Dijital Edebiyat’ın Metropol Mücahidi

Muaz Ergü yazdı…

Her şeyin hızlı ve hızla değişen değiştiği bir çağdayız. Yaşamın ritmi, insan ilişkileri, iletişim biçimleri bu değişimin görülebileceği alanlardan. Her şeyin değiştiği bir yerde mutlaka edebiyat da edebiyat biçimleri de değişecek. Hayatın hızlı ritmine uymayan, ritmi bozan metinler ister istemez sürecin dışında kalacak ya da izleyicilerini sürecin dışında bırakacak. Okuyucu artık hızını yavaşlatan, vaktinin çoğunu alan metinleri okumak istemiyor. Aynı zamanda yazılı metinlerden ziyâde ekranlarda, sosyal medya ağlarında gördüğü metinleri okuyor, takip ediyor. Her ne kadar da kâğıt kokusu, mürekkep kokusu nostaljisi yapsak da maalesef realite bu. Uzun yazılı metinlere artık dijital çağda tecevvüh azaldı hatta bitmek üzere. Ayrıca okuyucu daha doğrusu takipçi sosyal medya ağlarında facebookda, twitterde, ınstagramda, lınkedlnda zamanını geçiriyor ve burada yazılanları okuyor. Yazılanlara, okuduklarına anında tepki veriyor, yorum yapıyor. Artık metin sadece yazarına ait değil. Yazarı yönlendiren, uyaran, sürecin içine dâhil olan okuyucu –gerçi okuyucu demeyelim bundan sonra, takipçi diyelim- metni nerdeyse yazarla birlikte oluşturuyor. Dijital ve interaktif edebiyat…

Ülkemizde geçmişten bu tarafa gazete ya da dergilerle edebiyat mahfili oluşturan, yayınevleri ve kitaplarla piyasayı belirleyen dijital ve interaktif edebiyatın karşısında yer alan grupların yanında zamanın ruhunu iyi okuyan ve metinlerini bu anlayışla oluşturan yazarlar da var. Aslında dijital ve interaktif edebiyata sıcak bakmayanlar kendi konumlarını, ağabeyliklerini, üstatlıklarını kaybetme güdüsüyle hareket ederek ayrıcalıklı yerlerini sürdürme peşindeler. Şimdi edebiyat piyasasında tanınmayan, üstatlardan el almayan bir genç internette blog açarak, site kurarak çok kaliteli ürünler yayınlayabiliyor. Bağımsız, bağlantısız… Yukarıda bahsettiğimiz gibi dijital ve interaktif edebiyata öncülük eden, bu türün örneklerini eserleriyle gösteren yazarlar var. Hasan Boynukara ve Mustafa Everdi bu türün muhafazakâr, dindar mahfildeki temsilcileri. Kendileri her ne kadar da muhafazakâr kalıplara uymasalar da, kendi özgünlükleri olsa da bu camianın içinde değerlendirilebilir. Evet, Hasan Boynukara Hibrit Hikâyeler kitabıyla, Mustafa Everdi de Kılçıklı Hikâyeler ve Metropol Mücahidi kitaplarıyla bu türün öncüleri oldular.

Metropol Mücahidi Mustafa Everdi’nin Kılçıklı Hikâyelerden sonra ikinci kitabı. İkinci hibrit, interaktif öykü kitabı. Adından da anlaşılacağı gibi ironinin, mizahın, yer yer kara mizahın sayfalarda raks ettiği hikâyeler toplamı. Mustafa Everdi’nin cesur bir üslubu ve kalemi var. Mizahın eşliğinde toplumu, değerleri ve kendini eleştirebilen biri. Bu yönü muhafazakâr edebiyat dünyasında olumsuz yargılara sebep olsa da biz zihniyet değişimi açısından gerekli. Everdi, sağcılığın edebiyata sinen hidayete davet etme, cennet bekçiliği ya da cehennem zebaniliği rolüne soyunma, haddinden fazla ciddiyet gibi saçmalıklarını darmadağın eden bir anlayışla yazıyor. Bir hınzırlık, bir muzırlık diyebiliriz… Hikâyeciliği suya sabuna dokunmayan, edebiyatı edep gören anlayışın törpülenmesi açısından ve edebiyat kliklerindeki abiliği, üstatlığı yerle bir ettiğinden hikâyecilik anlayışının muhafazakâr mahallede değişmesi açısından daha da önemli. Metropol Mücahidinde dindar camianın alışık olduğu hidayet hikâyeleri, idealist tablolar, soyut betimlemeler yerine hayat var. Hayatla sarmaş dolaş bir anlatım…

Yaşadıklarımıza, düşündüklerimize mizahla dokunma… Hayatın asık suratına direnme. Everdi kalemi çok kıvrak biri. Kelimelere takılıp kalmıyor. Hikâyelerinde bilinçaltını konuşturuyor. Metinlerinin çoğu psikanalitik açıdan değerlendirilebilecek yetkinlikte. İnsanımızın özellikle cinsellikle ilgili bilinçaltını gayet net çözümlüyor. Aslında bütün bunlara bir nevi yüzleşmede diyebiliriz. Metinleri okurken kendimizle yüzleşiyoruz. Korkularımızla, tereddütlerimizle, kumdan kalelerimizle ve realiteyle…

Mustafa Everdi… Dijital Edebiyat Tekkesinin aykırı dervişi… Yaramaz, akıllı, uçarı, delişmen… Everdi’nin hikâyelerindeki cinsellik ne yazık ki bu zaman kadar dindar hikâyecilerce ele alınmadı. Mesele çok önemli bir mesele olarak duruyor. Ahmet Bayraktar Everdi’nin bir hikâyesine yaptığı yorumda: “Zinaya yaklaşma emrinin kadından uzak dura evrilmesi neticesinde İslamcı/Müslüman çevreler erkek ve kadınıyla bir hakikate yüz çevirdiler. Eserlerinde, hayatlarında münafıklığa tutuştular. Mahremiyet evet fakat bunun da bir ifadesi olmak, öğrenilmek zorunda. Uzaklaşarak içimizdeki canavarı büyütüyor ve daha korkunç bir hâle bürüyoruz. Gidip yanına usulünce konuşmak aklımıza gelmiyor. O yüzden bilinçaltımıza atıyoruz.” Diyerek meramımızı dile gtiriyor.

Metropol Hikâyeleri birbirinin devamı on hikâyeden oluşuyor. Esved ve Bahriye’nin hikâyesi. Aslında hepimizin… Korkularımız, sevinçlerimiz, yaşama karşı mücadelemiz, dile getirdiklerimiz ve getiremediklerimiz, kaybettiklerimiz, direndiklerimiz, teslim olduklarımız… “Tatil Olur Biz Denize Gideriz” hikâyesinde anlatılanları yaşamayan yoktur sanırım. Masraf olmasın diye tatillerde ana babamızın yanına gitmek, orada da durmadan çalışmak. Eşimizin yemek, bulaşık derken havlu atması… Bazen biz de düşünmüyor muyuz? Tatile memlekete gitmesek de gezsek tozsak diye? Alış veriş merkezlerinin neonlarına, vitrinlerine kendini kaptıran çocuklara bakıp bakıp, harcayacağımız parayı düşünmüyor muyuz?

“Meselemiz Çeyrektir” metni bence son dönemlerin değişim hikâyesinin mizahla en güzel anlatımı. Demek ki sosyo/kültürel değişimler, dönüşümler akademik, asık suratlı metinler dışında da tebessüm ettirerek anlatılabilirmiş. Muhafazakârların sonradan görmüşlüğü, düğünlerdeki insan psikolojisi ustalıkla işleniyor. Kuaför seremonisi, takı takma yarışı, kendini gösterme psikolojisi… Bütün hepsi ustalıkla işlenmiş. Normalde çorunun çocuğunun giyimine kuşamına dikkat edenler her nedense düğünlerde dekolte giyilmesine, makyaj yapılmasına karşı çıkmazlar. Bu hikâyede aslında çok organize görünen, düzenli görünen, güçlü görünen şeylerin bir anda nasıl yıkıldığının resmi çizilmiş. Koskoca düğün organizasyonu hem de bir genel müdürün oğlunun düğünü bir çeyrek altın dolayısıyla kâbusa dönüşüyor. Bu hikâye aslında tam da bizi anlatıyor. En güvenli ortamlar gerçekte güvenlik zafiyetleriyle dolu, en planlanmış organizasyonlar çok hızlı plansızlaşabilir, en sevinçli anımız birden en mutsuz olduğumuz ana dönüşebilir, kendimizi en güçlü hissettiğimiz anlar belki de en güçsüz olduğumuz zamanlar…

“Metropol Mücahidi” değişik açılardan okunacak, değerlendirilecek bir çalışma. Hem keyifli, mizah yüklü bir anlatım hem bir özeleştiri… Bir ayna… Bir yüzleşme pratiği…

Muaz ERGÜ

Dijital Edebiyat’ın Metropol Mücahidi” için 2 yorum

Kendininkini ekle

  1. Yeni oluşan muhafazakar mahallelerin, yeni hikayelerini okumak ve anlamaya çalışmak gerekir. Sonuçda toplumlar arasında Çin seddi yok. Değişimi gülümsyerek ve karşılıklı olarak anlamak zorundayız. yazarlarımızın kalemlerine sağlık.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: