Zaaflar İnsan İçin

Fatma Yılmaz Göybulak yazdı…

zafff

İnsan: Tek başına pek çok şey ifade edebilen nadir kelimelerden. O yüzden de tek bir tanımı yok. Aristo, insan için toplumsal hayvan tanımını yapmış örneğin. Darwin, memeli hayvanlar grubuna koymuş insanı, biyolojik özelliklerini baz almış sadece.  İslam ise “eşref-i mahlûkat” sıfatını vererek yaratılmışlar arasında en yüksek mertebeyi vermiş ona. Dağların kabul etmekte zorlandığı “sorumluluk emanetini” yüklenecek potansiyele sahip olduğu gerekçesiyle, Yaratıcı insana kendi ruhundan bile üflemiş. Pozitivist bir zihin için bu çok tuhaf gelebilir ancak biz Müslümanlar için, bu, hayata anlam katan bir hakikattir. 

Peki eşref-i mahlûkat olan insan hatalardan/kusurlardan münezzeh midir? Elbette değildir. Yaratılmıştır çünkü. Mükemmel değildir.  

Dünyaya fırlatıldığı ilk andan itibaren insan, seçimlerle hayatını idame ettirir. Ve her seçimi onu doğruya, güzele ,iyiye, merhamete, adalete götürmeyebilir. Tam da bu yüzden  kendisini “beladan” koruyacak, onun şerefli bir varlık olarak yol almasını sağlayacak bir anlam arayışının içine girer. Bu arayış içerisinde dinlerle ve felsefeyle tanışır. Ya da içine doğduğu kültürgenetiğin kodları ile hareket eder. Taklit yöntemini kullanır. Sanıldığının aksine seçimlerinde hiç de özgür değildir. Farkında ya da değil, pek çok farklı dinamiklerle kuşatılmıştır çünkü. Ancak yine de tüm bu kuşatılmışlığa rağmen, yaşamımızın rengini belirlemek bize kalmıştır. Zira, hayat dediğimiz şey  tercihlerimizin bir toplamıdır. Ve her bir tercih, sonuçları itibariyle yolculuğumuzun istikametini ve kalitesini belirler.  

Toplumda belli bir saygınlığa sahip insanların özellikle pek çok kişinin sevgisini, saygısını, güvenini kazanmış olanlarından beklentiler daha fazladır. Tercihleri sadece kendilerini ilgilendirmez. Bu, onlara kutsiyet atfetmekten başka bir şeydir aslında. Onların da insan olduğunu, hata yapabileceklerini bilirsiniz ama “o kadarını da yapmaz, yapamaz, yapmamalı” dediğiniz bazı davranış kalıpları vardır.Özellikle ahlâki kodlarla taban tabana zıt yapılmış tercihler,  böylesine saygın kişiliğe sahip olanların üzerinde adeta sırıtır, hiç ama hiç yakışmaz.  

Hasan El-Benna’nın torunu, Oxford İlahiyat Fakültesinde profesör, filozof ve yazar Tarık Ramazan, yukarıdaki tanıma uyan bir isimdir. Düsünceleri, kitapları, makaleleri, konferanslarıyla kendisini yakından takip eden insanların gönlünde taht kurmayı başarabilmiştir. Ancak maalesef geçen yıl yapmış olduğu bir  “tercih” sonucu, sevenlerini büyük bir hayal kırıklığına uğratmıştır. Suçlamaları ilk etapta kabul etmemesine rağmen, delillerin ortaya çıkmasıyla birlikte iki kadına (bir tanesi bedensel özürlü, diğeri feminist aktivist) tecavüz suçunu kabul etmek zorunda kalmıştır.  

Bu durumda verebileceğimiz iki tepki var:

Birincisi; “Hayır, bu bir iftiradır, Müslümanlara oynanan bir oyundur, Batı’nın komplosudur.” deyip delilleri ve Ramazan’ın itirafını da komplonun bir parçası olarak görerek “kol kırılır yen içinde kalır” anlayışına meyletmek..  

İkincisi ise; “Hata yapmak insana mahsustur. Tarık Ramazan da bir insandır. O halde onun da hata yapması normaldir” deyip, bunun sebepleri üzerinde zihin yormak.  

Biz ikinci tepkiyi vermekten yanayız. Çünkü, problemlere çözüm odaklı yaklaşmayı önemsiyoruz. Bu noktada aklımıza ilk gelen kavram “nefs terbiyesi” oluyor. Belki de problemlerimizin kaynağında nefs terbiyesine gereken önemi vermiyor olmamız yatıyor.  

Modernite ile birlikte, akılcılık ve pozitivist düşünme şekli, davranışlarımıza yön vermeye başladı. Entelektüel düzeyde dîni terimleri anlama çabasını öncelerken, bu terimleri hayata yansıtmayı başaramadık. Bu, gönül dünyamızı “aç bırakmamızla” sonuçlandı. Ve böylelikle, ahlâkımızı ve vicdanımızı, Şeytan’ın “çoğunu yoldan çıkaracağım” ahdine yenik düşecek duruma getirdik ne yazık ki.  

Netice-i kelam; maalesef Tarık Ramazan nefsine yenik düştü ve böyle bir girdabın içine yuvarlandı. Ancak unutmamamız gereken bir hakikat var ki; her birimiz böyle bir yenilgiye mâruz kalma ihtimali taşıyoruz. Cevaplanması gereken soruları şöyle sıralayabiliriz o halde: Nefsimizle yani kendimizle ne kadar barışığız? Kendimizi ne kadar tanıyoruz? Zaaflarımızın, güçlü yönlerimizin ne kadar farkındayız? Her yönden daha iyi bir insan olmak için neler yapıyoruz? Sorular çoğaltılabilir. Ve her bir soruya verilecek cevap kişiye göre değişecektir.  

Fatma Yılmaz GÖYBULAK

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: