Muhammet Erdevir’in Son Prelüdü

Muaz Ergü yazdı…

güllll.jpg

Şiirselliği yitik, efsunu, efsanesi kayıp, sert, asabı bozuk bir zamanda yaşıyoruz. Hayat bütün gizeminden, yoğunluğundan arınmış bir şekilde üstümüze üstümüze geliyor. Her şeyin kazanmaya ayarlandığı, kaybetmenin insani bir durum olarak algılanmadığı, başarı mitinin bütün mitik hikâyeleri yuttuğu bir çağ. Özlemin, umut etmenin, beklemenin kapıları çalınmıyor. Yaralı aşk masalları sadece ekranda göründüğünde kutsanıyor. Kimse aşkın ve acının yağmurunda ıslanmak istemiyor. Rüzgâr kulaklarımıza sonsuzluğu fısıldayan bir iksir değil. Çiçekler bile çiçek gibi kokmuyor. Sentetik, naylon…

Böyle bir zamanda “Son Gül İçin Prelüt” kitabıyla geldi Muhammet Erdevir. Belki bir kırıntı, bir silüet kalmıştır diyerek… Derin bir iç çekiş gibi… Buruk bir yalnızlığı koşturuyor sayfalarda, beklemeyi… Beklemeyi unutmuş bir zamanda beklemenin yüceliğini… Erdevir hikâyelerini şiirselliğin burçlarında yazmış. Mensur şiir… Gâh Anadolu’da eski bir kitapçının hatıraları arasında, gâh Sıdkı Baba’nın “Zülf-ü Kaküllerin Amber Misali” türküsünde…

“Son Gül için Prelüt” 19 hikâyeden oluşuyor. Hikâyelerde daha çok iç konuşma, içe konuşma kendini gösteriyor. Hatırlayışlar, iç hesaplaşmalar… Yazar çoğu hikâyesinde şiire çalan bir üsluba sahip. “Göğe zift dökseler, katranla da boyasalar yıldızları”, “rüya merdiveninde basamağa oturup rüyalarıma sığınıyorum”, “Çok yaram var nasılda için için” imge yüklü cümleler. “Rüyalarda Şavkıyan” hikâyesinde: “Dağlardan söz ettim sana. Bahar dallarından, denizlerden ve yosunlardan. Gözlerin ışıdı. İki göz değil iki göktaşı parladı aramızda. Geceyi aydınlatan nurlu bir mesaj olarak buğular içinde süzüldü bakışların. Doğu ufkundan gün batımına ilerleyen o nur hâlesi sonunda geldi ve kapımda durdu. Sen bile bilmiyordun nasıl parlıyordu gözlerinin içi.”

Kitaptaki hikâyeleri okurken çok hisli, hissiyatı kuvvetli, duygusal bir yazarla karşı karşıyayız. Yazar, cümlelerini sıkı bir disiplinden geçirerek yazıyor. Aslında kelimeler biraz kırpılsa şiir olacak. Sanırım Erdevir şiirin kelime kısıtlayan, daha rafine yanından kaçarak düz yazıya geliyor. Bu yazdıklarını yukarıda söylediğimiz gibi şiirsel bir forma sokuyor, imgelerin yoğunluğunu arttırıyor. Bu üslup hikâyede uzun süreli kullanılabilir mi? Ya da yaşadığımız çağı tam anlamıyla anlatabilir mi? Erdevir hikâyeyi yazarken bu çağın hikâyesini mi yazacak yoksa yazdıkları şiirsel metinler olarak kalacak mı? Bu noktaların düşünülmesi gerekir bence.

Muhammet Erdevir edebiyat öğretmeni olması ve iyi okuması dolayısıyla hikâyelerinde şiirve başka türlere de rahatlıkla yer verebiliyor. Alışageldiğimiz hikâyelerdeki gibi fazla hikâyelerinde fazla insan, kalabalık yok. Anlatıcı ve anlatıcının iç sesi var. İç konuşma… Öyküler duygu dolu… 

Muaz ERGÜ

 

Muhammet Erdevir’in Son Prelüdü” için bir yorum

Kendininkini ekle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: