Koca Kız

Cemil Kanca yazdı... Yok bir beklediği. Umudu da yok. Odanın camları buğulu. Ocaklığa iki odun daha atıyor. Radyonun sesi kısık. Davudi sesli bir adam şarkı söylüyor: “Kalbimin sahibi sensin/Orda yalnız sen varsın.” Hamur teknesinin örtüsünü kaldırıyor: Hamur iyice şişmiş. Tam kıvamı. Biraz daha kalsa, ekşir. Ellerini yıkıyor; hamuru tepsiye dolduruyor, kuzineye sürüyor. İki odun da... Okumaya Devam et →

Eski Fotoğraf

Cemil Kanca yazdı... Eski bir fotoğraf çıkarıyor kadın. Siyah-beyaz ama tertemiz.  “Bak” diyor: “Bu bir düğünde çekilmiş. Bakalım hatırlayabilecek misin?” Fotoğrafa eğiliyor adam. Gözlüklerini burnunun ucuna kadar indirip ince ince bakıyor. İlk bakışta eski bir ev ve önünde toplanmış kalabalık dikkat çekiyor. Herkes her tarafta. Tanıdık bir ev bu: Kambur Nine’nin Gannamat’taki taş evi. Ön... Okumaya Devam et →

Bir Karınca’nın Anlattıkları

Cemil Kanca yazdı... Bugün size teşekkür borçluyum. Beni, davetsiz konuk olarak odanızın duvarlarında şaşkın şaşkın dolanırken gördüğünüzde öldürebilirdiniz. Beni gördüğünüzü farkettiğimde, her şeyin bittiği korkusuna kapılmıştım ki, kendimi parmaklarınızın kıskacında buldum. Parmaklarınızın sıcaklığından öldürmeyeceğinizi hissettim. Hatta beni incitmekten çekinen bir haliniz vardı. Yüzünüze baktım ama bunu farkedemezdiniz. O bakıştaki minnet duygularını görebilmenizi ne çok isterdim.... Okumaya Devam et →

Uğultu

Cemil Kanca yazdı... Kasabalılar onlara ‘kırıkçılar’ adını yakıştırmıştı. Kırıkçılar, kahvenin; halk arasında ‘hücre’ adıyla bilinen loş odasında bir araya geliyor, gece yarılarına; çoğu kez de şafak sökünceye kadar kumar oynuyorlardı. Hiçbir zaman memnun görünmese de, işin kaymağını yiyen kahveci Barbaros’tu. Kısa boyu, sarkmış göbeği ve ağzından düşmek bilmeyen piposuyla, odaya her giriş-çıkışında keyfi biraz daha... Okumaya Devam et →

Bir Kültürün Talanı

Cemil Kanca yazdı... Tarihle tanıştığımızda ilk bilgilerimiz ‘Mezopotamya’ ile başlar. Tarihin diğer adı ‘Mezopotamya’dır da diyebiliriz. Tarihi, yazının keşfiyle başlatan bir uygarlığın varlığını kabul ediyorsak, 'Mezopotamya’nın da ‘Tarih’in beşiği olduğunu kabul ettiğimiz sonucuna varırız. Mezopotamya: Beyin sancısının duyulduğu ilk toprak. İlk ozanların ilk dizeleri düştüğü, ilk filozofların düşünceyi keşfettiği yer. İnsanın ‘Tanrı’ kavramını içselleştirdiği iklim.... Okumaya Devam et →

Susmuşluk

Cemil Kanca yazdı... “Elleri ne kadar da ona benziyor” diye geçiriyor içinden. Kapı aralığından bir tek ellerini görebiliyor da ondan böyle düşünüyor. Hiç hatırlamak istemediği anıları canlanıyor. Üzerinden bunca yıl geçtikten sonra belleği onunla oyun oynuyor olmalı. Çapraz kompartımanda oturmakta olan adam gerçekten o mu? Bindiği tren derin bir koyaktan geçiyor. Karşı yamaçlarda serpiştirilmiş gibi... Okumaya Devam et →

Sözcükler

Cemil Kanca yazdı... Tam içimin sesini duyduğum anda bir perde düşüyor aniden. Demirden, iri, hantal... Toz bulutu: Göz gözü görmüyor, ses kesiliyor. Bir kuyu: Eski yanmış tuğlalardan. Eski ustaların özensiz ördüğü duvarlarında bir yansıma. Ortasına kimin attığı bilinmeyen koca bir kayanın çıkardığı uğultu. Vakit ne zamandır? Akşamın alaca karanlığı mı? Ağaran günün şafak sancısı mı?... Okumaya Devam et →

Soruların Seyir Defteri

Cemil Kanca yazdı... Her şey ‘ne’ sorusuyla başlar. Çocuk sorar: Bu nedir baba? Babanın yanıtı kısa: Kalem. Çocuk bu kez annesine döner: Bu ne anne? Baban söyledi ya! Kalem. Her eşya için ‘ne’ ile başlayan soruların ardı arkası kesilmez. Sonra nasıl, nerede, niçin ve ne zaman soruları gelir. Bir de buna ‘kim’ sorusunu eklediğinizde kendi... Okumaya Devam et →

Yağmurlu Bulut

Cemil Kanca yazdı... Kaç gökyüzü tanır insan bir yaşam boyu ve kaç yağmurlu bulut? Her yanımız geçmişin işaretleri: Pörsümekte olan deri. Gizlemek istesek neye yarar ki?Solgun ve bitkin bir yüzün söylemek istediği yaşamışlık, yaşlanmışlık mı? Taşımakta olduğumuz şu sancılı yürek: Kutsamayı kör bir kuyuda öğrenmiştir.Korku duvarlarıyla örülü. Ödünç yüzlerimizle en iyi tanıklarıyız çağın. Işıksız bir... Okumaya Devam et →

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: