Erkekler Kadınları Dövemezler mi?

Rüştü Kam yazdı…

ssfsfsfsfs

Müslüman cemaatlerde Kur’an’ın kadınlara bakışı hakkında erkek egemen bir anlayış hâkimdir. Kur’an’ı doğru anlama peşinde olanlar daha ziyade cemaat olmayan müslümanlardır. Müslüman cemaatlerdeki hâkim anlayış kadını insan yerine koymaz. Kadının yaratılışı bile farklıdır bu anlayışa göre: Erkek topraktan yaratılmıştır ve kadın erkeğin eğe kemiğinden. İbadetlerde de farklılıklar vardır. Mesela kadınlar özel hallerinde namaz kılmazlar, kılarlarsa haram işlemiş olurlar. Camiye giremezler ve Kabe’yi tavaf edemezler, Kur’an okuyamazlar. Oruç tutanlar o hal vaki olunca oruçlarını derhal bozmalıdır… Kadınlar  bu dışlamalara karşı sessizdirler. Onlar hakkındaki tüm bu kararları erkekler vermesine rağmen sessizdirler. Haklarında hadisler uydurularak aşağılanmışlardır ve yine de sessiz kalmışlardır. Uydurma hadislerden birkaç örnek:

“Kadınların dinleri ve akılları eksiktir.” (Buhari)

“Namazın önünden kadın, eşek ve siyah köpek geçerse namaz bozulur.” (Buhari)

“Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir.” (Buhari)

“Nikah, kadınlar için bir çeşit köleliktir.” (Buhari)

“Eğer bir kimsenin Allah’tan başkasına secde etmesi söz konusu olsaydı, kadının kocasına secde etmesi gerekirdi.” (Buhari)

“Doksandokuz kadından biri cennette kalanı cehennemdedir.” (Buhari)

Hanımı Dövmeye Cevaz

Bazı ayetlerdeki kavramlar amacına uygun olarak anlamlandırılmamıştır. Bu işi yapanlar da erkeklerdir elbet. Ama kadınların duyarsızlığına ne demeli. Erkeklere suçu atıp kadınların bu duyarsızlığını görmezlikten gelmek de insafsızlık olur. Mesela, Nisa Suresi’nin 34. ayeti, amacının dışında anlamlandırılmış bir ayettir. Okuyalım:

“Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur. Onun için saliha kadınlar itaatkardır. Allah’ın kendilerini korumasına karşılık gizliyi (kimse görmese de namuslarını) koruyucudurlar. Baş kaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, onları yataklarda yalnız bırakın ve (bunlarla yola gelmezlerse) dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhine başka bir yol aramayın; çünkü Allah yücedir, büyüktür.”(Diyanet Vakfı Meali)

Bu ayet, erkek despotluğunun egemen olduğu yozlaşma döneminde uydurulan hadislerin etkisiyle dört noktada anlam tahrifatına uğramış bulunuyor. Türkçe meallere yansıyan bu hataları sırasıyla analiz edelim:


“Kavvam”(1)

Ayette geçen “erricalü kavvamune alennisai” ifadesi:

“erkekler kadınları gözetir,”

“erkekler kadınların geçiminden sorumludur,” veyahut “erkekler kadınlara karşı dürüst olmalıdır” demektir.

“Kavvam” kavramı 4:135, 5:8 ayetlerinde aynı anlamda kullanılmıştır.

“Kavvam” kelimesi KVM kökünden türer. Bu kökün türevlerinin geçtiği tüm ayetlerde “yönetici ve hakim” anlamında kullanılmamıştır. Kuran, yönetici ve hakimler için “hükkam” kelimesini kullanır (2:188) Araplar, evin geçimini sağlayan erkekler için şu deyimi kullanırlar: “Fülanün kavamu ehli beytihi” yahut “kıyamu ehli beytihi”.

“faddelellahu badehum ala badin”

4:34 ayetindeki “faddelellahu badehum ala badin” ifadesi, “herbirine farklı yetenekler ve özellikler vermiştir” demektir. Ayetteki, “faddalellahur ricale alen nisai” ifadesinin, Türkçeye en uygun çevirisi şöyle olabilir: “Allah herbirine farklı yetenekler ve özellikler vermiştir.”

Bu şekildeki anlamı destekleyen bir çok örnek vardır. Bu örneklerden bir kaç tanesine kısaca değinmek istiyorum. Allah’ın kendisiyle kiminizi kiminize üstün kıldığı şeyleri çok arzulamayın. Erkeklerin kazandıklarından bir payı ve kadınların da kazandıklarından bir payı vardır…(4:32)

Ayet, erkeklerin ve kadınların farklı payları yani farklı yetenek ve görevleri olduğunu ve bu konuda birbirlerini kıskanmamaları gerektiğini belirtiyor.

“Yeryüzünde komşu toprak parçaları, üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar var ki aynı su ile sulanırlar. (Buna rağmen) biz, yemekte onları bir birine üstün kılmaktayız. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için ayetler var.” (13:4)

Aynı topraktan çıktıkları ve aynı su ile sulandıkları halde, içerdikleri değişik vitaminler, besinler ve lezzetler ile birbirlerinden farklı özelliklere sahip olan rızıklardan sözeden bu ayetteki “nufaddilu badeha ala badin” ifadesi, herhangi bir meyve veya tahılın bir diğerinden mutlak olarak üstün yaratıldığını bildirmiyor. Aksine, her birisinin karşılıklı üstünlüklere, yani farklı özelliklere sahip olduğunu vurguluyor. Hurma, bazı yönlerden buğdaydan üstün olduğu gibi, buğday da bazı yönlerden hurmadan üstündür. Üzüm ile hurma, armut ile elma arasında da aynı ilişki söz konusudur. Meyveler arasındaki özellik farkını belirtmek için kullanılan bir ifade, erkekler ve kadınlar için de aynen kullanılıyor. Demek ki erkekler ve kadınlar, hem farklı hem de ortak özelliklere sahip meyvelere benzerler.

Son bir örnek olarak “O elçilerin bazısına diğerlerinden daha fazla lütufta bulunduk. Örneğin, kimileriyle ALLAH konuştu, kimilerini de derecelerle yükseltti. Meryem oğlu İsa’ya apaçık deliller verdik ve onu Kutsal Ruh ile destekledik. ALLAH dileseydi, onların ardından gelenler kendilerine apaçık deliller geldikten sonra birbirleriyle kavga etmezlerdi. Fakat anlaşmazlığa düştüler. Kimisi inandı, kimisi inkar etti. ALLAH dileseydi birbirleriyle savaşmazlardı. Fakat, ALLAH dilediğini yapar.”2:253

“Rabbin göklerdekileri ve yerdekileri en iyi bilendir. Peygamberlerden bir kısmını diğerlerine üstün kıldık. Örneğin, Davud’a Zebur’u verdik“17:55

Allah’ın, elçilerini birbirinden üstün kıldığını bildiren bu iki ayetin birisinde Allah’ın Musa ile konuştuğu ve İsa’yı Ruhul Kudüs ile desteklediği belirtilirken diğerinde de Davud’a Zebur’un verildiği anlatılır. Söz konusu ayetlerde belirtilen karşılıklı üstünlük farklı özellikleri ifade eder. Yoksa, herhangi bir peygamberin tüm diğer peygamberlerden üstün tutulması söz konusu edilmez. Allah Musa ile konuşmuş, İsa’yı doğuştan peygamber kılmış, İbrahim’i güzel bir örnek ve “halilullah” olarak tanımlamış, Davud’a Zebur’u vermiş, cinleri ve kuşları Süleyman’ın emrine vermiş, Muhammed’e en büyük ve sürekli mucizeyi vermiştir. Allah, Kuran’da peygamberlerin hiyerarşik bir üstünlük listesini bildirmez. Nitekim, müminler Allah’ın elçileri arasında bir ayırım yapmazlar:

“Elçi, Rabbinden kendisine indirilene inandı, inananlar da… Hepsi, ALLAH’a, meleklerine, kitaplarına ve elçilerine inanırlar: ‘Elçilerinin hiçbirisi arasında ayırım yapmayız.’ Derler ki: ‘İşittik ve uyduk. Rabbimiz bizi bağışla; dönüş sanadır.“ (2:285)

Allah peygamberlerini üstünlük yarışına sokmaz. Böyle bir farkllığın elçilerin ilahlaştırılmasına vesile olacağını bilir.

Bu örneklerden anlaşılacağı gibi, 4:34′de geçen “faddalellahu badehum ala badin” ifadesini, “herbirisine farklı yetenekler ve özellikler vermiştir” biçiminde Türkçeye çevirmek daha doğru olacaktır.

“idribuhunne”

4:34 ayetindeki “idribuhunne” kelimesi vardır. Bu kelime üzerinde durmak gerekir. Önce evlilik ile ilgili düzenleme yapan ayetin amacını gözden geçirelim:

Kendileriyle rahatlayıp huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması O’nun ayetlerindendir. Düşünen bir toplum için bunda işaretler vardır. (30:21)

Görüldüğü gibi evliliğin amacı sevgi ve merhamete dayalı huzurdur. Erkeğin kadını döverek sağlayacağı bir birlikteliğin bu amaca ne derece uygun düştüğü malum…

“Onları dövün” biçiminde çevrilen “idribuhunne” kelimesinin kökü “darabe” fiilidir. “Darabe” kelimesinin değişik anlamları vardır. Kur’an’da bu anlamlarda kullanılmıştır:

-Seyahat etmek, dışarı çıkmak: 2:273; 3:156; 4:101

-Vurmak: 2:60,73; 7:160; 8:12; 20:77; 24:31; 26:63; 37:93

-Dövmek: 8:50; 47:27

-Ortaya koymak: 43:58; 47:27

-(Örnek) vermek: 14:24,45; 16:75,76; 16:112; 18:32,45…

-Muaf tutmak: 43:5

-Mahkum olmak: 2:61

-Kapamak, vurmak: 18:11

-Örtmek: 24:31

-Açıklamak: 13:17 ( 2)

Görüldüğü gibi, “Darabe” kelimesi Kuran’da bir çok farklı anlamlarda kullanılıyor. Kuran’da geçmeyen anlamları  da vardır. Örneğin, Arapçada parayı “Darabe” yaparsın, yani basarsın. Nitekim “darphane” Arapça-Farsça bileşimi bir kelimedir. Arapçada rakamları birbiriyle “Darabe” yaparsın, yani çarparsın. Arapçada “greve gitmek” de “idrab” dır.

Türkçemizde de “vurmak,” kelimesi aynı şekilde bir çok değişik anlamlarda kullanılır. “Tutmak” ve “çalmak” da öyle. “Radyoyu çaldım” diyen birisi bu ifadeyle ya hırsızlığını itiraf eder, ya da radyoyu kullandığını bildirir. Nitekim “idrib” kelimesi de “çık dışarı” anlamına gelir.

Çok anlamlı bir kelimeyle karşılaştığımızda uygun olan anlamını metnin içeriğini, kullanılış biçimini ve sağ duyuyu dikkate alarak seçeriz.

“nuşuz”

4:34 ayetindeki “nuşuz” kelimesi flörtten başlayarak gayri meşru cinsel ilişkiye kadar uzanan sadakatsizlik ve iffetsizlik anlamını da içerir. Nitekim 4:34 ayetini dikkatle incelediğimizde bu ikinci anlamın sözün gelişine daha uygun olduğunu görüyoruz. “Nuşuz” kelimesinden önce geçen “(onur ve iffetlerini) tek başlarına bile olsalar korurlar” ifadesi, evlilik hayatında iffet ve sadakatin önemini vurgulayarak “nuşuz” kelimesinin anlamına açıklık getiriyor.

Dahası, aynı kelime, “nuşuz” 4:128 ayetinde sadakatsizlikte bulunan koca için kullanılıyor. 4:34 ayetinde “nuşuz” kelimesine verilen anlam (şirretlik, itaatsizlik) buraya uygun düşmüyor.

4:34 ayeti, sadakatsiz ve iffetsiz davranan eşine kocasının nasıl davranacağını öğretiyor. Bu uygunsuz tavrın başlangıcında koca öğüt vermeli. Kadın başkasıyla flörte devam ederse kocası yatakları ayırmalı. Bu da yarar sağlamaz ve kadın işi zinaya kadar götürürse o zaman kocası onu evden çıkarmalı. (4:34 ve 65:1)

Erkeğini kandırarak evlilik anlaşmasına ihanet eden bir kadını dövmek nihai bir çözüm olamaz. Ancak ayrılmak sıkıntılı da olsa  mümkündür. Bu son tavır gösterildikten sonra boşama konusu hakemler huzurunda gündeme getirilmelidir.

“Evli çiftin aralarının açılmasından endişeleniyorsanız, erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden de bir hakem atamalısınız. (Karı ve koca) barışmayı isterlerse ALLAH ikisinin arasını bulur. ALLAH Bilir, Haber alır” (4:35)

Aynı hak, “Bir kadın kocasının huysuzluğundan, yahut kendisinden yüz çevirmesinden endişe ediyorsa uzlaşmayla tekrar aralarını düzeltmeleri daha uygun. Uzlaşma daha iyidir. Kişi bencil ve kıskanç davranmaya eğilimlidir. İyilik yapar ve erdemli davranırsanız, elbette ALLAH yaptıklarınızı haber alır” .4:128 ayetinde kadına da tanınmıştır.

Doğru meal şöyle olmalıdır:

“Erkekler kadınları gözetmekle yükümlüdür. Zira Allah, herbirine farklı yetenekler ve özellikler vermiştir. Nitekim erkekler evin geçiminden sorumludur. Erdemli kadınlar, (Tanrı’nın yasasına) boyun eğer ve Allah’ın korumasını emrettiği (onur ve iffetlerini) tek başlarına bile olsalar korurlar. Onur ve namusları konusunda endişe duyduğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarınızı ayırın, nihayet onları çıkarın. Ancak, sizi dinleyip vazgeçerlerse onlara karşı bir yol aramayın. Allah Yücedir, Büyüktür.”(3)(4:34)

Sonuç:

1- Evet, erkekler kadınları dövemezler. Kur’an onlara böyle bir yetki vermez. Kur’an son Kitaptır. Kemale erdirilen dinin son Kitabıdır. Böylesine mükemmel olan bir dinin kadın haklarıyla ilgili hükmü erkeğin eline bırakılamaz. İlkel toplumlar da bile böyle bir uygulama yoktur.

2- Kur’an’ı doğru anlamak suretiyle sıkıntıların üstesinden gelmek mümkündür. Kur’an’ı erkek egemen bir toplumun gözüyle bakarak doğru anlamak mümkün değildir.

3– Dövme işi bir had (ceza) uygulamasıdır. İşlenen suça uygun cezayı vermek ve bu cezayı uygulamaya koymak devletin işidir. Şahıslar ceza kesemeyecekleri gibi bunu uygulamaya da koyamazlar. Bu durumda kaos olur. Kadına şiddet uygulamasının temelinde yatan anlayışta, Kur’an’ın yanlış anlamlandırılmasının dahli de vardır. “Allah bana dövme yetkisi vermiştir, size ne oluyor” anlayışı.

4- Bu anlayışın düzeltilmesi için ilk adımı diyanet işleri başkanlığı atmalıdır. Diyanet mealindeki Nisa 34’üncü ayetin anlamı yeniden gözden geçirilmelidir.

5- Ayetteki sıralamayı takip edersek, kadın ahlakî zaaf içinde olursa (bu durum erkek için de geçerlidir), bu duruma şahit olan erkek önce hanımıyla oturup konuşacaklar, konuşmayla sorunun üstesinden gelemezlerse, sakin kafayla düşünmeleri için bir süre ayrı odalarda kalacaklar, sorun yine çözülmez ise ayrılacaklar. Dövme ile sorun çözülmez daha da derinleşir.

İstifade edilen mealler:

1-Muhammed Esed, Kur’an Mesajı; s. 343, dipnot 42, 44.

2-Mustafa İslamoğlu, Hayat kitabı Kur’an; s.158, dipnot. 5/  Mustafa Öztürk, Kur’an meali;s. 115, dipnot.111/ Mustafa Sağ, Çağrı, Kur’an Meali; s. 692/

3- Mustafa Sağ, Çağrı, Kur’an Meali; s. 692 dipnot. 399/ Kur’an-ı Kerim Meali, Prof.Dr. Yaşar Nuri Öztürk; s.86/

4- Yaşayan Kur’an, İhsan Eliaçık; s.797, dipnot. 36/

Rüştü KAM

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: