Aylardan Muharrem’dir Şimdi!

Muaz Ergü yazdı…

Hepimizin malumu olduğu üzere Muharrem Ayı’ndayız. Aylardan Muharrem… Sevinçle hüznün, aşkla nefretin, ölümle dirimin, iyiyle kötünün, yıkımla yeniden inşanın bir arada yaşandığı “Şehrullahi’l-Muharrem”. Sonsuzca ayrılmaların ve sonsuz kavuşmaların ayı… Semavat göz yaşıyla semaha durur. Cümle âlem kederden örülmüş bir tebessümle devr-ü devran eyler şimdi. Bir yanımız pür-cûş-u huruş, bir yanımız gözlerine ayrılıktan mil çekilen Yakup Nebi… Bir yanımız İbrahim-i ateş bir yanımız bir serçenin gagasındaki bir damla su… Bir yanımız ulu ummanlarda yüzüp duran kırık dökük bir gemi… Bir yanımız rahmet damlalarıyla ıslanan bir tomurcuk…

Biz Muharrem ayında hem ihsanın, bereketin ipek gibi yumuşak rüzgârında soluklanırız hem de acının, yitirişin en hüzünlü meydanında semaha dururuz. Cümle canlarla semah döneriz…

Muharrem’dir şimdi ay… En çok ta paramparça bir ay damlar Fırat Suyuna. Gamdan bir ırmaktır Dicle… Bir kan ırmağında boğulmaktır bir coğrafyanın kaderi. Hüseyni bir korla yanmaktır… Fitil tutmayan bir yaranın kanamasıdır en çok ta… Darmadağın bir gönül zembereği…

Aylardan Muharrem’dir!… Havva’sını yitiren Âdem Baba’mızın tövbesi bu ayda kabul edilmiş. Nuh Nebi’nin gemisi karaya bu ayda oturmuş. Hz. İsmail bu ayda şereflendirmiş dünyamızı. Kekeme Musa’nın dilinden en güzel dualar dökülmüş. İsa’nın yakışıklı alnında en nâmütenahi rüzgârlar… Daha nice kutlu hadiseler. Bunların dışında bir hadise daha var ki her akla geldiğinde gönlümüz paramparça olur. Gam yükünü yüklenir bütün kervanlar. Bütün bulutlar Kerbela’ya ağlar. Kerbela’da Hüseyn’e… Şehitler Şahı Hüseyn’e… Aliyyü-l Mürteza’nın evladı, Peygamber Torunu Hüseyn bu ayda şehit oldu Kerbela yazısında. Muharrem ayının onuncu günü, aşure günü düştü atından Kerbela çölüne.

Binlerce yıldır Kerbela’dan sızan kan kimileyin bir gözyaşı olur akar gözlerimizden. Kimileyin bir mısra olur en kederli bir şiirde. Kanadı kırık bir kuşun çırpınışı… Bir yudum su olur, ağu niyetine içilen. Bir acı duaz-ı imam, bir kırık dökük beyit, bir şiir… Bir ah olur gökyüzünde pervaz ederken turnalar. Hâlsiz, mecali tükenmiş, yapayalnız, dalgın, kırgın…

Alper Gencer Rasul-u Ekrem’i, Ali’yi, Fatımatüz-Zehra’yı, Hüseyn’i, Kerbela’yı anlatır kendi halince. Şiirini söyler Hamse-i Âli Aba’nın. “Bana da yer yok mu o abanın altında” diye de sorar. O, Şiirini söylemeye başlayınca her şey susuverir. Peygamberler Şahı torunlarının saçlarını okşar. Hasan ile Hüseyn omzunda kıyama durur. Sanki Haydar-ı Kerrar elinde Zülfikarı’yla belirir. Hüseyn Kerbela’da acı acı tebessüm eyler. Fatma Anne’miz yaralı bir ceylan gibi… Hüseyn Kerbela’da! Zaman yorgun, zaman sızılı. Bir zamansızlığa çivilenmiş zaman!…

Alper Gencer. Doktor, kısa metraj film yönetmeni, televizyon programcısı, gerçek bir çay sever, çayın tiryakisi, şair… Kerbela hüznünün şairi. O’nun şiirlerinde sanki yeniden dile gelmiş gibidir Fuzuli. O, Ehli Beyt söz konusu olunca şiir yazmaz, ağıt söyler âdeta. Kerbela’ya ağıt. Kederin en koyusundan, acının en tarifsizinden süzülen… Göz göz olmuş bir yarayı söyler, göz göz bir yara… “Dünyanın ilk göz yaşı Kerbela’ya akmıştır/Hüseyn’e ağlamayan henüz ağlamamıştır.” dediğinde uzun bir ağlamak olur tarihimiz. Upuzun bir ağıttır talihimiz. Düşümüz yaralı, düşüncemiz sancılı

Şah-ı Merdan Ali Efendimize yazılmış  “Hz. Ali’ye Mektup” adıyla bir şiiri var. Dünyaya Ali’nin gözleriyle bakmanın nasıl olduğunu anlamak ister. Vicdanı olan herkesin Ali’yi sevmek gibi bir borcunun olduğunu söyler aynı zamanda. O’nun yüzünü bir kez görmeye canını kurban eyler. Ali’nin Zülfikar’a davranan elinin eksikliğidir her dem hissedilen. Her dem hissettiğimiz…

“Büyük Kurban” şiiriyle modern zamanlara ağlamayı öğretir. “Ali oğlu Hüseyn’in başını okşuyorken…/Ali güzel başını okşuyorken Hüseyn’in…/dedesi mütebessim öyle uzaktan…/Fatma’nne yaralı bir anne ceylan/Hasan tutmuş sıkıca kardeşinin elini…/sevgilim… benimle birlikte ağlar mısın?”

Bazen bir şiirle bazen şiire çalan bir nesirle gelir Gencer… Bloğunda Sümmâni Baba’nın “Ervah-ı Ezelde Levh-i Kalemde” adlı o meşhur koşmasına “Kilid-i Devranda Derd-i Cananda” adlı şiiriyle verdiği cevabın gözlerden kaçırılmaması gerekir. Hele “Kovan” adıyla üç kıtalık bir şiiri var ki bizi kulluğun, ayrılığın, susmanın derinliklerinde dolaştırır. “Pirim eller ne etsin alperi bu alperi/kul olmanın yaresi ayrılığ değil midir/ali’nin çiçeğinden taşımak şol şekeri/muhammed’in balına arılığ değil midir” 

Alper Gencer Gazze’ye insani yardım amacıyla demir alan “Mavi Marmara” gemisini de “Gazze Kafe” adlı şiiriyle selamlamıştır. “Cevapsız Bir çağrı Olarak Devlet” şiirini de yazmıştır O.

Muharrem Ayı’dır bu gelen. Alper Gencer’in şiirlerini bu ay bir kez daha okumak gerekir. Ali’ye, Hasan’a, Hüseyn’e yani Ehl-i Beyt’e selam ve muhabbet makamında…  

Muaz ERGÜ

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: