‘Hibrit Hikâyeler’den ‘Metropol Mücahidi’ne Hibrit Hikâye

Emre Bozkuş yazdı…

hibritHibrit Hikâye kavramı, okurla yazarın müşterek yazımıyla ortaya çıkan hikâyelere verilen genel isim olarak tarif edilebilir. Gereksiz, hantal anlatımların yerine çağının hızına uygun ve gerekli ölçüde ihtiyaç duyulanı veren bir metin olarak Hibrit Hikâye, Hasan Boynukara hocamın dile getirdiği gibi edebiyatı değiştirmesi kuvvetle muhtemel bir kuram. Sosyal medyanın önemini iyi gören yazar, hikâyelerinde artık okura da yazar kadar yer verip aslında metinlerin ne denli interaktif bir alt yapıya sahip olduğunu da kanıtlıyor. Tıpkı Google’ın yeni oyun sistemi Stadia gibi.  Hibrit metnin öncülüğünü yine Hasan Boynukara Hibrit Hikâyeler ile yaptı ve kesinlikle Şeriativari bir edayla birilerinin rahatını kaçırdı. Ardından Mustafa Everdi üstadımın iki adet eseri geldi. Bugünün konusu da eserlerden en son neşredileni Metropol Mücahidi.

Metropol Mücahidi Bilge Kültür Sanat etiketiyle yayımlanan ve Mustafa Everdi‘nin âdeta okuruna şölen yaşattığı bir kitap. İçerisinde yazara ait on ve bir adet de nazire hikâye olmak üzere on bir adet hikâye bulunmakta. Muhafazakâr kesimden bir ailenin özellikle de anne ile babanın hayatlarına ve yaşam anlayışlarına tanıklık ediyoruz. Esved, kara bahtına çare bulamamış ama hayattan da umudunu kesmemiş güzel bir insan. Esnaflık yapan Esved, ait olduğu ya da olduğunu hissettiği sosyal sınıfın içerisinde bir seyyah edasıyla gezinen ve âlim sedasıyla konuşan modern çağ dervişi. Bahriye ise coşkun ve sert dalgalarıyla Esved‘e kök söktüren, bununla da yetinmeyerek, bakışlarıyla Bizantinist alevler yaktıran dominant bir kadın; adeta Magdalalı Meryem. Aralarındaki güç savaşı öylesine güzel ki, Esved‘in haline tercüman olmak için ağlamacı kadın tutsak bile yetmez sanıyorum.

metropol.jpg

Spoiler vermeden kitabı anlatmak gerekirse. Mustafa Everdi‘nin zekâsı ve kelimelere hükmü inanılmaz. Dile öylesine hâkim ki kelimeleri senfoni yöneten bir şef misali nizama sokuyor ve her enstrüman, her nota sırasını şaşırmadan olay örgüsünü incelikle işliyor. Böylesine muktedir bir kalem, yazdıklarıyla binlerce yıl önce Homeros‘un tahtında oturabilirdi. Şehrazat‘ın Şehnamesi tarihe karışabilirdi. Belki bu sözler kitaptan habersiz insanlara abartılı gelebilir ama dilin yozlaşarak çürümeye terk edildiği bir çağda dilin böylesine maharetle sayfalar arasında raks ettiğini görmek için okumuyor muyuz zaten? Hikayelerde incelikli ve easter egg demek için bile ihtiyatlı okumak gereken mizahi ögeler çarpıcı. Hangi sıradan hikayeci “İlham gelmiş tarihselci” tabiriyle mizah yapar başka? İşin tatlı kısmını bırakıp, acı kısmına da değinmek isterim. Yazarın karaktere özgürlük alanı vermesi gereken yerlerde, Esved‘in iplere takılarak dolaşması ne yazık ki olumsuz bir durum. Buna neyin sebep olduğu tartışılır ama belki de aslında karakterin bizatihi kendisinin yaşamakta olduğu özsansür durumu da müsebbip olarak düşünülebilir.

Velhasıl, görseldeki üç adet kitapla birlikte hikâyecilik yeni bir yola girmiş oldu kanımca. Hasan Boynukara ve Mustafa Everdi biz hikâyeci namzetlerinin öncüleridirler ve sağolsunlar. Söylenmeyen veyahut başka bir deyişle söylenmesi menfaati sekteye uğratan sözleri adeta birilerinin kulağının dibinde bağırarak Sokrates’e selam verdiler. Hiçbir şey bilmiyoruz fakat bilmediğimiz ne varsa birlikte öğrenmeye var mısınız?

hhhhh

Emre BOZKUŞ 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: