmeyen, teslimiyetçi olmayan, mücadeleci aynı zamanda umudun şiiridir. Boynumuza asılmış hamaylı gibidir. İçinde direnmenin, umudun şifreleri… Börtü böceğin, kurdun kuşun dile gelmesidir aynı zamanda. Karanfil kokusunda memleketi koklamak…

“Haberin var mı taş duvar?
Demir kapı, kör pencere,
Yastığım, ranzam, zincirim,
Uğrunda ölümlere gidip geldiğim
Zulamdaki mahzun resim.
Görüşmecim yeşil soğan göndermiş
Karanfil kokuyor cıgaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin..”

 Leyla’ya Mektuplar  arı duru, berrak, yalansız , hesapsız bir sevdanın, dostluğun kanat çırptığı bir gökyüzü gibidir. mahpuslukta yol arkadaşıdır, ranza dostu, birlikte voltsa atılan yoldaştır… zor zamanlarda Leyli can dostudur, kıyıdır, sığınılan liman… 

Leylam, merhametsiz ömrüm. Sarıl bana. Seni beraberimde götürüyorum zindana. Artık üşümüyor korkmuyorum. Öperim canım.”

ssss

“Gitmek,
Gözlerinde gitmek sürgüne
Yatmak,
Gözlerinde yatmak zindanı.
Gözlerin hani ? “

Hasretinden Prangalar eskittim…  Ahmed Arif‘in tek şiir kitabı. Ve defalarca basımı yapıldı. 60 kadar… Bir de kendi duygulu sesinden şiirlerini okuduğu kaseti var. Acıdan, hüzünden, umutttan, felsefeden, tarihten, coğrafyadan damıtarak yazar şiirlerini. Öyle ki:  “Ben şiirleri çok bekletirim. Mesela şimdi yirmi yıldır hiç dokunmadığım şiir var. Öyle kalsın. Damıtılsın. Bir yere takılmışımdır. Oraya layık, oraya yakışan bir bölüm oluncaya kadar beklesin. Çünkü başı sonu iyi,arada bir yer sıradan, esnaf işi olmasınBen, buna çok saygı duyarım.”

Maviye
Maviye çalar gözlerin….

Bu iki mısra var ya, belki bir on yıl değil, daha fazla, çok daha fazla bekledi.”

Belki de bundandır ömrüne sadece bir şiir kitabı sığdırmasının ve bizlerin de bu kitabı baş ucu yapmasının sebebi.

Yıllar önce Diyarbakır‘da doğup, bizlere sevdanın, dağların, hasretin, sürgünlerin, haksızlıkların ve umudun şiirlerini yazan, günde 4 paket Bafra sigarası içtiği halde dumanını sevmeyen bir Anadolu ozanı geçti aramızdan.

Ruhu şad olsun.

Terketmedi sevdan beni, 
Aç kaldım, susuz kaldım, 
Hayın, karanlıktı gece, 
Can garip, can suskun, 
Can paramparça. 
Ve ellerim, kelepçede, 
Tütünsüz uykusuz kaldım, 
Terketmedi sevdan beni…

Sevda Sezer GÜLLE

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: