“Din Yorgunluğu”…

Muaz Ergü yazdı…

“Şimdi din yorgunluğu yaşıyoruz.” diyor Necdet Subaşı bir sohbetinde. Din Yorgunluğu… Doğru dürüst anlaşılamayan, gereğince yaşanamayan bir dinin yorgunluğu… Zihinlere hapsedilen ve her zihinde farklı farklı anlamları olan, yaşadığımız hayatta esamisi okunmayan dini öğetiler… Pratikte bir türlü hayat bulamayan kuramların insanlarda bilinç karmaşası oluşturması… Hayatın hiçbir alanında hiçbir insanın sorunlarına, sıkıntılarına dokunmayan, değmeyen tarihin bir anında dondurulup bırakılmış, durgun, durağan, zamana bir şey söylemeyen fantazya yığını bir din. Ahlakı, ruhu olmayan… Travmatik bir şekilde bölünen bilinç. Evet, günümüzde Müslümanlardaki bilinç bölünmesi, ikircikli yaşam, tercihte zorlanma, gerilim sanırım başka kimselerde yok. Yaşanan bu durum, bu gerilim Müslümanların dünya ahiret dengesinden kaynaklı ontolojik bir gerilim de değil. Otantik bir tarafı yok. Müslümanlar, modern hayatta Müslüman kalmaya teorik olarak inanmış ama pratikte aynı inancı, direnişi görebilmek gerçekten zor. …mış gibi oluşun, yaşamanın sancısı… Gerçekten olamayışın… Gerçekten olamayışın farkına varmadan meydan okumalar, karanlığa tekme savurmalar. gerçekten İslami bir mücadele ve mücahadeden söz etmek ne yazık ki çok zor. Postmodern, sanal, hakikatsiz bir mücadele…

Evet, çeşit çeşit Müslümanlıklar… Çeşit çeşit Tanrılar… Modernistler, Vahhabiler, Selefiler, Gelenekçiler, Tarihselciler, Mealciler, Kur’ancılar, Hadisçiler, Mezhepçiler, Mezhepsizler, Tasavvufçular, Radikaller, Ilımlılar, Hariciler, Dâhilîciler, İndirilen Dinciler, Uydurulan Dinciler, İlerlemeciler, Gerilemeciler, Aliciler, Osmancılar, Osmanlıcılar, Arapçılar… daha sayamayacak kadar çok Müslümanlık var ama ne yazık ki yaşadığımız hayatta İslam’dan daha çok dünyevi, birey merkezli ya da doğrudan söyleyelim kapitalist sistem ve onun öğretilerinin geçerliliği var. Müslümanlığımızın modern hayata katkısı ya da bizi var olan durumdan farklı bir yöne yönlendirmesi ne yazık ki yok. Din sadece tartışmalarda, konferanslarda, sohbetlerde ele alınan bir konu. Ya da kitleleri bir araya getirip çeşitli hesaplar üzerinden kullanıma sunma, piyasaya çıkarma, tedavüle sokma aygıtı… Rant kapısı…

Hakkıyla yaşanamayan ya da kötü kullanımdan dolayı özünü yitiren bir dinin yorgunlarıyız. Bir yanda özellikle Cumhuriyetin ilk dönemlerinde baskı altına alınan, kendisinden kurtulunmaya, milletin zihninden boşaltılmaya çalışılan bir din bir yanda bu dinden boşalan alanı, arsayı kapmaya çalışan, bu arsa üzerine gecekondu yapılar inşa eden istismarcılar, din simsarları… İslam bir tarafta cumhuriyet elitlerinin dini yok etme, yok sayma bir tarafta da bizzat din bezirgânlarının, din tüccarlarının insanları kendi İslam anlayışlarıyla bezdirme, İslam’ı boğucu bir kurallar manzumesi haline getirme sarmalında. Bütün bu olumsuzluklar üzerine Batı karşısındaki yüzlerce yıllık yenilginin getirdiği travmatik zihniyet yapısı… Ezilmişlik, eziklik… Batı eleştirimiz bile maalesef Batı kaynaklı.

Din bağlılarına moral, motivasyon yükleyen, zihin düzenleyen, insanın önünde ufuk açan bir değerler bütünü olmaktan uzaklaştırılarak bizzat ön tıkayan, ufuk karartan bir göstergeler dizini haline gelmiş durumda. Ülkemizdeki 15 Temmuz darbe kalkışmasından tutun da Ortadoğu’da terör estiren IŞİD, DAEŞ ve başka İslam topraklarındaki El Kaide, Taliban, Boko Haram’a kadar bütün oluşumlar ve hareketler bir sorun yumağı olarak önümüzde duruyor. İslam’ın özünü, ruhunu konuşmak yerine bu örgütlerin oluşturduğu karanlık, kaotik panoramaya kafa yoruyoruz.

Batı dünyasıyla hesaplaşmamızı bitiremediğimiz ya da teknik medeniyet karşısındaki eziklikten sıyrılamadığımız gibi şimdi kendi kendimizle kıyasıya, kan dökerek hesaplaşıyoruz. Ne gerçek anlamda modernleşebiliyoruz ne de modernlik dışında bir dünya inşa edebiliyoruz. Değil dini Batı dünyasına anlatmak, kendi kendimize bile anlatabilecek bir vaziyette değiliz. Azıcık ordan azıcık burdan… İki cami arasında bînamazlık… İşimize geldiğinde büyük sufiyiz işimize gelmediğinde en kesifinden maddeci…  Büyük insanlık ailesine sunabileceğimiz bir maddi ya da manevi çıktımız yok. Söylediğimiz şeyleri somutlaştırdığımızda karşımıza yukarıda vurguladığımız gibi ya geleneği, dini mirası sonuna kadar kullanan camialar, cemaatler ya da militarist örgütler karşımıza çıkıyor. Kendi düşüncemizde, içimizde sorun üreten paradigmayla hesaplaşmak yerine her şeyi dışarıya, dış güçlere havale ederek sıyrılıyoruz.

İslami söylemi kendine kılıf olarak seçen ve dindar halk nezdinde büyük saygınlığı olan Fetullah Gülen hareketi gerçek yüzünü 15 Temmuzda gösterdi. Din istismarcılığının, kutsalları pazarlamanın, hurafelerin ağa babalığını yapan, din pazarlamacılığında zirve yapan cemaat ne yazık ki uzaydan gelmedi bu toplumdan, bu dindar, inançlı toplumdan neşet etti. Aynı şekilde IŞİD ve diğer örgütler de uzaydan dünyamıza teşrif etmediler. İnsanlığı dirilten, mazlumlara nefes olan, adaleti, merhameti, sevgiyi öğütleyen bir dinin mensupları canavara dönüşebiliyor. İşte bu görüntüler, olgular bizi yoruyor… İslam’ın piyasadaki yüzlerce yüzüne bakmaktan, dini göstergeleri anlamaya çalışmaktan yoruluyoruz.

Televizyonu açtığımızda her kanalda ayrı bir İslam… Birbirine hiç benzemeyen sesler… Benzemeyi bırakın birbirini yalanlayan, birbirinden nefret eden Müslüman önderler… Cübbeli Ahmet’i, Fatih Nurullah Efendisi, Adnan Hocası,  Abdulbaki Erol’u, İslamoğlu’su, Yıldız’ı, Mihrcisi, Tahrircisi, Cerrahisi, Kadirisi, Işıkçısı, Menzilcisi, Erenköycüsü, Cerrahisi, Galip Hasancısı… Evet, bazıları çeşitlilik, farklılık diyebilir ama öyle değil işte. bir zenginlik, bir kültürel vadi değil bunlar. Profesyonel meczupların uydurdukları saçmalıklar… Bu kadar farklılığın olduğu yerde ne yazık ki nefes alacak bir yer yok.

Aslında farklılıkların törpülendiği, yozluğun şaha kalktığı, geleneğin olmadığı fakat bol miktarda gelenekçilik edebiyatının yapıldığı, riyanın hükümranlığını ilan ettiği, dedikodunun en belirgin vasıf haline geldiği bir aktüel durum söz konusu. Şiir yok, nesir yok, musiki yok, sanat yok, ruh yok!… Elimizde kuru, sloganik, hayata değmeyen, insan dokunmayan, yaratılana merhamet etmeyen bir dini anlayış var. Katı, tam olmasını istediğiniz anda buharlaşıveren ezberler…  Bu zamana kadar İslam mirasının üzerinde tepişip durduk. Bundan sonra ne yazık ki gelecek nesillere bırakacak bir İslam mirasımız olmayacak. Gelecekten bu güne bakıldığında İslam adına kavgadan, çekişmeden, kandan başka bir şey görülmeyecek.

Muaz ERGÜ

“Din Yorgunluğu”…” için bir yorum

Kendininkini ekle

  1. Profesyonel meczup ifadesi biraz ağır olmuş. Din gelenekten beslenir. Gelenek beslemeye devam ediyor. Öbür taraftan maddi öğeler hızla değişiyor. Yaralı bilinç dedikleri şey. Bu arada marx diyordu sanırım. Yığınlar düşünmez diye. güvendiği insanları merkeze alırmış. Bu da bizi ontolojik olarak zayıf kılıyor.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: