Sonsuzluk ve İyi Gelenler

Suna Kızılırmak yazdı…

Bir şeyler diyeceğim, demek istiyorum… Özellikle kadınlarımız, hemcinslerim için fakat insanı ilgilendiren şeyler bunlar… Sustuklarımdan sızan kadarını yazmaya çalışacağım biraz, acılarımdan, yaralarımdan biraz…

Bir seferlik bir ömür şu aldığımız yaşamak bu dünyada. Bildiğim kitap inmiş dinlerin hepsinde dünyadaki varlığımız sonrasında bir hayata yani ‘sonsuzluk’ dediğimiz bir yaşama inancı var çoğumuzun, insan çoğumuzun. Hayvan, bitki, ağaç ya da başka alemlerin bu inanışa sahip olduklarını düşünmüyorum çünkü ‘idrak’ yani erişme, kavuşma, dün bugün muhasebesi yapma, akletme ve anlayış mertebesi insana has diye düşünüyorum. Böyle değilse de yanılıyorsam da bunun derdinde değilim. Dertlenecek ne çok şey varken…

Her ne ise ne ve bir defalık hem de ‘her koyunun kendi bacağından asılacağı’ hadisesini benimsemişlik bendeki. Ahirete iman ve inanç iyi bir şey mi bilmiyorum. Bunu sorguluyorum bazen… Oraya mı kalmalı her hesap diye. İnsan canını yakanın canını yakmalı mı? Böyle olursa daha da yaşanılmaz kılmaz mıyız buraları? Kan davası gibi sokaklarda birbirini vuran, bıçaklayan, tecavüz eden, intikami hislerle merhameti kalbinden sıyırıp atmış insanlara dönüşmek iyi bir şey olabilir mi hiç? ‘Güzellik’ adına ne kalır ceza verme, had bildirme insanın elinde oldukça? Birileri hep masum kalmalı! Birileri hep mazlum kalmalı! Yoksa neslimize kıyamet sabrı bilmeyen toplumlarda daha pis, daha rezil, daha acı olarak gelir dayanır.

‘Burda nasıl yaşıyorsak orası da aynıymış’ derdi büyükler dünyadaki gibiyse eğer isyan da ediyor kabul etmek de istemiyorum ama ahiret inancı direnmek için gereklidir insana. Umuttur bu! Dayanmaktır! Misal; Eksik uzunlarıyla doğmuş biri orada yeniden tastamam yaratılacağına inanır ve buna inanmak iyi gelir… Dünyada fakirlikle ömrünü geçirip harama bulaşmadan alın teriyle dosdoğru yaşayanın cennette zenginlikle bollukla karşılaşacağına inanması ona iyi gelir… Zalim bir babanın, kocanın, erkek egemenliğinin boyunduruğu altında kalmış sindirilmiş korkutulmuş güçsüz kadına yaşadığı eziyeti çekmek bile ‘bitecek’ ve ‘cezasız kalmayacak‘a olan inancıyla ahiret düşüncesi hep iyi gelir… İyi gelir işte..

Dünyada neden yoksunsan, neden eksiksen, neyi umup isteyip de kavuşamamışsan bir mükafatı olacağına inanmak insana sabrı ve umudu fısıldar durur. Ki biz kutsal kitaplarımızdan öğrendik bu umudu. Ordan duyduk dinledik ve baş, göz, cân, ömür üstüne dedik. İyi gelir… Gelsin de. Yoksa dayanılası değil. Yoksa kimse tutunmayı bilmez hayata, asılmaz kıyısından köşesinden ya öldürür -öldürülene kadar- ya da bir bir intihar ederdi insanlar. Duta, vişneye, kiraza uzandığın ağaçlarda ayakları yere değmeden boynunda ilmekle, dili dışarda cesetlerimiz yenmeyen meyveler olarak sallanırlar yoksa.

Ben de bu umutla buralara, bu dünyaya dayananlardanım. İyi geliyor çünkü..! Bencillik de edemem ama! Hoşnut olmadığım ne çok şeye, sahip olmak isteyen ne çok insan var, vardır, biliyorum. Şükürlerimi böyle böyle buldum ben. Ama şımarmadım, fırsat bilmedim, üstten bakmadım, yapmadım, yapmazdım bunu, yapamazdım çünkü. Sunulanı yaşamak düştü payıma, kapı önüne bağlanmış bir köpek gibi. Yal kabım altından olmuş, içine et konulmuş, barınağım iyiymiş, çulum eski püskü değilmiş belki ama bir zincirle boğazında yaşamaya mahkum edilmişliğin hakikatini değiştiremezmiş hiçbir şey. Ya da kafesine süsler püsler ziller boncuklar takılsa ne ki bu, kuşun kafesini süslemekten başka? Bana kalsa, kalsaydı bana ağzında çamur taşıyıp bir duvar köşesine emek emek yuvasını kuran kırlangıç olmak isterdim mesela…

Tırnağıyla dişiyle kerpiçten bir ev diken, ‘kurbana şu beslediğimiz koyunlardan satarsak evimizin sıvasını boyasını yaptıracağız’ derken gözleri ışıl ışıl bakan, beklemeyi ve umudu böylesi yaşayan bir köylü kadın gibi onurlu değilimdir belki de… Ama yine de, ama her zaman özellikle siz hemcinslerim o boynunuzdaki zincirin uzatılması, çıkarılması yahut kafesin kapısının açılması için asla ve asla hiçbir şeyinizi satmayın! Varsın acıtsın, varsın kanatsın, sıksın ama yalvarmayın! Oyun oynamayın! Yalandan gülüşler, öpüşlerle kandırmayın!

Başını dik tut ama asla, asla hiçbir şeyini satma! Dedim ya varsın o zincir acıtsın, varsın etin kemiğin kalbin acısın! Aldatma ne kendini ne karşındakini! Dünyada öylece ve ansızın bırakıp gideceğın maddi değeri olan şeyler için haysiyetinden cayma! Nasılsa bir seferlik bir ömür bu, nasılsa bitecek, nasılsa geçecek ve umut bu dünyalı değil! Sonsuzluk inancı iyi gelecek tüm yaralarına.

‘Ne de olsa kışın sonu bahardır’ unutma! Gelgelelim beylere, erkeklere… Gelelim de ortada ‘erkek’ çok ama ‘adam’ yok denecek kadar az! O erkekler ki paralarının köpeği olmuş kadın eti peşinde itler sadece! Makam, mevki, nâm, edepsizlik, üstten bakış, herşeyi ben bilirim ukalalığı, paramla hersey satın alırım sanmışlığı, bildiğin hanzo, kıro, cahil, dili dışarda, öğrenmeyen, sorgulamayan, bir ân durup canı canlıyı kainatı insanı hakikati düşünmeyen aramayan boş kafalılar..

Kuru canıyla, imanıyla, inancıyla, umuduyla, hayalleriyle, sabrıyla dağ gibi duran adamlara ve de o sonsuzluk inancıyla yaralarını saran kadınlara selam olsun.

Suna KIZILIRMAK

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: