Dünyanın Öbür Ucu

Yasemin Kapusuz yazdı... Gittim. Dünyanın öbür ucuna kadar yolun var, dedi. Nasıl gidileceğini bilmiyordum ama yolcusu çoktu oranın. Kime sorsam bilirdi. Sora sora dünyanın öbür ucu bulunurdu nasılsa. Kirli çamaşırlara öyle bir gömülüşü vardı ki… Ben gidiyorum, diyebildim sadece. Ekibim hazırdı. Yolun açık olsun, dedim kendi kendime. Şu an kimsenin umrunda değilim, diyordum ki babaannem... Okumaya Devam et →

Babalar ve Bayramlar

Mustafa Everdi yazdı... Bayramı bekliyorum. Daha çok oğlumu aslında. Bir yerde dikiş tutturamadı. Şöyle iyi bir maaşla devlete atamadı kapağı. Zengin olmanın yanından hiç geçemedi. Varsa yoksa okumak, yazı, kitap. Gül gibi şehrimize sığmadı, gitti İstanbullara. Hayatım ev tarla kahve arasında geçen bir çiftçiyim. Okuma imkânı bulamadım. Oğlum kızım okusun diye çok çalıştım yalnız. Ne... Okumaya Devam et →

Muhabbet(li) Bir Çay

Hüzeyme Yeşim Koçak yazdı... “Hac farizasını eda ettikten sonra memleketine dönen hacının, işinin ilerlemediğine, ömründe, ibadetinde, kazancında bereket bulmadığına şaşarım.” Hazreti Ömer Farklı bir koşturmacanın içindeydiler. Selim Bey’in genel rahatsızlığı sürdüğü için, yakındaki Sağlık Ocağı’na gidip, ilâç yazdırmışlardı. Çocuklar için Türk Pazarı’ndan bir kaç oyuncak seçmişlerdi. Yumurtlayan tavuk, kitap okuyan sarışın bebek, yere atılınca ışıldayan... Okumaya Devam et →

Cinni Buzaa

Zühre Gökçay yazdı... Gözüne bir gözükür var diyordu Şehnaz .Bu kızın gözüne bir gözükür var anam!Yosam bu kadar ağlar mı heç! Zatin Efendi de demiyor muydu ? -At şu kızı ırmağa Şaynaz hatın, at da sen de kurtul biz de sesinden… Yer döşeğini cağlığın yanına, eşiğin hemen önüne sermişti Şehnaz kadın. Yarı yatar şekilde Gülümser'in ağzına... Okumaya Devam et →

Koca Kız

Cemil Kanca yazdı... Yok bir beklediği. Umudu da yok. Odanın camları buğulu. Ocaklığa iki odun daha atıyor. Radyonun sesi kısık. Davudi sesli bir adam şarkı söylüyor: “Kalbimin sahibi sensin/Orda yalnız sen varsın.” Hamur teknesinin örtüsünü kaldırıyor: Hamur iyice şişmiş. Tam kıvamı. Biraz daha kalsa, ekşir. Ellerini yıkıyor; hamuru tepsiye dolduruyor, kuzineye sürüyor. İki odun da... Okumaya Devam et →

Eski Fotoğraf

Cemil Kanca yazdı... Eski bir fotoğraf çıkarıyor kadın. Siyah-beyaz ama tertemiz.  “Bak” diyor: “Bu bir düğünde çekilmiş. Bakalım hatırlayabilecek misin?” Fotoğrafa eğiliyor adam. Gözlüklerini burnunun ucuna kadar indirip ince ince bakıyor. İlk bakışta eski bir ev ve önünde toplanmış kalabalık dikkat çekiyor. Herkes her tarafta. Tanıdık bir ev bu: Kambur Nine’nin Gannamat’taki taş evi. Ön... Okumaya Devam et →

Bir Karınca’nın Anlattıkları

Cemil Kanca yazdı... Bugün size teşekkür borçluyum. Beni, davetsiz konuk olarak odanızın duvarlarında şaşkın şaşkın dolanırken gördüğünüzde öldürebilirdiniz. Beni gördüğünüzü farkettiğimde, her şeyin bittiği korkusuna kapılmıştım ki, kendimi parmaklarınızın kıskacında buldum. Parmaklarınızın sıcaklığından öldürmeyeceğinizi hissettim. Hatta beni incitmekten çekinen bir haliniz vardı. Yüzünüze baktım ama bunu farkedemezdiniz. O bakıştaki minnet duygularını görebilmenizi ne çok isterdim.... Okumaya Devam et →

Namık Bey’in Tren Yolculuğu

Cemil Kanca yazdı... Yaşlı adam kompartımanın penceresinden gardaki kalabalığı izliyordu. Uzun zamandır boşaltılmadığı her halinden belli olan küllükteki izmaritlerin ağır kokusuna aldırış etmeden orasından burasından yırtılmış koltuğuna yaslanıp göğün uzak katlarında gözlerini dinlendirdi. Gözlüklerini kadife bir bez parçasıyla silip gözüne taktı. Trenin kalkış saatine az bir zaman kalmıştı. Rötarlı bile kalksa umurunda değildi ya yine... Okumaya Devam et →

WordPress.com.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: