Jürgen Habermas ve Modernite

Mustafa Küçükhüseyinoğlu yazdı…

hhhhh.jpg

Benim için Jacques Derrida zamanımızın en etkileyici ve
dahiyane filozofudur; Jürgen Habermas ise sosyal açıdan en
faydalı olanı, bu demek sosyal demokratik siyaset için en fazla
çaba harcayanı.

I see Jacques Derrida as the most intriguing and ingenious
of contemporary philosophers, and Jürgen Habermas as the
most socially usefull – the one who does the most for social
democratic politics.
Richard Rorty

Dünyaya/dünyayı akılla/akıllı bakana/göreni, dünya da
akılla/akıllı bakar/görür.

Wer die Welt vernünftig ansieht, den sieht auch sie vernünftig
an.
Friedrich Hegel

Uçurumun içine uzun uzun bakarsan eğer, uçurum da [uzun
uzun] senin içine bakar.

Und wenn du lange in einen Abgrund blickst, blickt der
Abgrund auch in dich hinein.
Friedrich Nietzsche

I

Jürgen Habermas‘ı otuz yıl önce Alman entelektüel hayatındaki en önde gelen figür olarak tanıtıyordu okurlarına Thomas McCarthy (The Critical Theory of Jurgen Habermas, 1988). Bu durumda aradan geçen süre zarfında değişen herhangi bir şey olmadı. Bugün de birçokları, hatta çok fazlaları için Jürgen Habermas Almanya’nın yaşayan en önemli filozofu olmanın yanı sıra Avrupa’nın en önde gelen kamusal entelektüellerinden biridir. Sosyal bilimler alanında yerinde müdahalelerle katılmadığı ve katıldığı tartışmaları ağırlıklı ve yön verici olarak belirlemediği bir alan yoktur neredeyse. Bütün bu entelektüel çaba ve daha fazlasıyla birlikte haklı olarak praeceptor germaniae olarak anılan Jürgen Habermas, ilerleyen yaşına rağmen zihinsel sermayesini insanın hizmetine sunmaya devam ediyor. Tabii ki, şimdilik yaklaşık yetmiş yıllık bir zamanı içine alan bu süreç tek taraflı bir süreç olmaktan çok karşılıklı etkileşim bağlamında diyalektik bir yol alma üzerinden Jürgen Habermas‘ı da değiştirmiş ve dönüştürmüştür. Felsefi duruşuna karşı gelişen en eşik altı tehlikeleri dahi vaktinde ve yerinde sezerek aynılarına karşı müdahalede gecikmeyen Jürgen Habermas, düşünmesinin, biraz önce de belirttiğim gibi, diyalektik yapısı gereği, dolayısıyla öğrenmeye istekli ve açık olmasından dolayı, öncesinde dikkate almadığı ve hatta göz ardı ettiği bir çok argümanı, faydalı olabileceği düşüncesiyle, sonrasında üstlenip düşünmesine entegre etmekte hiç bir zaman zorlanmamış, dolayısıyla ufkunu sürekli açık tutmuş ve genişletmesini bilmiştir.

II

Jürgen Habermas‘ın düşünmesini ilk gününden bugüne değin modernite projesinin savunuculuğu altında bir araya toplayabiliriz. En başından itibaren, öyle ya da böyle, aynısı onun düşünmesi içerisinde bir şekilde yer almış ve vazgeçilmez bir proje olarak baş göstermiştir. Tabii ki, söz konusu projeye bir bütün olarak eşlik eden sorunların ve aynısının yaşadığı sapmaların, dolayısıyla çıkmazların farkındadır Jürgen Habermas, fakat bu farkındalık kendisinde aynısından kurtulmaya olmaktan çok, söz konusu sorun, sapma ve çıkmazlardan ders çıkartarak aynısını kurtarmaya yönelik bir çabaya dönüşmüştür. Dolayısıyla modernite Jürgen Habermas için başarısızlıkla sonuçlanmış bir proje olmaktan çok, eksik kalmış ve tamamlanmayı bekleyen bir projedir de aynı zamanda. Somutlaştırmak gerekirse; ilk olarak Friedrich Hegel tarafından fark edilen ve sorulan ve geçen zaman içerisinde ve bugün dahi öneminden ve şiddetinden hiçbir şey kaybetmeyen sorudur Jürgen Habermas için önemli olan. Bu demek, modernite kendisini acaba ve nasıl, sorun, sapma ve çıkmazlarını hesaba katarsak, kendi saçından tutup kendisini içerisine sürüklediği bataklıktan çıkartabilecek midir, dolayısıyla çıkartacaktır? Biraz daha somutlaştırmak gerekirse; modernite acaba ve nasıl, kendisini gelenekten çözüp kopardıktan sonra, kendi içerisinde ve kendi içerisindenkendisi için bir meşruiyet zemini, dolayısıyla bir meşruiyet türetebilecek midir, dolayısıyla türetecektir? Yoksa bu bağlamda kendi dışından bir desteğe ihtiyaç mı vardır? Jürgen Habermas için durum tam da bundan ibarettir. Nitekim modernite’nin bu noktada bu sorunla başa çıkabilmesi için sahip olduğu tek enstrüman, seküler akıl yani, bu sorunun çözümünde bir başına bir katkı sağlayacak, dolayısıyla aynısıyla bir başına başa çıkacak durumda değildir artık ona göre.

hd

III

Ahlaki dil oyununa katılmak isteyen herkes, belirli bazı
pragmatik ön şartları kabul etmek zorundadır. Ahlaki yargıda
bulunan ve davranan özneler birbirlerine karşılıklı olarak
hesapedebilirlilik izafe ederler, birbirlerinde özerk bir yaşam
yaşayabilme yeteneğini var sayarlar ve birbirlerinden
dayanışma ve eşit saygı beklerler.

“Wer am moralischen Sprachspiel teilnehmen will, muss sich
nämlich auf bestimmte pragmatische Voraussetzungen
einlassen. Moralisch urteilende und handelnde Subjekte
unterstellen sich gegenseitig Zurechnungsfähigkeit, sie
schreiben sich und anderen die Fähigkeit zu, ein autonomes
Leben zu führen, und erwarten von einander Solidarität und
gleiche Achtung.”
Jürgen Habermas

Hegel modernite’nin kazanımlarını üç kavramla dile getiriyor. Bu kavramlar yukarda verdiğim alıntıda Habermas‘ın dile getirdiği diğer üç kavramla örtüşürler. Bu demek Hegel‘in modernite’nin kazanımları olarak öne çıkardığı Ben-beni-bilme (Selbstbewusstsein), Ben-beni-belirleme (Selbstbestimmung) ve Ben-beni-gerçekleştirme (Selbstverwirklichung), Habermas tarafından Hesap(ede/edile)bilirlilik (Zurechnungsfähigkeit), Özerklik (Autonomie) ve Dayanışma ve Eşitsayılırlık (Solidarität und gleiche Achtung) olarak dışa vurulur. Söz konusu kavramların Hegel bağlamında yansıttıkları şekliyle ve modernite çerçevesinde mesele, bireyin ilk olarak kendi farkına varması, ardından farkına vardığı kendisi ile ilgili her türlü kararları kendi sorumluluğunda bilmesi ve son olarak kendi varoluşunun tasarlanması ve tasarlanan söz konusu varoluşun gerçekleştirilmesi  çerçevesinde kendi seçimlerini yine kendisi olarak son nokta itibarıyla öne çıkartıp tartışmaya kapalı kılmasıdır. Son tahlilde kendi sorumluluğunu bütünüyle kendisinin üstlenmesi, dolayısıyla özgür olması demektir diyebiliriz öyleyse. Nitekim Immanuel Kant‘ın ifade ettiği şekliyle söylersek, her Yapmalıyım Yapabilirim’i içinde taşır (Sollen impliziert Können). Bu demek, geleneklerin
eriyerek, dolayısıyla eritilerek bir sürekli revizyona, yani gözden geçirilmeye tabii tutulmaları bireye artan bir yansıtma gücü üzerinden sağlam bir ben bilinci kazandırmıştır. Ardından ahlaki ve hukuki zeminde sağlanan eşitlikçi ve bireyselci evrensellik, kendi farkına varan bireyin söz konusu çerçeve içerisinde kendi üzerinde tek otorite olmasını gerekli kılmış ve son olarak kendisini git gidedaha da zorunlu kılan soyut bir ben olma dayatması, kendi kendini gerçekleştirme zorunluluğunu getirmiştir beraberinde. Modernitenin bu şekilde ve temelde bireysel özgürlük üzerinde yükseldiğini söylersek, söz konusu bireysel özgürlüğün hayat bulma alanlarını da şu şekilde belirleyebiliriz; özel hukuk çerçevesindeemniyet altına alınmış ve bireye kendi tercihlerini rasyonel bir şekilde takip etme imkânı veren 1toplum; siyasi irade oluşumunda temelde eşitçe etkin ve belirleyici olma imkanı sunan 2) devlet; ahlaki özerklik ve kendini gerçekleştirmeyi mümkün kılan 3) özel ve toplumun ürettiği ve yansıtılmış olan bilgi ve kültürün üstlenebilir olma imkanı üzerinden bireysel oluşuma, dolayısıyla gerçekleşmeye alan açan 4) kamu.

IV

Habermas‘a göre söz konusu süreçte bireyin Bourgeois, Citoyen ve Homme olarak var olduğu bu farklı alanlar gittikçe birbirlerinden uzaklaşarak kendindelik elde ederler. Haliyle, son derece kökleşmiş ve birey üzerinde baskın ve yoğun bir otorite icra eden köklü bağımlılıklardan kurtulmayı, dolayısıyla aynılarından özgürleşmeyi mümkün kılan bu süreç, aynı zamanda soyutlaşma, bu demek ahlaki bir yaşam bütünlüğünden kopmayı, dolayısıyla aynısına yabancılaşmayı da getirir beraberinde. Önceleri bu yaşam bütünlüğünün garantörlüğünü yapan, bu demek söz konusu bütünlüğü bir arada tutan, dolayısıyla, bizden bir kelimeyle, aynısının imamesi olan din, aydınlanma süreci sonucunda söz konusu işlevi yerine getiremez hale gelir çünkü. Habermas için gelinen bu noktadan geri dönmek mümkün değildir artık. Nitekim aydınlanma süreçleri geri dönülemez, aslında döndürülemez süreçlerdirler, bu demek öğrenilenler unutulamaz, sadece göz ardı edilebilir, özgürlükler bırakılamaz, sadece kısıtlanabilir ya da yok sayılabilirler. Mümkün olan aydınlanmanın çıkmazlarını daha radikal bir aydınlanmayla, bu demek, yine bizden bir ifadeyle, çivi çiviyi söker diyerek, aşmaya çalışmak olabilir sadece. Bu noktada Hegel ve öğrencilerinin bütün umutlarını dinin eriyen birleştirici, bu demek bir arada tutucu gücünün akıl tarafında icra edilebilmesini mümkün kılan bir aydınlanma diyalektiğine bağladıklarını görüyoruz. Ortada duran Hegel için akıl mutlak Geist’ın kendisini bulup bilmesinden, bu demek, kelimenin her anlamıyla, kendisine gelmesinden, sol taraftakiler için üretim üzerinden dışsallaştırılmış, fakat aynı zamanda ve aynısıyla birlikte gasp edilmiş özsel güçlerin sahiplenilmesinden, diğer taraftakiler için ise kaçınılmaz olan söz konusu parçalanmanın, param parça olmanın ötesinde hatırlatıcı tazmininden ibarettir.

1493999665353.jpg

V

Friedrich Nietzsche’nin sahneye çıkmasıyla birlikte (Postmodernite) argümentasyon kökten değişiyor fakat. Bir ilk adımda ben bilinci üzerinden kendisiyle barış, ardından kurtarıcı sahiplenme ve son olarak da tazmin edici hatıra olarak şekil alan, dolayısıyla tasarlanan akıl, bununla birlikte dinin birleştiriciliği bağlamında aynısının yerine geçerek modernite’nin zorunlu olarak beraberinde getirdiği parçalanmaları ortadan kaldırmaya çalışmış, fakat her seferinde başarısız olmuştu. Nietzsche için iki alternatif söz konusu olabilirdi bu durumda ancak: ya yeniden aklı içsel bir  eleştiriye tabii tutacak ve biraz öncekilere yeni bir şey daha ekleyecek, ya da projeyi tamamen terk edecekti. Nietzsche ikinci yolu seçti. Sokrates ve İsa; ilki felsefi düşüncenin başlatıcısı, ikincisi kilise tek tanrıcılığının kurucusu. Bu ikisiyle birlikte mitosun çözülmesi, dolayısıyla erimesi de başlamıştı diyebiliriz. Arkaik yaşamın son bulması ve mitosun erimesiyle başlayan söz konusu bu rasyonalizasyon sürecinin son dönemini oluşturan modernite, geldiğimiz bu noktada, bu demek Nietzsche’yle birlikte tarih içerisindeki özel konumunu kaybediyor artık ve Nietzsche tarihsel akıl merdivenini kullanarak yukarıya çıktıktan sonra aynısını atarak yeniden mitosta, aklın ötesinde, aklın öte tarafında yere iniyordu. Modern zaman bilincinin her tür geriye dönüşe kapalı olduğunu düşünürsek, öte tarafta, bu demek aklın öte tarafında yere inmek, Nietzsche için mitik geçmişin sadece geleceğin ufkunda canlandırılabilir olduğu anlamına gelebilirdi sadece. Ve bu ütopik duruş, gelecek, ya da gelmekte olan Allah’a yoğunlaşan bu tutum, Nietzsche’yi köklere dönme, bu demek back to the roots propagandası yapan reaksiyonerlerden uzaklaştırıyordu haliyle. Ve Nietzsche modern bilinci inkâr etmeyip radikalleştirdiği için, modern sanatı modernite’yi geleceğin ufkunda arkaik olanla buluşturan tek mümkün medya olarak düşünebiliyordu.

VI

Daha önce de kısaca değindiğim gibi, içine düştüğü çıkmazlardan çıkabilmek için modernite’nin dinin anlam üretme gücüne ihtiyaç duyduğunu söylüyor Habermas. Tercüme faaliyeti önemli ve gerekli olan Habermas için, bu demek dinin anlam potansiyellerinin seküler bir dile aktarılarak üretilmeleri ve ardından aklın kullanımına sunulmaları yani. Haddizatında radikal dincilik Habermas için, söz konusu tercüme faaliyetine direnmekten başka bir şey değildir zaten. Fakat dine bu şekilde yaklaşım dinin akıl tarafından hizmete alınması olarak algılanmamalı Habermas’a göre. Akıl da din de kendi sınırlarına azami derecede dikkat etmeli ve biri bir diğerinin alanına müdaheleden uzak durmalı. 

Bu bağlamda söz konusu tercüme faaliyetine Habermastan iki örnek vererek bitirmek istiyorum yazıyı:

‘Musa 1,27:” Allah insanı kendi suretinde yaratmıştır, Allah’ın suretinde yaratmıştır
onu.« Sevgi olan Allah’ın Adem ve Havva ile birlikte kendisine benzeyen özgür özler
yarattığına inanmak gerekmiyor onun suretinde yaratılmışlığın ne anlama geldiğini
anlamak için. Sevgi karşılıklı bilinip kabul edilmek olmaksızın olmaz. [Bu demek], bu
insan suretinde karşıda duranın kendisinin de özgür olması gerekir Allah’ın
kendisine yönelişine karşılık verebilmesi için.

“Mose 1,27: »Gott schuf den Menschen ihm zum Bilde, zum Bilde Gottes schuf er
ihn.« Dass der Gott, der die Liebe ist, in Adam und Eva freie Wesen schafft, die ihm
gleichen, muss man nicht glauben, um zu verstehen, was mit Ebenbildlichkeit
gemeint ist. Liebe kann es ohne gegenseitige Anerkennung nicht geben. Dieses
Gegenüber in Menschengestalt muss seinerseits frei sein, um die Zuwendung Gottes
erwidern zu können.”

Kıyamet gününde her birimiz tek tek ve temsil edilemez olarak dünyevi makam ve
malların koruması olmadan yargısının adil olduğundan şüphe duymadığımız ve tam
da bu yüzden affına muhtaç olduğumuz yargılayıcı bir Allah’ın huzuruna çıkacağız.
Karıştırılması mümkün olmayan ve hesabının bire bir verilmesi gereken hayat
hikayeleri bağlamında hepimiz, birimiz diğerimiz ardından, eşit muamele
bekleyebiliriz/umabiliriz. Kıyamet gününün bu şekil soyutlanışından aynı zamanda 
anayasamızın evrensel temellerinin üzerinde yükseldiği bireysellik ve eşitlik bağlamı
kaynaklanmıştır, her ne kadar aynısı insan yargı gücünün yanılabilirliği çerçevesinde
şekil almış olsa da.

“Am jüngsten Tage tritt […] jeder von uns einzeln und unvertretbar, ohne den Schutz
weltlicher Würden und Güter, vor das Angesicht eines richtenden Gottes, auf dessen
Gnade wir gerade deshalb angewiesen sind, weil wir an der Gerechtigkeit seines
Urteils nicht zweifeln. In Ansehung der Unverwechselbarkeit einer jeweils selber zu
verantwortenden Lebensgeschichte dürfen alle, einer nach dem anderen, gleiche
Behandlung erwarten. Aus dieser Abstraktion des Jüngsten Gerichtes ist auch jener
begriffliche Zusammenhang von Individualität und Gleichheit hervorgegangen, auf
den sich noch die universalistischen Grundsätze unsere Verfassung stützen, auch
wenn diese auf die Fallibilität des menschlichen Urteilsvermögen zugeschnitten
sind.”

jjjjjjj

 

Mustafa KÜÇÜKHÜSEYİNOĞLU

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: