Sessizlik Kulesi

Mustafa Everdi yazdı…

Kitaplar mı Kitap mı?

Enis Batur gibi on bir yabancı dilde yirmi beş, Türkçede yüz yirmiyi aşkın kitabıyla edebiyatımızın en verimli yazarları arasında yer almak mı daha kalıcı kılar insanı yoksa Ercan Kesal gibi bir Peri Gazozu yazmakla mı?

enis batur
Enis Batur

Elbet bu iki yazarı kıyaslamak değil meramım; yarıştırmak da.  Entelektüel ve evrensel bir aydın Enis Batur. Birikimi kültürümüze çok önemli dergiler ve tercüme eserler kazandırdı. Telif eserler de. Belki çokluğundan belki bu ülkenin bozkırından aşina öykülerle çıkıp gelmediği için sizi sarsan ve mıh gibi zihninize çakılan bir eserini hatırlamıyoruz. Enis Batur bir icmal; otopsi. Ercan Kesal bir kesit; biyopsi. Anadolu’nun güzelliğini teşhir eden. Belki bir isyan.  Enis Batur; bale, tango ve flamenko; Ercan Kesal sürmeli, karşılama, teke zortlatması, misket…

Bu topraklara belki de itiraz (isyan da olabilir) daha çok yakışıyor veya bizim ruhumuz daha çok sarsılıyor onun öyküleriyle. Sitemin, dokundurmanın ve yarayı deşmenin cerahati… Peri Gazozu’ndaki öykülerde başkaları yaralanıyor ama Ercan Kesal kanıyor.

Karadeniz’de olsanız bir yanı yeşil, bir yanı mavi; güzellikleri ve denizden hemen sonra yükselen dağları ile engebeli, zor bir coğrafya… Burada düşmeden, yaralanmadan bir adım atmak bile başarı insan için. Sarp dağlarda yürümek, hırçın Karadeniz’de boğulmamak özel bir çaba ve yetenek gerektirir. Bu nedenle Karadeniz ahalisi çevik olmak zorunda, anında karar verip adım atma becerisi pratik bir zekâ geliştirmesine yol açıyor.

Yeşilin ve mavinin yani tabiatın güzelliği içinde cenneti yaşamaktan düşünmeye, tefekküre zaman bulamaz Karadenizli. Bu bir yandan öfke eşiğini düşük tutarken diğer yandan içinde bir güzellik inşa etmesi gerekmiyor. Belki bundan Karadeniz’de evliya, düşünür/filozof bulunmasa da icat/yenilik/buluş yapanlar çıkması coğrafyanın bir ikramı.

Geniş bozkır; yazın çok sıcak, kışın çok soğuk. Bu nedenle duygular ve düşünceler keskin ifade edilir Orta Anadolu’da. Denge, ilm-i siyaset düşünülmez. Hakikat perdeye ihtiyaç duymaz, temas eldiven kaldırmaz.

“Akbabaların ölüleri yediği kulenin adı: Sessizlik Kulesi.  Türkiye’yi koca bir ‘Sessizlik Kulesi’ yaptık en sonunda… Ölülerimizi zalimler yesin diye inşa ettiğimiz bir kule artık ülkemiz. Saklanıp bir şeylerin arkasına, dilsiz rahipler gibi bakıyoruz ölülerimize.” diyor Peri Gazozu’nda.

Karasevdaya düşülür, İç Anadolu’da. Türkü yakılır, düğünde ağlanır, cenazede helva dağıtılır. Önünde hiç bir engel olmayınca uzun yürüyüşler yapmaya, bu yürüyüşlerde içinde bir güzellik inşa etmeye mahkûm insan. Yoksa bozkır herkesi kendine benzetir, bozar ve çürütür. Buna karşı direnebilmek tefekkürle mümkün, muhakeme yapmakla.  Belki bundandır büyük evliyaların, türbelerin genellikle İç Anadolu’da olması. Onun için Ercan Kesal; Neşet‘in, ceketi çıkardıktan sonra söylediği türküler, ahir ömrümün en güzel sesleridir.” diyor. Bir yanı ağıt olsa da türkülerimizin bir yönü isyana imada bulunur.

ercan kesal
Ercan Kesal

Kitaptan Filme Metaformoz Değişim

Rus roman ve hikâyelerini okuduğunuzda en karanlık tiplerde bile bir sevimlilik vardır. Rusya’nın gizli gücünü sergileyen, o Rus’un ruh dünyasına girersiniz. Anlarsınız. Katil, üçkâğıtçı, tembel olmasına rağmen sevimli bir yan bulursunuz.

Birini anlamak, hem ona nüfuz edecek kadar yaklaşmayı, hem de onun zaaf ve çarpık yönlerine bulaşmayacak kadar uzak durmayı birlikte becerecek “ikili yönelim”i gerektirir. Niçe(Nietzsche), “asil ruhlar utandırmaz”, der. Sanat bu kıvamı yakalayabilmeyi başarırsa yüksek sanat olabilir. Yoksa bir halkı hor görerek sanat değil ideolojik yobazlığa kurban edersiniz.

Bir Zamanlar Anadolu’da, Peri Gazozundan ilhamla çekilirken, bu filmle ilgili tartışmalardan Kış Uykusu filmi doğmuştur. Ercan Kesal’ın Evvel Zaman, kitabından seziyoruz bunu.

Bir Zamanlar Anadolu’da filmini seyredince, bagajdaki ölünün yanına kavun zulalayan Arap Ali’de olduğu gibi bütün insanlarda itici, aşağılık bir şeyler hissedersiniz. Kış Uykusu filminde, cam kıran çocuk, Nejat İşler’in oynadığı karakter tek boyutlu hep. imam daha bir felaket. Yalaka, çıkarcı, uzlaşma için eğilip bükülmekten çekinmeyen. Hayatta her şeye rastlanılır elbette, böyle imamlara da. Fakat imama “kadın terliği” giydirirseniz ip kopar orada. Asil ruhlar utandırmaz, demiştik paragrafa girişte. Utandırmadan eksiği, patolojik kusurları sergileyebilirse film(eser) sanat olur.

Nuri Bilge Ceylan filmleri Anadolu insanını anlamaya fırsat bulamaz. Filmlerinde resmigeçit yapan insanlara, karakterlere sevimlilikten vazgeçtik, bu kadar da olmaz diyecek kadar pespaye bulursunuz. Sanki Anadolu’da incelik, irfan, hikmet bulunmaz, sosyal ilişkilere yansımaz ve halkın sahih/iyi bir yanı yok. Ezikliğini telafi eden çıkarcı bir yalakalıktan başka.

Kış Uykusu Zihnimizde

Kış Uykusu filmi, Çehov’dan esintiler Tarkovski’den ilhamlar ve Beyaz Türkleri eleştiren bir film diye takdim edilse de; batıdan ödüller alsa da insanımıza o bildik şablondan bakmayı sürdüren bir film. Üstelik İmam Hamdi tiplemesi hepsinin üstüne tüy dikiyor.

Bu filme soldan, Avrupa’dan, aydınlara özgü bir yalıtılmışlıktan baksanız bile, Türkiye insanına dair gerçek bir sahne göremezsiniz. Üstelik bugün birbirini tanıyan bütün kesimlerin entelektüel birikimine uygun olmadığını da sezersiniz. Normalleşen bir ülkede karşıt kesimlerin birbirine bakışındaki önyargıları/engelleri ortadan kaldıramadığını acıyla izlersiniz.

kış uykusu

Film bütünüyle insanımıza yabancı bir dilden konuşuyor. Özellikle Türkiye’nin Horasan harcının yoğunlaştığı İç Anadolu insanına yönelik çarpıtma, her sahnede gözümüze batacak kadar yoğun. Bahçede gezinen kamera her bir eşyanın dağınık, düzensiz ve insanı rahatsız edecek şekilde süprüntülerle dolu başıbozukluğunda bunu anlatır. Evlerimiz güzelleşti, her aile insanca yaşanacak konutlara kavuştu. Değişen Türkiye kasabalara kadar TOKİ konutları (mimari sorunları ihmal ederek) ile parmağını basınca sıcak sular akan doğalgaz ile tanıştı. Film bunlardan habersiz. Kapadokya turizm geliri ile ortalamanın üstünde hayat standardına sahip bölgemiz. Ama Kış Uykusu’nda 1940’ları imleyen bir uçurum sezdirilir. Zengin mütegalibe ile halk arasında.

Aydın, şartları eleştirir tabii, insanları da. Ancak insanda umut veren bir cevhere atıf yaparak. İnsanımızı eleştiren bir dilden mil Kış Uykusu’nun anlatımı? Tartışmalı. Özellikle İmam Hamdi tiplemesinde din adamlarının ve dindarların yılışık, çıkarcı bir karakter olarak ortaya konması müslümanlara bel altından ağır bir saldırıdır. Her tercih kendisini ele verir.  Böyle insanlar imamlar yok mu elbette hayatta rastlanabilir, bir vakıa ve insanlık durumudur. Filmde ise tiksindirici bir insanlıktan çıkış karakterine dönüşüyor.

Halkımız kiracı, hizmetçi, hep alan, yardım edilen, hizmetçi filmde. Bu devirler çoktan değişti ama yönetmen farkında değil. Nasıl edindikleri şüpheli taşınmaz malikleri, köşkler kasırlar sahipleri, dindar olmadığı halde din hakkında ahkâm kesmeyi sürdürenler ya veren ya kendisinden bir şey istenen konumda. Halkımız onlara ya hizmet eder, ya dalkavukluk. Konumları onlardan üstün değil hele, sahip oldukları kültürel ve entelektüel donanım ortalıkta hiç yok.

Bu yaklaşımla bulaşık makinesinde kristalleri yıkayan temizlikçiye yönelik “bunun kırılacağını bilmez mi?” sorusu bütünüyle insanımızı aşağılamaya ve son zamanlarda kabuk değiştiren, estetik ve kültürel eksiklikleri olsa da; gelir seviyesi yükselen, zenginleşme sürecindeki insanların kültürsüzlüğüne yönelik bir temennidir. Sürekli yerlerde sürünen kibirlerinden doğan muhayyel bir halk inşası ile karşı karşıyayız.

Daha ne kadar kıracağız kibirlerini, burunlarını daha ne zamana kadar sürteceğiz, Anadolu’daki değişimi anlayabilmeleri için. Bu kadar bel altından vuran, gerçekleri ters çeviren, yetersiz, entelektüel derinlikten uzak bir yaklaşım sürekli yenilgilerinin hem sebebi hem sonucudur beyaz Türklerin. Fransa ve Almanya desteğini sağlamak için belki de Nuri Bilge Ceylan ülkeden umut veren bir kareye, geleceğe dair bir umuda yervermeyecek.

Halkımız (yani kafası kalın, eğitimi kıt ve fakat muhayyilesi geniş halkımız) onlara rağmen var ve kokusunu her yere bulaştıracak. Ve onların kristal vazolarını ne pahasına olursa olsun kırmaya devam edecek.

Cumhuriyet dönemi boyunca mahrumiyete, yoksullaşmaya, kamu bütçelerinde yok sayılmaya mahkûm edilen bu halk, 80 senede onların ulaştığı yerden daha yüksek bir yerde, daha estetik ve etik bir yerden seslenmesi muhtemel belki de.

Halk bugün onların kristal bardaklarını kıracak; çocukları yarın kültürel iktidarlarını…

peri gazozu

Peri Gazozu da Kurban

Filme karşılık Peri Gazozu içerden insani bir yaklaşıma sahip. Ercan Kesal, insanımızın asil ruhunu anlatan olaylarla sürdürüyor kitabını. Halkımız, doktorun ilaç yazmasına “oyulgadığı çok güzel bir yorgan”la; kimi “misafire karşı gönderdiği ikram dolu tepsi” ile “gündüz silah çekip kendisini tehdit eden Selami’nin akşam Şehir Kulübünde masasına davet ederken gösterdiği engin saygısında” görüyoruz bunu.

Nasipse Adayız kitabında ise Figen’in boşanmış kocasında. Çevresindeki erkeklerden farkını ortaya koyan kocayı anlattığı yerde Ercan Kesal da Anadolu’dan yana tavır alıyor. Yerinin bilincinde. Geldiği yerlerin şekillendirdiği kişiliğinin. Kitaplarını karşı tarafta görmeden bir içselleşme ve benimseme içinde okuyabiliyoruz.

Ercan Kesal’ın da handikapları var. Peri Gazozunda  -özellikle ideolojik ölümlerle ilgili yerlerde- yükselen merhamet söylemi her yeni öyküde yükselecek ve ideolojik temanın tonunu artırmak zorunda kalacak. Seçtiği yöntemden kaynaklanan bir handikap. Ancak bozkırdan yükselen bir feryat olduğu kesin ve bu topraklara ait acılardan yoğrulmuş bir yumak. Çözmeye çalıştıkça acılar, ölümler, çaresizlikler sökün edip geliyor. Sona da ermiyor ne yazık ki.

Bu handikapın farkında olmalı ki Nasipse Adayız farklı bir üslup ve yaklaşımla yazılmış. İronik bir dil, güldüren bir hüzün ve ağlatan bir mizah yazarın edebî  gücünü sergileyen bir esere hayat vermiş.

Türkiye’de mahalli seçim sürecinin, aday adaylarını silkeleme, parasını cebellezi etme anlamına geldiğini, insanın “kör nokta”sını açığa çıkaran bir gaza getirildiğini ironik bir dille anlatıyor. Kitap o kadar güzel ve akıcı bir üslupla sürüyor ki devam etsin istiyorsunuz. İçinizdeki kör noktaların farkına vararak.

Sadece sonunda bir sürpriz yok. Milano’ya gitme arzusu ve boşanmış bir eşle kahvaltıyla teselli bulmak zorunda okurlar.

Hayat devam ediyor yani, Peri Gazozu’ndan Nasipse Adayız’a. Yalnızlığımızda çoğalarak ve yükselerek. Anadolu’nun ruhuna nüfuz eden biyopsilerle. İnsanımızı Kesal’da okurken daha bir sever, Anadolu’nun engin kültür ve hoşgörüsüne hayran olursunuz.

Enis Batur’un sunduğu evrensel kültürle yüzleşebilecek bir Anadolu zenginliğinin donanımı ile özgüvenle, göğsünüze bastırırsınız Ercan Kesal’ın kitaplarını. Bir an önce kitapla başbaşa kalıp okumak için.

ercan kesal kitap.jpg

Mustafa EVERDİ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: