İnsan, Toplumdan Uzak Erdemlere Ulaşabilir Mi? (Şehirli Erdemi Mi Yoksa Kır Sofisi Mi?)

Muzaffer İnanç yazdı…

Klişe bir gerçek olan “Yalnızlık Allah’a mahsustur” özdeyişi ile, insan kelimesinin içinde sakladığı “Ünsiyet” manası, birlikte okunduklarında, tüm yazımızın mantığı yakalanacaktır.

Bir çok kadim metinlerde, edebi eserlerde, İnziva, riyazet ve benzeri kelimeler ile yalnızlığın sadeliğine, saflığına ve en önemlisi de günahsızlığa vurgu yapılır. Fakat bu şekilde bir yaşam tarzı sürekli olarak telkin edilmez, bilakis bu geçici ve sakin dönemin, kişinin kendisini dinlemesi ve yaptıklarının iç muhasebesi için telkin edildiği âşikardır.

Toplumun çok yoğun yaşadığı alanların (Şehir, mega şehir, metropol vb) bireyleri bu alanları terk edince “Oh be nefes aldım biraz…” veya “Biraz kendimle başbaşa kalabildim, bu dağ evinde…” gibi dile gelen hislerin verdiği rahatlama buna örnektir.

Kısa ve geçici (münzevi) yaşam tarzının, insan için genel bir yaşam ve hayat standartı oluşturması beklenmemelidir. Hayatın tamamına nüfuz edecek (medeni) yaşam tarzı; Toplumsal ve yerleşik bir yaşam tarzıdır. Yaşam alanı köy de olsa, mezra da olsa, şehir de olsa kişi ancak bir topluluk içinde kendi davranışlarının değerini belirleyebilir. Elbette toplumun yaşadığı yerleşke büyüdükçe yaşam formuda değişecek ve ileriye doğru evrimleşecektir. (Fakat bu yazıdaki amacımız münzevilik ile medenilik arasındaki farkı bulmak olduğundan yerleşkelerin birbirleri ile olan farklarının üzerinde durmayacağız.)

İnsan ücra köşelerde, dağ başlarında, mağaralarda eksik bir yaşam tarzı benimseyerek züht, olgunluk ve erdemi yakalaması aklen mümkün değildir. İnsanın nefsi kuvvetleri başka insanlarla bir arada yaşadığı sürece kendini görünür kılacaktır. Bir cebinden çıkardığı altını diğerine koyması nasıl cömertlik değilse, kendini beslemesi de yardım severlik değildir. Kişinin kendi kendine uzun uzun konuşması nasıl hatiplik değilse, suskun oturması da içine kapanıklık olarak adlandırılmaz. Kişi nefsi kuvvetlerini öldürmesi ise onun olgunluğuna değil iktidarsızlığına ve miskinliğine delalet eder. Nefsin tüm güçleri muhatap bulduğu zaman kendini gösterecek ve etkileşime girdiği insanlar onun kişiliği hakkında, kendilerine gösterilen davranışları üzerinden hüküm vereceklerdir. İbn-i Miskeveyh’in dediği gibi “Faziletler yokluklar değildir.” Dolayısı ile salt davranışların kendisi erdem ve erdemsizlik olarak anlamlandırılma imkânı bulunmamaktadır. Aynı davranış dost için olunca kötü, düşman için (tehlike) iyi olarak anlamlandırılır. Örneğin Dostun kandırılması kötü iken düşmanın veya yırtıcı bir hayvanın zararından korkulduğu için kandırılması iyidir.

Kişi, İnsan olmanın gereği olarak, hayat ile olan ilişkisinde diğer canlılara göre daha değişken ve farklı derinliklerde mutluluğu tadar. İnsan dışı tüm varlıklar, hayatlarından sıkılma veya değişiklik arama sendromuna girmezken, insan içinde doğduğu ormanlık veya su kıyısı veya düz bir ova olan yaşam alanını bir müddet sonra farklı yaşam alanlarını keşfetmek, daha üst düzey bir yaşam kazanma veya manen kendine yakın hissettikleri ile birlikte olabilme adına uzun yıllardır yaşadığı bölgesini  isteyerek terk eder

Merak inşaa duygusu doğurur, bu da yeni mekânsal yönelimler gerektirir, yıllarca yaşanan mahalle veya semt buna pek uygun değildir, zira kişi içinde doğduğu alanı yeniden inşaa edecek toplumsal desteği bulamaz. Fakat yeni bir mekan yeni bir toplum ve yeni bilgiler inşaayı mümkün kılar. Kır yaşamında elde edilen erdemleri kullanmak, göstermek veya sınamak için başka bir yaşam alanı seçme zorunluluğu ile karşı karşıya kalınır. Bu zorunluluk aynı zamanda da içsel istek ve arzudur, zira insanda görünme ve bilinme duygusu baskın bir duygudur. Ve insan toplumun içine karışır erdemlerini göstermek ve görünmek için.

Fakat İnsan diğer canlılara nispetle kendi özünü tamamlamada kendi kendine yeterli değildir. İyi bir yaşam sağlamak ve işlerinin doğru olarak yürümesi için bir çok kimsenin ona yardımcı olması gerekmektedir. İnsani ihtiyaçların çeşitliliği bir taraf dan insanın sınırlı gücünün acizliği diğer taraf dan toplumsal yaşamı zorunla hale getirmektedir. İlişkilerin sözlü, yazılı ve bedensel aktarımların başlaması ile birlikte kişi ile toplum arasında çatışma ve farklılıklarda gün yüzüne çıkar, ağaçlarla, hayvanlarla, taş, toprakla hem hal olan kişi “insani dil ve bedene” aynı sabrı ve anlayışı göstermede zorlanır, çünkü gelen tepkiler canını acıtır, can acıyınca zihin bulanır, zihin saflığını kaybedincede adalet duygusu merhametten sonrada insafdan ayrılır ve savunma ile başlayan karşılık verme sindirme sonrada etkisizleştirme ile son bulur. Halbuki kişi erdemleri gene başkaları ile ilişki sürecinde (toplum içinde) edinmiş olsaydır, edinilen erdem ve faziletlerin nasıl kullanılacağınıda beraberinde pratik olarak deneyimleme imkanı bulacaktı. Böylelikle “insani dil ve bedene” aşinalık kazanacak canı acımayacak zira empati, değergam nedir bilecekti. Zihin berraklığını koruyacak adaleti kendini merkeze koyup ifa etme yanlışına düşmeyecekti. Cengiz Aytmatov’ un dediği gibi “iyilik kendi kendine öğrenilecek, yolda bulunabilecek bir şey değildir. İyilik gene iyi insanlardan öğrenilerek elde edilen bir şeydir.”

Şehir erdeminin kır sofistliğinden önemli bir farkı ise (Medeni yani toplum içi yaşamın bir diğer zorunlu faydası ise); iyi ve kötünün kendi içinde derecelere ayrılmaya imkan sunmasıdır. İyi, daha iyi, çok daha iyi veya kötü, daha kötü veya çok daha kötü gibi sıralamalar kişiyi hayat içinde erdemli ve faziletli işlerle uğraşmaya sevk edecektir. Gıda ihtiyacı olan birine iyilik ile eşya yoksunu olan birine iyilik arasında nasıl fark varsa, hasta olana ilaç yardımı ile kurban eti ihtiyacı olan birine yapılan yardım arasında da derece itibarı ile fark vardır. Yoksulluk ile yoksunluğun nasıl bir farkı varsa Ahlaki davranışlarında kendi aralarında derce farkları olduğu çok açıktır.

İnsanın yaşam serüveni hep daha iyisini kovalayarak geçtiği gerçeği, Onun toplumdan uzak yaşamasının da bu serüven için mümkün olmadığını göstermektedir. Bilgi edinme ve kullanma süreçlerinin birlikte ele alınmadığı zaman, elde edilen bilginin toplumda karşılığı olmayan bireysel tercihten başka bir gerçek olmadığı ortaya çıkmaktadır. Nietzsche’nin “Böyle buyurdu Zerdüşt” adlı kitabının kahramanı olanZerdüşt’ün 10 yıl süre ile dağ başında inzivaya çekilip ilimle uğraşması, sonrasında bu edindiği ilmi kasaba halkıyla paylaşmak üzere halkın arasına karıştığında insanların kendisinden yüz çevirdikleri ve emeklerinin karşılığını alamadığı anlatımında- netice, sonucu Zerdüşt’e inzivayı bıraktırıp halkın içine katılmak ve onları tanıyarak, onlarla empati yaparak ilmini geliştirmek ve halka böyle faydalı olmak senaryosunu giydirmiştir.

Filozoflarında dediği gibi “İnsan yaratılışı itibarı ile medenidir.” demişlerdir. (Tehzibu’l Ahlak, s/47). Yüce Mevla insanı Halife olarak “Biz yeryüzünde (âdemi) halife kıldık’’ (Bakara 30) nitelemiş ve toplum içine “…Tanışasınız diye sizi kabileler halinde yarattık…” (Hucurat/13 )salıvermiştir.

Sonuç Olarak;

*Kısa ve özel bir dönemin hayat ile denkleşmesi mümkün olmadığından hayatın tamamında kullanılacak olan erdemlerin bu kısa ve özel (İnzivada) dönemde edinilmesi sıkıntılıdır.

*Erdemlere sahip olmak, kişinin özünü tamamlaması ile olur, bu ise başka insanlarla bir arada bulunması ve karşılıklı etkileşimle olur, inziva ise buna manidir.

*Erdemlerde dereceler vardır, bunun için ise toplumsal dinamiklere ve eylemlere ihtiyaç vardır, buda toplum ile yaşamda ve bireysel tecrübelerin yaşanması ile olacaktır.

*Erdemler davranışların neticeleridir. Davranışlar ise (kişinin) kendi kendine yapıldığında görünür olmayacağından erdem ‘de üretemeyecektir.

Muzaffer İNANÇ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: