Hani Gül Derecektik?

Mustafa Everdi yazdı…

Bir ışık dolacaktı odamıza, nur yağacaktı sokağımıza, gül mevsiminin iklimi şehrimize, şehrayinler ülkemize. Yarasalar geldi, mevcut karanlığın çağrısına. Bahçelerimize dolacak güller, mezarlarımıza kondu. Genç yaşta, hayatın, tenin ve başarının teması yerine kurşunlara, gazete baskılarına, televizyon ışıklarına zemin oldu vücudumuz ve felç oldu idrakimiz.

Biz bir hiç uğruna öldük Allah’ım ve dinozorlar egemen oldu dünyamıza. Bizim ömrümüzü onlara sattılar, sağlıklarına enternasyonal dirim kattılar. Sokaklara ismimiz verildi ve bunun kavgası bizim yaşamamızdan daha çok gürültü kopardı. Gürültüler arasında ince, naif figanlarımız duyulmaz kılındı. Biz evlatlarımızdan önce sesimizi ve vakarımızı kaybettik. Hani mürüvvetlerini görecektik?

Selamet der kenarest’i sildik bütün sözlüklerden, meydanlara indikçe küçülüyor, ufalanıyoruz. Biz büyümedik yalnızca yaşlandık ve tükendik. Bir yalın, sade ve hülyalı bir gerçek olmaktan çıkıp milyonlara sunulan bir imge, imaj, yalan olduk. Gözlere girdikçe, gönüllerden silindik.

Eski dostlardan köşe bucak kaçıyoruz artık. Kaçamadıklarımızla ise konuşacak bir çift laf bulamıyoruz. Biz biz olmaktan çıktık; gidişimiz bize değil, gelenler bizden değil. Renkli fotoğraflarımızı görenler bizi tanımıyor, siyah-beyaz fotoğraflarımız güneş yanığı bir mısır yaprağı gibi sarardı. Tarihimiz çok uzak devirlere ait, prehistorik bir halüsinasyon artık. Şimdi sağlıklıyız, sosyal yurttaşlar olarak sivil toplum şarkıları söylüyoruz. Yerimizi korumak için bütün geçmişimizi Kızılay’a bağışlıyoruz. ‘Devrim Müze’mize koyacak vesikalık bir resmimiz bile yok, bit pazarına düşecek bir tarihimiz. Benliklerimiz, idraklerimiz her hücresinden bir çiviye bağlandı. Hani zincirleri kıracaktık?

Güncel sorunları ev ödevi gibi yuvalarımıza taşıdık. Büyük yürüyüşlerden medet ummayı bıraktık. Şimdi daha rasyonel, nesnel ve pratiğiz. Çoğunluğun iradesine bıraktık kendimizi ve bir beşik gibi sallandıkça uykumuz geldi. Uykusuzluk çekmiyoruz, sıramızın gelmesini iple çekiyoruz. Ellerimizin nasırı kayboldu ama ihtiraslarımız ve vicdanlarımız nasırlaştı. Geldiğimiz yerlerden kopamadık velâkin bütün sevgililerimizden; değerlerimizden, söylemlerimizden ve geçmişimizden çok kolay vazgeçtik. Bir damla gözyaşı dökmeden üstelik.

Üzüntümüz, sevincimiz; kahkahalar, naralar, patırtılar arasında kayboldu. Gençliğimize yönelik inkarımıza bir gazeteye gönderdiğimiz tekzip kadar önem vermedik? Biz önce kendimizi yalanladık, medyanın yalanına karşı verdiğimiz bütün savaşlar istikametimize yön verdi. Bütün yönlerde koşmaktan hiçbir yere varamadık. Gün akşam oldu ve biz yorulduk. Sokaklarda geceledik, herkesi merakta bıraktık. 
Hani kör-topal eve varacaktık?

Bağlamımız kayboldu ve kaybettik bütün bağlarımızı. Suratlarımız sîretlerimizin gurbetine atıldı. Gönüllerimize türkü-ler dolmuyor ki gözlerimiz doysun. İddiadır artık; halkı, milleti temsil etmek, vekaleten iş görmekten kendi olmaya zaman bula-mayan bir yalnızlığa itildik. Her beraberliğimizi, ortak değerimizi gerilim hatlarına bağlayıp segmenter termaller ürettik. Fikir cereyanları kayboldu ama aramızda sürekli voltajı artan bir elektrik var. Her değer bu akıma kapılıp kömürleşti ve çocuklar çıplak tel tarlalarında yürümekten cambaz oldular. Hani gönülden gönüle bir bağ vardı; örecektik?

Bir çağrı gelecekti ötelerden, gönlümüze genişlik, yüreğimize ferahlık, zihnimize açıklık verecekti. Baykuş sesleri doldurdu salonlarımızı. Aşkın, aşkının, ülkünün, devrimin, cihadın yerini “istikbal” aldı. İstikbal için yatırdığımız bütün terekemiz emlak vergisine matrah oldu. Kelimelerimiz yerlerde süründükçe lüks otellerde yer bulduk kendimize, şahsiyetimizi iktidarların ve güçlülerin emanet bürosuna teslim ettikçe makamımız ve mallarımızın listesi yükseldi.

Yokluğun marşını ezberleyip birbirimize ikram ettik dillerimizle. Her geçen gün zafere ulaşacaktık, zaruret içinde büyüttüğümüz ideallerimiz müreffeh yerlerde bakımsızlıktan öldü . Neslimizin feleğine sitem eden bir türkü bile yazamadık. Felek fail olmaktan çıktı. İddianameler zanlı diye yazmıyor bizi artık, “o şimdi iktidar” diyorlar. Protokol düzleştirdi tümseklerimizi. Birbirimizden yok farkımız çünkü biz birbirimize benzedik. Benzedikçe hasım olduk, düşman kesildik ve izlerimize kurşun atıyoruz. Hani yollarına gül serecektik?

Mustafa EVERDİ

Hani Gül Derecektik?” için bir yorum

Kendininkini ekle

  1. Bu yazar da çok oluyor. Sanki kendisi ile aynı beklentideyiz. İnsanlardan beklenti içinde olan hayal kırıklığına uğrar elbette. rasyonel, sağduyulu ve umutlu olsa yazıdaki patoloji çıkmazdı ortaya.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: